20 Ekim 2017 Cuma, 11:59

 1-Murat TAŞKIN (BİZDEN SÖYLEMESİ)

Hatboyu’ndaki olumsuzlukları izlemeye devam edeceğiz anlaşılan…

492

Eskişehir’de demiryolu yeraltına alındı.


Üzerinde, şehrin ortasından geçen koca bir bulvar çıktı ortaya.


Normalde…


Belediye iktidar partisinden olsaydı, bu oluşan bulvarda ter türlü tasarruf belediyeye verilirdi.


Eskişehir’de belediye iktidar partisinden olmadığı için söz konusu bulvarda tasarruf TCDD tarafından kullanıldı…


Sırf, farklı partiden olduğu için bulvarın kullanım tasarrufunu belediyeye bırakmayan TCDD aslında kendisine uzak olan bir işe kalkıştı.


Önce, Eskişehirlilerin büyük çoğunluğunun (Buna bazı AK partililer de dahil) beğenmediği bir düzenleme çalışması yaptı bulvarda…


Ortaya çıkan düzenleme sonrasında bulvar üzerindeki çöplerin toplanmaması uzun süre kamuoyu gündemini meşgul etti.


Aynı bulvar, üzerindeki kafelerin ihalesi ve bu ihale sonrası Büyükerşen’e yapılan saldırı ile gündeme geldi…


Son olarak da, Bulvar üzerinde aydınlatmaların bir haftadır yanmaması ve hava kararınca koca bulvarın zifiri karanlığa bürünmesi çıktı karşımıza…


Sonuç olarak…


Hatboyu, demiryolu yer altına alındığı günden bu yana sürekli olumsuz olaylarla gündeme geliyor.


Bunun tek nedeni, TCDD’nin uzak ve yabancı olduğu, kısacası bilmediği bir işi mecburen üstlenmiş olması…


TCDD nin bu zorla üstlendiği işten vaz geçmesi bu ortamda mümkün değil.


Zira…
Yukarıda da söylediğimiz gibi Hatboyunu devredeceği belediye iktidar partisinden değil.


O yüzden…


Başından beri sürekli karşılaştığımız olumsuzlukları bundan sonra da duymaya devam edeceğiz galiba…


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


Cahillik ne güzel… Her şeyi biliyorsun…


 


Bilgi sahibi kişiler, bilgisiz kişiler karşısında, çoğunlukla başarısız olur…
Zira…
Bilgi arttıkça, şüpheye düşme ihtimali de artar.
Bu durum bilgisiz ve niteliksiz insanlar için geçerli değildir.
Çünkü…
-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, olmayan niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Cahilliğine rağmen her şeye hakkı olduğu iddiası ile ortalıkta öylece dolaşırlar.
-Kesinlikle dinlemezler ve ezberlerine yerleştirdikleri birkaç cümleyi söylemek için çırpınırlar.
-“Yalan” en büyük dikkat çekme silahlarıdır.
-Herkesin kendisini sevdiğini zannederler, nefret edildiklerini bir türlü kabullenmezler.
-Kesinlikle mahcubiyet duymazlar ve en iğrenç olaylara neden olduklarında bile haklı olduklarını zannederler.
-Yüzleri asla kızarmaz çünkü, organizmalarında o bölüm doğuştan iptal edilmiştir.
Fakat…
-Boş teneke gibi çok ses çıkardıkları için de, toplum içinde en çok dikkat çeken onlardır.
-Kariyer basamaklarını hızla tırmananlar ise genellikle zorba ve kendisini kurnaz olarak gören yine bu cahiller olurlar.

Ne yazıktır ki;
Siyasette, İş yerinde, arkadaş ortamında, bakkalda veya manavda bu tiplere her an rastlamak mümkündür.
Yukarıda yazdıklarımız, Psikolojide Kruger Sendromu’nun ortaya koyduğu tespitlerdir.
Bu yazıyı okuyup da “Kimin için yazdı acaba?” diye boşuna kafa yormayın.
Yazının gittiği herhangi bir adres yok.
Aslına bakacak olursanız, yazının gideceği adres bir hayli de çok…


***


Esnaf dükkanına gösterdiği özeni…


 


Esnaflık zordur.


Sabahın erken saatinde kalkıp açacaksın, akşam olunca kapatacaksın.


Hafta sonun olmayacak.


Alışveriş miktarı günü gününü tutmayacak.


Bazı günler siftah bile yapmadan kepenk kapatacaksın.


Sattığının yerine yenisini koyabilmek için çaba harcayacaksın sürekli.


Vergiler, elektrik, su, sigorta. Kazandığının yarısından fazlası devlete gidecek.


Belirli aralıklarla dükkanı yenilemek gerekecek.


Aylarca kazandığın belki bir çırpıda yenilemeye harcanacak.


Ama ne yaparsın. Ekmek teknesi işte…


Çok esnaf dostumuz var…


Zaman zaman gözlemliyoruz onları.


Örneğin: Lokanta sahibi olan var içlerinde…


Bir keresinde, lokantasına gelen müşterilerden birinin küçük çocuğu, masadaki bıçağı alıp, masanın üzerini carttt diye boydan boya çizmişti. Bunu gören lokanta sahibi dostumuzun İçinin cız ettiğini hissetmiştik. Nasıl etmesin ki, yeni almıştı masaları. O çocuk sanki masayı değil de, lokanta sahibi dostumuzun göğsünü yarmıştı elindeki bıçakla…


Konfeksiyon mağazası olan başka bir dostumuzun en büyük korkusu, bayan müşterilerle birlikte işyerine gelen çocuklarının ellerinde tuttuğu dondurma ve şekerlerdi. Gün boyu müşterilerinin çocuklarını takip ediyordu mağaza içinde. Ellerindeki yiyecek ve içecekleri elbiselere bulaştırıp, kirletmemeleri için resmen bekçilik yapıyordu.


Hediyelik eşya mağazası olan diğer bir dostumuzun da kâbusu, dikkatsiz müşterilerdi. Vergi müfettişlerinden bile daha çok korkuyordu dikkatsiz müşterilerden. Biri bir şeyleri devirecek ve kıracak diye aklı çıkıyordu.


Kolay değil tabii.


Yukarıda da söyledik ya sonuçta ekmek teknesi işte…


Esnaf olmak bu açıdan bakıldığında gerçekten zor…


Eminiz, bütün esnaflar yukarıda verdiğimiz örnek misali işyerlerine bu denli özeni gösteriyorlardır.


İşyerleri ile ilgili çeşitli korkular yaşıyorlardır.


Ancak…


Bir türlü anlayamadığımız husus, aynı esnafların kendi işyerleri için gösterdiği o özeni, dükkânının önündeki kaldırım ve sokak için neden göstermediği…


Anlayamadığımız husus…


Masasının üzeri çizildiğinde içi cız diyen esnafın, dükkanına gelen malı indirirken ya da  yerde sürüklerken tahrip ettiği kaldırım için niye aynı hissi duymadığıdır…


Anlayamadığımız…


Mağazasında sattığı elbiselerin kirlenmemesi için çaba harcayan esnafın, saçma sapan ve orası burası yırtık torbalara doldurduğu çöple, insanların yürüdüğü kaldırımların kirletmesine yol açıyor olmasıdır…


Halbuki…


Esnafın kendi işyerine gösterdiği özenden fazlasını sokağı, mahallesi ve şehri için göstermesi gerekmez mi?


Olmuyor işte…


Hepsini aynı kefeye koymayalım ama ne yazık ki çoğu esnaf dükkanına baktığı gibi dükkanının önünden geçen kaldırıma, sokağa ve mahalleye bakmıyor işte…


***


BİRAZ DA GÜLMEK LAZIM



Yaşlı amca Viagra adlı bir ilacın piyasaya salındığını duymuş. Ancak nereden ve nasıl temin edileceğini bilmiyormuş. Torununa başvurmuş bu konuda:
- At bakalım büyükbaba 10 milyon lira ortaya. Demiş bıçkın torun:
- Sana bulayım o ilaçtan...
- Şimdi yanımda yok demiş büyükbaba:
- Sen ilacı al ben odana bırakırım 10 milyon lirayı... Torun ilacı sağlayıp büyükbabasına vermiş. Ertesi akşam işten dönünce odasına bakmış bir kenarda 100 milyon lira duruyor.
Dışarı seslenmiş:
- Büyükbaba ilaç 10 milyon liraydı sen 100 milyon vermişsin.
- Ben 10 milyon verdim evlat demiş büyükbaba:
- 90 milyon da büyükannen verdi...


 


 

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar