18 Temmuz 2018 Çarşamba, 17:33

 9--Ahmet URFALI (DOLUNAY)

“Kültürümüzü kadınlarla el ele vererek yaşatıyoruz”

1441

Siz, kültürel etkinliklerde adınızı ilk defa Tepebaşı Belediyesi Anneler Tiyatro Topluluğuyla duyurdunuz. Yola çıkarken amacınız neydi? Amaçlarınızı ne ölçüde gerçekleştirebildiniz?


Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Anneler Tiyatro Topluluğunun 10 yıldır Genel Sanat Yönetmenliğini yapıyorum. Bugüne kadar yaklaşık 3 bin kadına tiyatro, dans, halk oyunları geleneksel giyim, vs. eğitimler verdim. Bu eğitimler hala devam etmektedir ve herkese açıktır. İsteyen katılabilir. Başarı sertifikası da sahne almaktır.


Anadolu halkının binlerce yıldır yarattığı, yaşattığı kültürü kadınlarımızla el ele vererek yaşatmak, aktarmak, bütün dünyaya tanıtmak, görsel bir hafıza yaratmak amacımdır.


Hedefim atalarımızdan miras kalan bu zengin kültürü temel alıp, geliştirip gelecek nesillere aktarmak. Hedeflerimin bir kısmını gerçekleştirdim. Henüz oluşum aşamasında çalışmalarım da var.İlerleyen günlerde hep birlikte tanıklık edeceğiz, İnşallah. Bugüne kadar Anneler Tiyatro Topluluğu olarak;


Karanlıkların İnadına


Sandığımı Açamadım


Biz Havva’nın Kızları


Kalpağında Gül Oya


Korkma


Ve Kadınlar Yeniden


Düğün ya da Davul.


Anadolu Bacıları olarak ise;


 Gelin Övme


Gelin Ağlatma


Türkmen Kınası oyunlarını sahneledik. Oyunlarımızı Eskişehir merkezli olarak Antalya ve İzmir'de gerçekleştirdik.Konya, Antalya ve Ankara'da sahnelemek üzere planlamamızı yaptık. Macaristan Türk Kurultayına gitmek için girişimde bulunduk. Bunların yanı sıra, ‘’Yörükler’de Kadın Olmak’’ üzerine fotoğraf sergisi ve Zeki Oğuz -Emel Örgün ile söyleşi  düzenledik.


 


Hayme Ana, Türk tarihinde ‘’Devlet Ana’’ diye de anılmaktadır. Osmanlı Devletinin kuruluşunda birinci derecede rol oynamıştır. Derneğinize Hayme Ana adını da eklemenizdeki temel düşüncesi nedir?


Tarih bize bir miras sunduğu gibi omuzlarımıza da bir sorumluluk yükler.Türklerin geçmişteki tüm sosyal hayatları incelendiğinde kadınlarımız hiç ikinci planda kalmamıştır. Bilakis kadınlarımız ülke yönetiminde ve her alanda söz sahibi olmuştur. Gerektiğinde en ön safta savaşmasını bilen, ordu yöneten Türk kadınları vardır. Günümüzde ise şiddete maruz kalıp,cinayete kurban gidiyor. Ekonomide, siyasette ve sosyal hayatta yeterince yer alamıyor. Hayme Ana dağılma tehlikesi içerisindeki boyunu toparlar ve Ankara’ya getirir. Onun toparladığı boy, koca bir cihan imparatorluğu kurar. Bu nedenle Devlet Ana  diye de anılan  Hayme anamız Anadolu'daki ilk anıt mezarında sahibidir.Anıt mezar Domaniç-Çarşamba köyündedir. Hayme, Ana Türk  kadınları için en önemli örneklerden biridir.Anadolu Bacıları Derneğimize HaymeAna  adını eklememizde ki en önemli nedenlerden biriside ‘’Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum Anadolu Bacıları Teşkilatı’’kitabının yazarı Sayın Prof. Dr. Mikail Bayram ile Konya’da yapmış olduğumuz bir görüşmede, kitabında da anlattığı üzere; Fatma bacının ablası Eymine - Emine Ana’dır. Bu bacıya, Türkmen çevreler Emine Ana diyorlardı. Fakat bu isim halkın ağzında zamanla değişime uğrayarak Haymana şekline dönüşmüştür. Ankara’nın Haymana ilçesi adını bu Türkmen Hatundan almıştır. Anadolu insanın belleğinde Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin anası olarak yer etmiştir. Böyle olunca Ertuğrul Gazi, Türkmen Şeyh Evhadü d-din Hamid  El- Kirmani’nin  kızından torunu olarak karşımıza çıkmaktadır Şeyh Evhadü d- din  Kirmani ise Türkmenistan-Kirman’ın Mahan ilçesinden Ahlat’a oradan da Anadolu’ya göçen Kayı boyuna mensuptur. Onun adına düzenlenmiş olan Menakıb-name’de Emine Ana  hakkında bilgiler  kısaca şöyledir: Emine Hatun, bir çok ilimlerde  yüksek bir mevkiye erişmiş, kadın el sanatlarında üstün başarılar elde etmiştir. Emine Hatun, Ahlatşahlar Devleti vezirinin oğlu  İmadü d-din ile Mekke’de evlenmiş, fakat bu evlilik uzun sürmemiştir. Emine Hatun kocasından boşandıktan sonra Şam’a yerleşmiş ve orada irşad ile meşgul olmuştur. İfade edildiğine göre, Emine Hatun sadece kadınların değil erkekleride irşad etmekteydi etrafında binlerde mürit vemürideleri vardı. Bu eserin yazarı Sivaslı Muhammed, Emine Hatundan halen yaşayan bir kişi olarak söz etmektedir. Buna göre Emine Hatun 13. Asrın ikinci yarısının başlarına kadar yaşadığı anlaşılmaktadır. Emine Hatunun bilahare Suriye’den Anadolu’ya göçtüğü anlaşılmaktadır.(Prof. Dr. Mikail Bayram FATMA BACI ve BACIYAN I RUM ANADOLU BACILARI TEŞKİLATI S. 51)


Hayme Ana’nın Bacıyan-ı Rum Teşkilatını kuran Fatma Bacı’nın ablası oldukları bilgisini edindik. Bu iki değerli Türk kadını olan bacıları bir arada derneğimizin adında yaşatarak gelecek nesillere tanıtmak boynumuzun borcudur.Anadolumuzun aydınlığı ışığı olan tüm Türk kadınlarına minnettarız..Yolumuz, onların ışığı ile aydınlanacaktır.


Anadolu’nun Türkleşip İslâmlaşmasındaGaziyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Bacıyan-ı Rum ve Ahiyan-ı Rum sivil örgütlerin çok büyük yararlılıkları olmuştur. Bacıyan-ı Rum, Ahiliğin kurucusu olan Ahi Evran'ın eşi "Fatma Bacı" tarafından organize edilerek, kadınlara çeşitli imkanlar sağlamaktaydı. Sanata, ilme ve ahlâka son derece önem verilen Ahilik'te, kadınların da ekonomik ve sosyal hayatta hayli önemli bir rolü vardı. Birçok batılı araştırmacı, tarihin o dönemlerinde Anadolu'daki kadınların bir araya gelerek, bugünkü anlamda bir sivil toplum örgütü kurmalarını hayretle karşılamışlardır.  Siz, Anadolu Bacıları Yörük Türkmen Derneği Başkanı olarak bu tarihi süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?


Selçuklular devrinin en önemli ve ilgi çekici kültür ve medeniyet olayı hiç şüphesiz Anadolu Bacıları,Bacıyan-ı Rum teşkilatının kurulmasıdır. Anadolu’da Türk halk kültürünün yapılanmasında yerleşmesi ve gelişmesinde çok önemli hizmetleri dokunmuştur. Türkmen kadınlarının kurduğu Anadolu Bacıları örgütü çok önemli hizmetler sunmuştur.


Bilindiği gibi eski Türklerde kadının aile ve toplum içindeki yeri, görevi çok önemliydi. Göçebe toplumların tabiatı zaten bunu zorunlu kılmaktadır. O zamanın sosyo- ekonomik kültürel ve sosyal şartları ticari ortam Bacılar teşkilatının kurulmasını gerekli kılmıştır.  Türkmen kadınları ve genç kızları da  göçebelikten yerleşik hayata geçtiklerinde eğitilmek ve iş hayatında yer almak istemiştir. Geleneksel Türk kadın el sanatlarının ne kadar çeşitli kaliteli yüksek değerde olduğu çok iyi bilinen bir husustur. Bacıların örgücülük, dokumacılık ve giyim için kullanılan malzemeler üretmek başlıca çalışma alanlarıydı. Yeniçerilerin başlarına giydikleri tacın Ak Börk, Abdal Musa’nın başındaki ak börkün Bükme Elif Taçve yeniçerilerin diğer giysileri de Bacılar teşkilatı tarafından üretildiği bilinmektedir.


Askeri fetihler ne kadar güçlü olursa olsun bu fetihler kültürel hizmetlerle kuruluşlarla desteklenmeyince yok olmaya mahkumdur. Türkler Anadolu’yu fethettikten sonra çok çeşitli kuruluşlar kurmakla yetinmeyip yoğun kültürel faaliyetler içinde de bulunmuşlardır. İşte bu çalışmalar sayesinde Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması gerçekleşmiş, Anadolu’yu yurt edinmişlerdir.


Bacılık aynı zamanda eğitim öğretim ocağı olmuş sadece sanatkâr yetiştirmek için eğitim yapılmamış, aynı zamanda mal üretip topluma faydalı olmanın yolları da öğretilmiştir. En iyi bilinen faaliyetleri bacıların misafir ağırlama hizmetleridir.


Bacıların askeri faaliyetleri de olmuştur Türk kadınlarının binicilik ve atıcılıkta usta oldukları savaşlara katıldıkları en eski tarihimizden beri bilinmektedir. Bacılar teşkilatının savaşçı kadınlar kolununda bulunduğu savaşlara katıldığı bir gerçektir. Günümüzden asırlar yıl önce kadınlarımızın birlikte başardıkları bu teşkilatlanma tüm dünya tarihine ve bizlere muhteşem bir örnekleme sunmaktadır.  Ruh, aynı ruhtur, kan, aynı kandır değişen bir şey yoktur, yine kadınlarımız bu birlikteliği başaracak ülkesine milletine faydalı olacaktır. Bu hususta inancım tamdır.


Yörük Türkmen kültürü nedir? Bu kültürün ana unsurları nelerdir? Bu kültürü yaşatmak neler yapıyorsunuz? Başlıca etkinlikleriniz nelerdir?


Bir milletin ortak manevi değerleri, ortak geçmişi, alışkanlıkları, yemekleri, düşünce ve yaşayış tarzı gibi değerlerin oluşturduğu ortak kimliğe kültür adı verilmektedir. Kökende her Türkmen, bir Yörük’tür, her Yörük de bir Türkmen’dir, Türk’tür..


Yörük- Türkmen kültürü,Türk kültürüdür


Gelecek nesillere kılavuz olan,insanlarımıza yol gösteren evrensel  kadim bir kültürdür.Göçebe bir yapıdan gelmiştir. Bu nedenle aile bağları çok kuvvetlidir.Özgür, dünyaya ışık tutan, barışçı, üretken, doğa ile iç içe bizim milletimize has bir kültürdür.


Kültürümüzü oluşturan unsurlar ise şunlardır. Dil, din, gelenek, görenek, sanat, tarih, dünya görüşü şeklinde sıralayabiliriz. Dil, kendi değerlerinle millet olabilmenin ve kültürel varlığını gelecek kuşaklara aktarabilmenin en önemli aracıdır.


 Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle der:’’Arkadaşlar, Gidip Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.’’ Atatürk ün dediği gibi Yörük, Türkmen vatanından asla ödün vermeyen, ülkesi ve milleti için kendini feda edebilecek insandır. Kültürümüzde sen ben kavgasına vakit yoktur. Üretim ve yaşam mücadelesi ile çalışmak birinci görevimizdir. Kadın erkek ayrımı yoktur, yan yana her alanda birlikte hareket ederiz.


Bu kültürü yaşatmak için hepimize önemli görevler düşmektedir. Kendi adıma kurmuş olduğumuz dernekte kadınlarımıza vermiş olduğum eğitimlerden bahsedebilirim; Eğitimlerin içeriği tarih bilinci, gelenek görenek, halk oyunları el sanatları,sahne sanatları, giyim kuşam gibi vb...faaliyetleri içermektedir. Ayrıca bu eğitimlerin sonucu kostümlerini kendi el emeği ile diken kadınlarımızla birlikte Yörük-Türkmen kültürünü  müzikli oyunlarla  sahneden seyirciye taşıyarak toplumla buluşturuyoruz. Ayrıca sandıklarımızdan çıkardığımız veya ürettiğimiz el sanatları ürünleri  ile Ertuğrul Gaziyi Anma Söğüt Şenliklerinde ilkini gerçekleştirdiğimiz Yörüklerde Gelin Çadırı halkın beğenisini ve takdirini toplamıştır. Türkmen Kınası adlı müzikli oyunumuzda büyük ilgi görmektedir. Önümüzdeki günlerde bu çalışmalarımız büyük festivallerde değerlendirilecektir. Gelenek sadece hazır bir nesnedir. Yeni bir beğeni kazandırmak ilgi uyandırmak kaynak olarak almak, sonuçtan çok başlangıç noktası olarak kullanmak bize düşer. Bu devirde yiğitlik bir araya gelip üretmekten ve kültürümüzü doğru şekilde nesillere aktarmaktan geçiyor. Hepimizin sorumluluğu büyüktür.


 


Amatör ruhla profesyonel etkinlikler düzenlemektesiniz. Etkinlikleriniz büyük bir beğeniyle izlenmektedir. Bunu nasıl başarıyorsunuz?


Çok çalışmakla başarıyorum. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çalışmak diyorum.Halkın büyük beğenisi kazanan oyunlar sahnelemekten gurur duyuyorum. Başarının sırrı sanıyorum samimiyet ve kendi özümüzle ilgili işler yapmaktan geçiyor. Seyirci yapmış olduğumuz oyunlarda kendini buluyor geçmişini görüyor durumda, kıyafette, olayda kendi yaşanmışlıklarıyla birleştiriyor. Bu da başarılı olmamızı sağlıyor.


Bir kadın derneği başkanı olarak kadınların bu tür etkinliklerde görev alma isteğini nasıl buluyorsunuz? Yeterli görüyor musunuz?


Yeterli değil tabiî ki. Kadınlarımız bu tür etkinliklerde görev almak istiyor, fakat sorumlulukları o kadar fazla ki  bu yüzden isteseler de katılamayabiliyorlar. Ailelerin eşlerin bu konuda çalışma yapmak isteyen kadınlarımıza destek olmaları çok önemli


Her alanda rol-model alınacak kadınlarımız bulunmaktadır. Yeni kuşaklar bu kadınlarımızı ne oranda tanımaktadır? Bu konuda bir çalışmanız var mı?


Yeni kuşakların bu konularda bilgi sahibi olmadığını bizzat yaşayarak görüyorum. En kısa zamanda bu konu ile ilgili bir oyun sergilemek için çalışmalarım devam ediyor. Tamamlandığı zaman halkımızla buluşturmak için sabırsızlanıyorum.


 


HAFİZE ERDOĞAN ÖZGEÇMİŞİ


Ankara doğumlu olup 1984 yılında Hacettepe Üniversitesi İşletme bölümünden mezun olmuştur. Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Programcılığı Bölümü ikinci sınıf öğrencisidir. Evli ve 2 çocuk annesidir.

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar