17 Kasım 2017 Cuma, 20:24

 9--Ahmet URFALI (DOLUNAY)

BALKAN ACISI

676

 


         Göçlerin en acıklısıydı ve sen ağlardın her kimin hikâyesini dinlesen.


Oysa şanlı bir fetihle başlamıştı Balkan macerası, şimdi kanlı bir bozgunla sona eriyordu.


Bu göç, ateşten bir gömlekti; Balkan acısıydı bu, Evlâd-ı Fatihan’ın bilmediği bir dili konuşuyor, göstermediği bir davranışı gösteriyordu komitacılar: Bunun adı vahşetti.


Yüz yıllardır kendilerine uygulanan adalet, hoşgörüden nasip almamış vahşiler, çoluk çocuk demeden efendilere saldırıyor, mallarını yağmalıyor, canlarına kastediyorlardı.


Viyana başarısızlığı (1683), Budapeşte’nin düşmesi (1699) felaketlerle dolu göçün başlangıcı olmuştur.


         Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu


         Bülbülün figanı bağrımı deldi


         Gül alıp satmanın zamanı geldi


         Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i


 


         Çeşmelerde abdest alınmaz oldu


         Camilerde namaz kılınmaz oldu


         Mamur olan yerler hep harap oldu


         Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i


 


         Kıble tarafından üç top atıldı


         Perşembe günüydü güneş tutuldu


         Cuma günüydü Budin alındı


         Aldı Nemçe biz nazlı Budin’i.


 


Nazlı Budin’in kaybediliş ızdırabı yüreklere türkülerle kazınmıştır.


Rumi 1293’te olması nedeniyle tarihe Doksanüç Harbi diye geçen Büyük Bozgun’da Ruslar, Türkleri Balkanlardan atmak gayesiyle her türlü vahşeti, kıyımı, talanı uygulamışlardır.Alınan ağır mağlubiyet sebebiyle halk, Balkan yenilgisine ‘’ Balkan Hacaleti (utancı) ‘’ demiştir.


Tüyler ürpertici facialar yaşanmıştır.


         Adlı, şanlı Osman Paşa


         Boyun eğmiş esir gider


         Olur mu, beyim olur mu ?


         Evlat babayı vurur mu?


 


Ağıtlarla yaşanır büyük acılar, ağıtlar Balkan Faciası’nın söz tanıklarıdır:


         İki turnam gelir alnı kareli


         Birisini avcı vurmuş aman,


         Sinesi yareli


         Bu yavruya sorun aslı nereli


         Vatan deyip çekmiş gider aman


         Telli turnalar


         İnme turnam, inme burada kış olur


         Turnamın bastığı yerler aman,


         Kademi güç olur


         Böyle kalmaz, elbet sonu (h)oş olur


         Vatan deyip çekmiş gider aman


         Fakir turnalar


         Genç yaşta sırf Türk olduğu için şehit edilen Süleyman’ın ağıdı, Balkan Türklüğünün ortak bir feryadıdır:


                   Sülman senin kaşın gözün yay mıdır


                   Teneşirdan akan sular kan mıdır


                   Sülman gibi şu Kırçma’da (Kriçim’de) var mıdır


                   Kıymayın canıma, ben dünyama doymadım


                   Eller gibi ben ecelimden ölmedim


                   Pazarçık’a vardım ben bubama sormadım


                   Sol yanımdan kurşun urdu duymadım


                   Şu genç yaşta ben dünyama doymadım


                   Kıymayın canıma, ben dünyama doymadım


                   Eller gibi ben ecelimden ölmedim


         Göç, Balkan Türk’ünün alınyazısıdır. Fetih boyunca Anadolu’dan getirilen Türkmen aşiretleri Balkanlara yerleştirilmiştir. Buraya kök salınmıştır. Birbiriyle savaşan Balkan kavimlerine barış, adalet, sevgi, hoşgörü getirilmiştir.


         “Her kemalin bir zevali vardır.” hükmünce zeval vakti katliam ve soykırım olarak gelmiştir. Vatan yapılan topraklar, kana bulanmıştır.


                   Yağmur yağdı sel oldu


                   Dereler taştı doldu


                   Ben vatanımdan ayrıldım


                   Zalim Bulgar sebep oldu


 


         Hani türkü, hangi ağıt dindirebilir acısı yüreğe düşen sızıyı?


                   Bir sabah namazı çıktım odamdan


                   Vatanı terk edip gittim oranda


                   Gam için mi yaratmış bizi yaradan


                   Gider millet vah ayrılık deyu


                   Yanar millet ah vatan deyu


 


         Türk’ün kaderinde gam vardır,


                                      ayrılık vardır,


                                               göç vardır.


 


         Son olarak, Türklüğünü ifade etmek isteyen kardeşler hapishanelere tıkılmış, ölüm kamplarına alınmış ve kurşuna dizilmişlerdir.


                   İçinizden biridim


                   Karlar gibi eridim


                   Anadilimiz için


                   Hapislerde çürüdüm


 


                   Gide gide yoruldum


                   Sular gibi duruldum


                   Üzülme anneciğim


                   Türkçem için vuruldum


 


         Belene kampı, yapılan zulümlerin simgesidir.


                   Belene dedikleri


                   Cehennemdir cehennem


                   Babam, ben görmeden gitti


                   Şimdi de ölmüş annem


 


         Göçerlerin en acıklısıydı ve sen ağlardın her kimin hikâyesini dinlesen.


         Sen onlardandın, Uluğ Türkistan’dan kalkıp göçe karar verdiğin günden beri.


         Osmanlı’nın gözyaşıdır Balkan Faciası, acısını yeryüzü Müslümanlarının içine düşen.


         Sen bugün gök gözlü, sarışın muhacirlerin yüzlerindeki hüznü, atalarının çektiği çilelere bakarak daha iyi anlamlandırabilirsin.


 


         Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlardır. Onlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişiyle övdükleridir:. “Düşmanla sonuna kadar dövüşenler” çekilen ordunun ri’cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.’’


400 yıl boyunca Türklüğün nakış nakış işlendiği 6 milyon Türk nüfuslu 173.000 km²’lik vatan kaybedilmiş. bir Anadolu kentinden farkı olmayan nazlı Üsküp, mağrur Manastır, şenlikli Selanik terk edilmiştir.


Yiğitliğin harman yeri şehirler vahşi bir katliamla ortadan kaldırılmıştır.


Bozgunun mağlup insanları derin düşünceler içinde kaybedilen vatan için dramatik duygu seline kapılırlar: Yarbay Hafız Hakkı Bey, bu acıyı, bu bozgunu, bu utancı şöyle dillendirir:


      ‘’ Mazisiyle benliğime, ruhuma kuvvet veren Fatih minarelerinden bir sürü ruhlar bana ‘Ey Meşhed’i bırakan bedbaht ordunun subayı! Hâlâ nasıl yaşıyorsun diyor!’ Bütün ordunun bozgunlukları yüreğimi çökertiyor, yüzümü yerlere kapattırıyor. Kan ağlayan kalbim kalan vatan parçalarının bütün güzellikleri için kardeşini kaybetmiş bir insan şefkatiyle titriyor…


Bu kadar elemlerden bu kadar kara günlerden sonra beni yaşatan, bu kadar lekeli bozgunluklardan sonra bu üniforma ile milletin karşısına çıkmak cüretini veren, içimi yakan bu büyük emelin intikam ateşi ve Milletle Ordunun gençliğinde gördüğüm ümid-i istikbâl nûrudur…


Sen çalınmış, kaybedilmiş, yağmalanmış vatanların çocuğusun.


Hazırla yüreğini yeni zaferlerin şölenine.


 


 


 


 


 


 

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar