28 Mayıs 2018 Pazartesi, 06:24

 9--Ahmet URFALI (DOLUNAY)

Prof.Dr.Halil Buttanrı ile tezhip ve edebiyat üzerine sohbet “Sanata, tarihe ve kültüre sahip çıkmalıyız”

1265

PROF. DR. HALİL BUTTANRI ÖZGEÇMİŞİ
    1949 yılında Tekirdağ ilinin Hayrabolu ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1972 yılında mezun oldu. Van ve Eskişehir’de Edebiyat Öğretmeni olarak 11 yıl görev yaptı. Önce Eskişehir Ticari İlimler Akademisi, sonra Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde görev yaparak 2016 yılında emekli oldu. 1970 yılda Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver’den dersler alarak hobi olarak başladığı Geleneksel Türk Süsleme Sanatı (Tezhip) Anasanat Dallarında sanat çalışmalarıyla 1989 yılında Anadolu Üniversitesinde Yard. Doçent; Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde 1996 yılında Doçent, 2002 yılında Profesör atandı. Üniversitelerde çeşitli idari görevlerde çalıştı.


 


Sohbet


Geleneksel  Türk El Sanatlarından “Tezhip”  anasanat dalında akademik kariyer yaptınız. Öncelikle Geleneksel Türk El Sanatlarından ne anlamalıyız? “TEZHİP” in Geleneksel Türk El Sanatları arasındaki yeri nedir?
Kitap süsleme sanatı olarak tarif edebileceğimiz Tezhip sanatını Müslüman Türkler, Orta Asya’dan getirmişler ve Hat sanatının seçkin örneklerini daha ihtişamlı göstermek çabasıyla bol altınla süsleyerek bu sanatı ölümsüz kılmışlardır. Tezhip, Anadolu Selçukluları, Anadolu beylikleri ve nihayet Osmanlılar eliyle bir saray sanatı haline gelmiştir.
İçinde Tezhip, hat, ebru, ciltçilik, çinicilik vs. gibi bölümler ve alt bölümler yer alır. Bu sanat dallarının kullanılan kompozisyonlar, motifler bakımından ortaklıkları vardır. Ayni motifler ve kompozisyonlar uygulanacakları yerlere göre büyürler, küçülürler ve farklı malzemelerle, boyalarla uygulanırlar.
Tezhip, Arapça “zeheb: altın” sözcüğünden “altınla yapılan süsleme” olarak kullanılır. Diğer tüm renkler de kullanılır. Altın zaman içinde kararmaz. Altında kullanılarak yapılmış çalışmalar çok değerli sayılır. Bugün altın yaldız suluboyalar da öğrenciler tarafından kullanılmaktadır.
Gelecekte söz sahibi olabilmemiz, köklerimize, sanatımıza, tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmamızla mümkün olacaktır.
Geleneksel Türk El Sanatları konusunda yabancı araştırmacılar, “SONSUZLUK” ilkesinden hareket ederek Türk sonsuzluğuna vurgu yaparlar. Geleneksel Türk El Sanatlarındaki Türk sonsuzluğu ne demektir? Sonsuzluk ilkesinin bu sanatlara yansıması nedir?
Baki olan Allah’tır. Müslüman sanatçı haddini aşmaktan korkar. Yaptığıyla övünmekten utanır. Bu nedenle Saray Nakışhanelerinde çalışan Tezhip ve minyatür sanatçıları yaptıkları eserlere adlarını koymazlar. Bunun sebeplerinden biri, bir eserin pek çok kişinin ortak emeği ile tamamlanmasıdır. Diğer zarif bir sebep de, buradan gelecek, resim yapmaktan gelecek bir günah varsa saklanmak, sakınmak ve korunmaktır, derler. Özellikle İslami geometrik desenler sanki uzayı canlandıran, sonsuzluğu ifade eden çok üst bir geometri bilgisiyle üretilmişlerdir.
Kullanılan ana motifler, hatâîlerin (stilize çiçek motifleri), rûmîlerin (stilize hayvan motifleri) ve bulutların birbirlerinin yollarına müdahale etmeden kendi çizgilerinde ilerleyerek bir bütün oluşturmaları, bu sanatın özünü ve felsefesini daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Sanki çok karmaşıkmış ifadesi uyandıran bu kompozisyonlarda kâinatın düzenini fark edebiliriz.
Kompozisyonlar, İslâmî felsefedeki sonsuzluğun ve uçsuz bucaksızlığın vücut bulduğu ve tüm detaylarda bu vurgunun yapıldığı alanlardır.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesinde öğretim üyeliği, bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı ve dekanlık görevlerinde bulundunuz. Edebiyat Fakültesinin bugünkü seviyeye yükselmesinde emek verdiniz, hizmet gördünüz. Edebiyat Fakültesinin tarihsel süreci hakkında neler söyleyebilirsiniz?
1982 yılında Anadolu Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi öğrenci alarak öğretime başladı. Dekan Prof. Dr. Ercan Güven ile birlikte ikinci kişi olarak göreve atanan idim. Fakültenin öncelikle açılan bölümleri; Matematik, İstatistik, Biyoloji, Kimya, Fizik Bölümleridir. 1984 yılında Tarih Bölümü de açıldı. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü kuruluş kanunda yer almış olmasına rağmen açılmadı. Osmangazi Üniversitesi 1993’te kurulunca Fen Edebiyat Fakültesi kadroları ve malları ile Osmangazi Üniversitesine aktarıldı. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü de 1996 yılında öğrenci alarak burada eğitimine başladı. Bu gün gelişimini tamamlamış bir bölüm olarak 2000 yılından beri mezunlar vermektedir. 1998-2004 yıllarında bölümün Bölüm Başkanlığını da yaptım.
Görevde bulunduğunuz yıllar içerisinde öğrencilerinize ‘Eskişehirli Şairler Üzerine Bitirme Tezleri’’ hazırlattınız. Bu düşünce sizde nasıl doğdu, neyi amaçladınız, amacınıza ulaşabildiniz mi?
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri son sınıfa ulaşınca, 2000 yılı için hazırlanacak programa Bitirme Ödevi (Mezuniyet tezi) olarak konacak dersler istenince, ben: “Üniversitenin bulunduğu yöreye katkısı olmalıdır.” Düşüncesiyle “Eskişehir Yöresi Şair ve Yazarları I – II” adıyla ders açtım. Eskişehir’in köklü geçmişinde pek çok değerli şair ve yazarın yaşadığını ve yaşamakta olduğunu biliyordum. Eskişehir Şairler Derneği’ni ve şairlerini biliyor ve düzenledikleri programlara katılıyordum. Öncelikle yaşayan şair ve yazarlarla ilgili tez çalışmalarına başladık. Böylece şair yaşarken kendisi ile görüşerek yaşamı, edebi kişiliği ve eserleri ile bilgilere ulaşıyor, inceliyor ve geleceğe değerli bir miras bırakıyoruz şuurundaydık. Çalışmalarımıza başladığımızda pek çok şairin şiirleri basılmamıştı. Her ay yapılan toplantılarına eşim Prof. Dr. Müzeyyen Buttanrı ve arkadaşımız Prof. Dr. Tamilla Aliyeva ile katılıyorduk. Bu bizim için yaşadığımız kente ve Üniversitemize borcumuzdu. Bu toplantılarda bizlere mutlaka söz verilirdi. Ben. “Şairler olarak içinde yaşadığınız topluma, Ülkemize borcunuz, şiirlerini kitap haline getirmektir. Eğer onları bastırmadan ölürseniz; fitresini, zekâtını vermeden ölen insanlar gibi borçlu ölürsünüz. Bütün birikimlerimiz bu ülkenin size sunduğu imkânlarla oluşmuştur. Bu milletin içinden gelen şair ve yazarlar olarak farklı birikimleriniz ve farklı söyleyişleriniz oluştu. Bu birikimi, eserlerinizi bastırarak toplumumuza iade etmelisiniz. “Eserlerimizi kim basacak, kim satın alacak?” diyorsunuz. Siz kendi imkânlarınızla bastıracak ve eşe, dosta, öğrencilerimize ücretsiz dağıtacaksınız. Gelecekte bu eserler sayesinde yaşayacaksınız, diye teşvik ettik. Çalışmalarımız teşvik edici ve onurlandırıcı oldu. Yıllar içerinde yeni kitapları yayınlananları yeniden tez konusu yaptık. 135 tez yaptık. Bugün Eskişehir’de yaşayan şairler Türkiye’de yapılan şiir yarışmalarında pek çok ödülün sahibidirler. Yaptığımız bu çalışmanın başka hiçbir üniversite tarafından yapılmamış olması, diğer illerden gelen şairlerimiz için imrendirici ve üzücü olmuştur.
 Türk motiflerinin kaynağı, kökeni konusunda araştırmalar yaptınız. Türk süsleme sanatında stilize edilmiş hayvan ve bitki desenlerinin felsefik açıklaması var mıdır? Bu desenlerin kökeni neye dayanmaktadır?
Türkler Müslüman olduktan sonra, puta tapan insanların durumuna düşmemek için resim yapmaktan sakınmışlardır. Allah insanları yaratırken pek çok yetenekle yaratmıştır. Ama bu yeteneklerimizi keşfedip kullanmayı da bize bırakmıştır. Uygun eğitim ortamlarında gördüklerimiz, öğrendiklerimizin etkiyle bu yetenek harekete geçtiğinde, uygun öğretici ve doğru malzemelerle birden sanat eseri üretimine başlarız. Öğrenme ile her zeki insan pek çok şeyi yapabilir, derler. Ama sanatçı olabilmek de yeteneğe de ihtiyaç duyurur. Bizi yaratan Allah bu yeteneği yüklediğine göre, onun kulu olan insan da mutlaka sanat eseri üretecektir.
Müslüman sanatçı, doğada gözlemlediklerini aynen yapmayı, “Allah ile yaratma yarışına girmiş, haddimi aşmış olmayayım!” endişesiyle varlıkları soyutlayarak, stilize ederek; geometrik çok karmaşık ve derin bilgi gerektiren desenlerde Allah’ın yarattığı sonsuzluğa yönelerek sanat eseri üretmeye başlamıştır. Kesrette vahdete yönelmiştir. Bu sayede Batıda 19 yy dan sonra modern resim akımlarıyla ortaya çıkan soyutlama, stilize etme bizde 10. asırlardan itibaren başlamıştır. Türkler yaşadığı mekânları, kullandığı eşyaları, okuduğu kitapları süslemeye başlamıştır. Bir Türk üslubu oluşmuştur. Zaman içerisin de diğer Müslüman ülkeler bazı çalışmalarımızı sahiplenmiş, o ülkelerde uzun yıllar kaldığımızı görmezden gelmiş veya batılı sanat tarihçiler bilerek, bunları diğer milletlere meletmeye çalışmıştır. Bize sadece barbarlık vasfını yükleyerek, Türklerin sanat eserlerini görmezden gelmişlerdir. “Rumi” motifimize “Arabesk” adını takmışlardır.
Bazı şifahenelerin duvarlarına uygulanan rumi ve geçme kopozisyonların buralarda ruh sağlığı için tedavi gören hastaların iyileşmesinde fayda umulmuştur. Çintemani gibi bazı desenlerin güç ve kudret sembolü olduğu için sultan kaftanlarında uygulandığı görülür. Doğadaki pek çok bilinen çiçekler stilize edilerek çini panolara, kitap süslemelerine, ahşap oymalara işlemiştir. Zaman içerisinde Doğu ve Batı sanatlarından etkilenmeler, özenmeler olmuşsa da taklide düşülmeden Türk Üslübuna dönüşmesi sağlanmıştır.
Çeşitli yerlerde Türk Süsleme Sanatı üzerine kişisel sergiler açtınız. Sergilediğiniz eserler ve yerler hakkında bilgi verir misiniz?
A)    Yurt Dışı Sergiler
1.    2016, MAKEDONYA – Üsküp, (Karma),
2.    2001, ROMANYA - Köstence, (Kişisel), Ovidius Üniversitesi,
3.    2001, ROMANYA - Galati, (Kişisel Dunerea De Jos Üniversitesi
B)    Yurt içi sergiler
1)    2016, Eskişehir, (Karma), “İlk 2, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi,
2)    2016, Çanakkale, (Karma), “Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
3)    2010, Tekirdağ / Hayrabolu, (Kişisel), Namık Kemal Üniversitesi,
4)    2010, Konya, (Kişisel), Selçuk Üniversitesi.
5)    2003, Eskişehir, (Karma), Sergisi, Osmangazi Üniversitesi,
6)    2002, Eskişehir, (Kişisel), (Eskişehir Valiliği Yunus Emre’yi Anma Haftası,
7)    2000, Eskişehir, (Karma),:Osmangazi Üniversitesi,
8)    1999, Eskişehir, (Kişisel), Osmangazi Üniversitesi,
9)    1999, Eskişehir, (Kişisel), Devlet Güzel Sanatlar Galerisi.
10) 1996, Eskişehir, (Kişisel), Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi
11) 1989, Ankara, (Kişisel), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yük. Kurumu
12) 1985, Eskişehir / Seyitgazi, (Kişisel), Seyyit Battal Gaziyi Anma Şenlikleri,
13) 1984, Eskişehir / Sivrihisar –(Kişisel), Nasrettin Hoca Şenlikleri
14) 1983, Eskişehir, (Karma), Karaoğlu II. Desen Sergisi,
15) 1982, İzmir, (Karma),  Karaoğlu II. Desen Sergisi,
16) 1981, Eskişehir, (Kişisel), İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi,
17) 1977, Eskişehir, (Kişisel), Yunus Emre Haftası Programı,
18) 1973, Van, (Kişisel), Van Kız İlköğretmen Okulu,
19) 1972, İstanbul, (Kişisel), Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
20) 1972, Ankara, (Karma)
21) 1972, Afyon, (Karma),
Her yıl Mayıs ayı içerisinde Eskişehir’de Yunus Emre etkinlikleri düzenlenmektedir. Siz de zaman zaman bu etkinliklerin düzenlenmesinde görev aldınız. Eskişehir’de düzenlenen Yunus Emre etkinliklerini yeterli buluyor musunuz? Bu konuda neler söylersiniz?
Yukarıda belirttiğim sergilerimden üçü Yunus Emre haftalarında açılmış kişisel sergilerdir. 1976 yılında Eskişehir’e geldim. Bu haftalarda düzenlenen programlarda görev yaptım. Bu programlara çok emeği geçen Güven Tanyeri ve ondan sonra gelen İl Kültür Müdürlerinin taleplerine daima tam destek oldum. Fen Edebiyat Fakültesinde 2004-2010 yıllarında Dekan olarak görev yaparken de il merkezimiz ile ilçelerinden gelen tüm sergi, konferans ve sempozyum taleplerine Fakülte olarak daima destek olduk. Bizden istenenleri yerine getirdik. Son yılarda yine eski dikkatin ve ilginin korunmuş olduğunu düşünüyorum. Bazen sorumluluk verilen kişilerin yeniliğinden, bilgisizliğinden ve üzüntü verecek keyfi seçiciliğinden eleştiriler, şikayetler yapılabilir. Gelecekte, toplumun yükselen beklentilerini karşılayacak programlarla kutlamalar yapılır umudundayım.

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar