24 Nisan 2017 Pazartesi, 08:24

 9--Ahmet URFALI (DOLUNAY)

EMİRDAĞ TÜRKÜLERİNDE ŞİİRSELLİK

380

 Boz toprakta rızkını arayan insanımızın hüzünlü bir haykırışıdır bizim türkülerimiz.


            Türkülerimizdir, dayanılmaz hasretlerin, akıl almaz kahramanlıkların, kılıç zoruyla sağlanan iskânların, sürüp giden  kavgaların, kerem yanığı sevdaların terennümü.


       Umudunu yitirmeyen yoksulların ortak bir yakarış dilidir bizim türkülerimiz.


     İsyan yoktur, ıstırap iniltilerinin ince bir sızısı vardır, elemi gözlerden yaş olup damlayan.


      Anadolu semasının altında bir akşam vakti, kerpiç duvara yaslanıp Allah’a meramını açmak, içini dökmektir bizim türkülerimiz.


    Kıraç toprağın sesidir, yel tozunu kaldırdığında, önüne alıp götürdüğünde gevenleri. Acısı yüreğe düşen bir bıçak yarasıdır, ağlaması göze düşen, üzüntüsü yüze düşen, uğunması dize düşen…


      Türkmen ellerinin ağır ağır gitmesi, kalkıp göç etmesidir. İçteki derdin anlaşılmasıdır bizim türkülerimiz.


    Lokman Hekim’in tedavi için verdiği ilacın yaraları azdırmasıdır.


    Yaylada yazıda bir göç çığlığıdır, mayası naralarla yoğrulmuş. alnı akıtmalı tayların kişnemesi, karagöz kuzuların melemesi, bozca potukların bozulaması ile çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının uğultularının Türkmence söylenmesidir .


    Onun  ellerine çisil çisil iner yağmur, Sarar bir anne merhametiyle nasır aralarını. O, Anadolu toprağı gibi cömert  ve vefalıdır. İlhamını asırlık bekleyişlerden alır,


      tabiatın sesidir, boran uğultusudur, sel gürleyişidir. Sarı buğdayın boyun büküşüdür hasretlere…


  Oğuz’un duygu yumağıdır, söylendiğinde ağlatan, duyulduğunda sızlatan. Toprağından  ürününü hasat ederken koparılan feryattır.


      Aşkını söyleyemeyecek kadar utangaç, inkara yönelmeyecek kadar edepli, acısını yüreğine gömecek kadar erdemli olan kavruk insanların iniltisidir. Ay ile halleşmek, karayel ile dertleşmektir. Ahları göğü sarsan bir çığlıktır. Bizim türkülerimiz, ümitlerine ayaz değen insanın sızısını içine ılgıt ılgıt akıtmasıdır. Metruk  evlerin hicranı, gurbetlerin ağıdıdır. Dayanılmaz hasretlerin, zamansız gidişlerin hüzünlü sesidir. Kederle yoğrulmuş göz yaşıdır .Milletimizin kültür derinliklerindeki  mutabakatın aşikar dilidir. Türküleri yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür.


   Çoğu isimsiz bir halk sanatçısı tarafından yakıldıktan sonra, yüz yıllar boyu halk denilen büyük ustanın tashih ve tezhibinden geçen türkülerimiz, milletimizin büyük tecrübesini sese ve söze bürünmüş birer mucizesidir.  Bizi tanımak isteyenler türkülerden yola çıkmalıdır, türkülerdeki damıtılmış "şiir balı"nı bulmalıdır.


 


        Ezgi ve sözün birlikte hayat verdiği türkülerimiz, milletimizin tarih içindeki duygularını yüklediği bir arşiv niteliğindedir. Milletimizin nabzı türkülerde atar. Aşkı, acıyı, ayrılığı, gurbeti, sılayı nasıl algılamamız gerektiğini bize türküler öğretir. Yemen'in feryadı, Çanakkale'nin çığlığı onlarda saklıdır. Bizi yüz yıllar ötesinden gelen bir sevgi ve heyecanla birleştiren türkülerimiz bütün gönülleri birbirine kenetleyen en kuvvetli dildir.  


Dil, ortaya çıkışı ve sistematiği bakımından nasıl gizemli, metafizik bir özellik taşırsa, türkü ile simgeleştirilen müziğimiz de tıpkı öyledir. Bizleri, bir tespihin ipine dizer gibi Türkçenin etrafında toplayan güç, aynı zamanda türkülerin de etrafında kenetlemiştir. Biz bu Türkçenin ve bu türkülerin çocuklarıyız. Aynı türküye söyleyenler ,ancak gönül kardeşliğini kurabilirler.


    Çoğu isimsiz bir halk sanatçısı tarafından yaratıldıktan sonra, yüz yıllar boyu halk denilen büyük ustanın tashih ve tezhibinden geçen türküler, milletimizin büyük tecrübesini sese ve söze bürünmüş birer mucize olarak karşımızdadır.


 


Bizim kültürümüz bir ummandır. Kültür değerlerimiz asırlarca bin bir zahmetle oluşmuştur. Birike birike, halkın muhayyilesinden geçip çeşitli tecrübelerle son şeklini almıştır. İçerisinde bulunan yabancı unsurlar, sosyal elekten geçirip ayıklanmıştır. Bütün bunlar bir anda olmamış, bütün nesillerin seferberliğiyle emek verile verile bugünlere ulaşmıştır. Yüzyıllardır duygularımızı, düşüncelerimizi hep türkülerle dile getirmişiz, dertlerimizi türkülerle anlatmışız birbirimize. İnsana huzur veren o güzelim nağmeleri dinlerken, mis gibi, temiz, mübarek bir Türkçe eşlik eder bize. Buram buram Türkçe kokmaktadır, buram buram Anadolu. Bazen bir aşığın sevdasına şahit oluruz, bazen bir dervişin yakarışına. Bazen de hiç bilmediğiniz çok uzak diyarlarda çalınan hoş bir kaval sesi duyarız. Türkülerin tadı anlatılmaz, yaşanır.


 


            Bir gurbet akşamında, sıla hatıra düşünce; hasret yürekte kor olur. Sol böğürde bir sancı başlar. Sanırsın sular yanar tutuşur. Akşam, kuşlar yurduna yuvasına dönerken, kanat çırpışlarına iç geçirilir. Suya inen akşamlar, daha bir kasvetlidir. İşte, o demde imdada kuşlar ve türküler yetişir. Hasretimizi, sevgimizi kuşlara ve türkülere emanet ederiz.


Kahır çemberi, yakamızı bırakmasa da türkülerle avutmaya çalışırız gönlümüzü. Gurbet baştan başa kahır, baştan başa hasrettir; türküler, hasret acısını dindiremese de bir nebze olsun hafifletir. Türkülerimizdir, bizim şeceremiz. Bizi, hâlihazırda ve gelecekte yaşatır. Hüznümüz, sevincimiz , abadlığımız ve felaketimiz onlarla dillenir .O  yüzden gurbette de sılada da türkü dinlenir, söylenir. Çünkü, Anadolu’da hasreti hem gurbetteki çeker, hem sıladaki. Bizim lügatimizde hasret ve gurbet sözcüğü diğer dillerden daha derin anlamlar taşır.


               Biz hem türkü söylemeyi  hem de türkü dinlemeyi de severiz. Tüm duygularımızı türkülerle dile getirmeyi sosyal hayatımızın bir gereği olarak  görürüz. Söze sanat katmasını biliriz. Ege’yi İç Anadolu’ya bağlayan eşikte, uzakta kalmış ve dağılmış Boz-ulus Türkmen kültürünün sesini, sözünü ve makamının damgasını taşırız.


      Türkülerimizde kuşlar birer simgedir. Sevda, hasret, ayrılık onlarsız dile getirilirse, tek kanatlıdır sanki. Zaten bazı kuşların adının söylenmesi yeter. Adını duyanda hemen bir şeyler çağrıştırır . Türkülerde kuşların kendilerine yer bulmasının nedeni budur herhalde. Bülbül, zarı zarı ağlayan bir âşıktır. Güvercin ak pak sevgili. Turna, özgürlüğün, geleceğin, ve hasretin anlamını top yekun uhdesinde taşır. Gönüldeki hasret , sevgi, selâm turnalara emanet edilir. Ayrılık acısına merhem umulur. Bizim sevgimiz, hasretimiz, sılamız, gurbetimiz; türkülerimizle ve kuşlarla harmanlanmıştır. Acımız ve aşkımız gönlümüzde demlense de türkülerde dile gelmiştir. Kıskançlığımız hasetten değil, sevgidendir bizim. O nedenle “Üstünde uçan kuşların tutup kanatlarını yolasım gelir .” diye feryat figandadır türkülerimizde yürekler. Biliriz ki gözlerinden güvercinlerin su içtiği bir peri sılada bizi bekler. Bizim türkülerle ve kuşlarla bu denli hem dem olmamız nedensiz değildir. Bozkır ile  türküler iç içedir. Bu durumu bozkırın içine girerek, onu dinleyerek öğrenebilirsiniz.  Bozkırın sesi bizatihi bir türküdür. Bozkırda suyun şırıltısı, yağmurun toprağa sarılışı, rüzgarın uğuldaması  başka bir dünyanın kapısını aralayacaktır. Gök kubbenin altında elinizi yıldızlara uzatırsanız onlara dokunmanız mümkün olabilir.


 


Türkülerle ve kuşlarla dile gelir hasretler.. hep bir ağızdan söylemeliyiz ki sesimiz gür çıksın..


 Uzaklardan bir türkü gelir, gırtlak seslerinin baskın vurgulandığı. Kulak işitir, yürek burkulur.


Suvermez bağında yeşil üzüm var


Eğlen kaşı karam bir çift sözüm var


Utandım da diyemedim yüzüne


Benim sende ta küçükten gözüm var


 


Burada insanlar arlıdır, haya ederler dile düşmekten ve utanırlar, sevdalarını yüze karşı söylemekten. Bu yüzden sevdalarının gizli lisanı olmuştur türküleri. Tıpkı ;’Mani oluyor halimi arza hicabım’ şarkısında olduğu gibi. Veya  Karacaoğlan’ın şiiri gibi.


 


Şahinim var bazlarım var


Tel alışkın sazlarım var


Yâre gizli sözlerim var


Diyemiyom ele karşı


 


Bu anlam ve edebi benzerlikler ,Emirdağ müzik kültürünün duyuş ve deyiş  özelliklerini yansıtmaktadır.


 


Emirdağ kültürünün en önemli öğelerinden olan türkülerimizde yüksek bir edebi estetik hemen dinleyenleri sarıverir.


 


‘Yeşili kuşanmış alın üstüne


Tereyağı dökmüş balın üstüne


Eğer yârim geçtiğini bileydim


Gül yağı dökerdim yolun üstüne’ dörtlüğünde geçen  ana tema; kadının yüceltilmesi yanında bu duyuşu  sanatsal bir söyleyişle ifade edilmesidir. Bu söyleyiş, Emirdağ insanının gönül derinliğini göstermesi bakımından önemlidir.


 

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar