19 Haziran 2018 Salı, 09:42

 9--Ahmet URFALI (DOLUNAY)

“Türk Dünyası” üzerine ömrünü adamış Prof.Dr.Nuri Kavak ile Kırım üzerine sohbet:

1438

NURİ  KAVAK  (ÖZGEÇMİŞ)

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesidir.
    Anadolu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü “Bölüm Birincisi” derecesiyle (1992), daha sonra ise 1999 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisansını, 2008 yılında da Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Doktora eğitimini tamamlamıştır.
    Meslek hayatının ilk döneminde çeşitli eğitim-öğretim kurumlarında çalışan Nuri KAVAK, 19998 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ne Araştırma Görevlisi olarak atanmıştır. Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Dekan Yardımcısı olarak çalışma hayatına devam etmektedir.
Uzmanlık alanı olan “Kırım Tatarları’nın Hanlık Dönemi, Rusya, Ukrayna ve Karadeniz Sahası” ile alakalı çok sayıda kitabı, kitap bölümü, makalesi, bildirisi ve ödülü bulunmaktadır.
Ayrıca Nuri KAVAK’ın “Karasu Kazası (1683-1744) Kırım Hanlığı’nda Bir Yerleşme Örneği” isimli eseri, 10. Uluslararası Bekir Çoban-Zade Ödülü’nü almaya layık görülmüştür.
Nuri KAVAK evli ve iki çocuk babasıdır.


“Kırım’ın işgali müttefiklik ilişkisinin kurbanı olmuştur”


PROF. DR. NURİ KAVAK SOHBETİ

 Hocam, Türkiye’de ilk defa sizin girişimlerinizle “Kırım Tarihi” bir ders olarak üniversitede verilmeye başladı. Ayrıca Kırım konusunda yazdığınız kitaplar bulunmaktadır. Ülkemizde Kırım’la ilgili tarihsel, sosyal ve kültürel anlamda yetkin bir akademisyensiniz. Kırım’la ilgili çalışmalar yapmanızın ana sebebi nedir? Kırım konusunda yaptığınız akademik çalışmalarla ilgili bilgi verir misiniz?
Öncelikle “Türk Dünyası” üzerine bir ömrünü adamış biri olarak “Türk Dünyası’nın” bir parçası  Kırım Hanlığı ve Kırım Tatarları üzerine yoğunlaşmış bir akademisyenim. Benim bütün hayatım ve bütün çalışmalarım bu eksende gerçekleşmiştir. Türk milliyetçisi olmam zaman zaman ciddi sıkıntılar yaşamama sebep olmuşsa da bu çizgiden sapmadan çalışmalarıma devam etmekteyim.
Kırım konusunu çalışmak hem ideallerimin bir parçası idi hem de Eskişehir’in her bir köyünde ve mahallesinde Kırım Tatarının yaşıyor olması da etkili olmuştur. Bu cümleden olarak kendisinden her daim minnetle bahsettiğim Prof. Dr. Halime DOĞRU hocamın yönlendirmesi ve benim de “Türk Dünyası” üzerinde çalışmak istemem bizi Kırım konusuna sevk etmiştir. İlk olarak Yüksek Lisans Tezi olarak Osmanlı-Kırım ilişkilerini çalıştım. Ardından Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde danışmanın Prof. Dr. Ahmet GÜNEŞ hocam ile Kırım’ın Karasu Kazasını konu alan mahkeme kayıtlarına dayalı olarak bir doktora tezi kaleme aldım.
Kırım Hanlığı mahkeme kayıtları yani “Şer’iyye Sicilleri” üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırarak Kırım Tatarlarının sosyo-kültürel hayatı, Kırım Hanlığının iktisadi, idari, askeri ve fiziki konularında onlarca makale ve onlarca bildiri kaleme aldığım gibi birçok kez de TV programı ve diğer radyo, gazete ve dergilerde yayınlanan röportajlar gerçekleştirdim.
Doktora tezim Kırım’da Bir Yerleşme Örneği Karasu Kazası (1683-1744) adıyla kitap olarak basılmıştır. Aynı zamanda bu eser Uluslararası Bekir Çoban-zade Ödülüne layık görülmüştür. Ayrıca Osmanlı Bürokrasisinde Görev Almış Kırım Kökenli Devlet Adamları adıyla bir kitabım yakın zamanda okuyucuyla buluştu.
Eskişehirli biri olarak memleketimi de unutmuş değilim. “Sicill-i Ahval Defterlerine Göre Eskişehirli Devlet Adamları (1879-1909)” isimli bir kitap kaleme aldım. Maalesef Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir Ajansı eserimi kabul etmesine rağmen hem de telif anlaşmalarını imzalamamıza rağmen son anda basmaktan vazgeçmiştir. Devletle mahkemeleşmek bir Türk Milliyetçisine yakışmaz diye düşündüğümden ötürü eseri az sayıda olmak üzere kendi imkânlarımla bastırdım. Kitabım yeteri kadar dağıtılamadığından dolayı da hemşehrilerim bu çalışmadan yeteri kadar haberdar olamamışlardır.
     Kırım’la siyasi ilişkilerimiz nasıl başladı? Nasıl devam etti?
Sovyetler Birliği’nin baskıcı yönetimi yıkılana kadar Türk Dünyası ile bir ilişkimiz olmamıştır. Ne zaman S.S.C.B. lideri Mihail Gorbaçov Sovyetler Birliği’ni dağıtarak Bağımsız Devletler Birliği adı altında yeniden bir yapılanmaya gitti, o zaman Ukrayna adıyla bağımsız bir devlet ortaya çıkmış oldu. 1954 yılında Nikita Kruşçev döneminde Kırım Yarımadası Ukrayna’ya tabiri caizse hediye edilmiş idi. Böylece Ukrayna’ya bağlı özerk bir yapıda Kırım Özerk Cumhuriyeti de ortaya çıkmış oldu. Lakin 18 Mayıs 1944 “Kırım Soykırımı” ya da diğer adıyla “Kırım Tatarlarının Tehciri” sonrası Kırım, Kırım Tatarsız bir hale gelmişti. Yolbaşçı Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu’nun liderliğiyle başlayan Kırım’a dönüş mücadelesi 1990’lı yıllardan sonra kendini göstermiş ve çok sayıda soydaşımızın Kırım’a dönmesini peyderpey sağlamıştır.
Kırım’a Kırım Tatarlarının dönmesi, Ukrayna yönetiminin kabul etmemesine rağmen ses çıkarmayan tutumu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk zamanlarda örtülü daha sonra aleni bölgeyle temas kurmasını sağlamıştır. Ülkemizde yaşayan gerek Kırım Tatar Dernekleri gerekse ferdi olarak yakınlarını arayanların gidip-gelmeleri ilişkilerimizi kuvvetlendirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikadaki büyük hataları, bölgeyi bilmeyen yöneticilerin maalesef bilgisizlikleri nedeniyle alınamayan tedbirler sorunların çözülmesinden ziyade büyümesine neden olmuştur. Öz eleştiri de bulunmak adına Kırım Tatar Dernek ve diğer teşkilatları da gerek kendi aralarındaki çekişmelerden gerekse de siyasi beklentilerden meselenin özüne inememişlerdir. Üzülerek söylüyorum ki, tren çoktan kaçmıştır. Ne oradaki soydaşlarımızın problemlerine kalıcı bir çözüm üretebildik ne de onların çoğunluk olmalarını sağlayabilecek tedbirler alabildik. Göstermelik TİKA, dernekler ve vakıflar, birçok belediye ve diğer kurumlar ziyaretler edip günü kurtaran yardımlar yaparak onlarca seneyi geçirmiş olduk. Bugün Kırım’da ne iktisadi hayatta, ne siyasi hayatta ne sosyal hayatta etkin bir tek Kırım Tatarı ve teşkilatı olamamıştır. Yaşayanların en basitinden konut ve toprak meselelerini çözebilmiş olmalı idik. 

Kırım’ın son durumu nedir?
26 Şubat 2014 yılında Rusya, Kırım’ı resmen işgal etmiştir. Rus lider Putin uluslararası bütün anlaşmaları elinin tersiyle itip adeta bütün dünyaya kafa tutarak zorla Kırım’ı ilhak etmiş ve Rusya’ya bağlamıştır.
 Her geçen gün sayı artmakla birlikte yaklaşık 50 Kırım Tatarı ya öldürüldü ya kayıp ya da hapishanelerde çürümektedirler. Baskı ile Kırım Tatarlarını yıldırmak amacıyla Kıtım Tatar toplumu üzerinde olanca gücüyle kol gezmektedir. İnsan Hakları tamamen rafa kalkmış 21. Yüzyılda adeta bir zulüm her gün yaşanmaya devam etmektedir. İşgali kabul etmiyorum diyenler bir gece yarısı ansızın yarı asker yarı mafya türü yapılar tarafından evlerine yapılan baskınlar sonrası götürülüyor ve bir daha da kendilerinden haber alınamıyor.
Başta Yolbaşçı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve yardımcısı Rıfad Çubarov Rus mahkemelerinin verdiği düzmece kararlarla 5 yıl ana vatanlarına girememe cezası almışlar ve halen Kiev’de yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu çağda bu ilkellik olsa olsa Putin Rusya’sında olabilirdi.
En son çok iyi tanıdığım yardımsever, kurduğu Bekir Çoban-zade Vakfı ile büyük işler başaran biri olan Kırım Tatarı işadamı Resul Velileyev sudan sebeplerle yaklaşık bir aydır hapis yatmaktadır. Buradan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlere sesleniyorum başta Resul Velileyev olmak üzere cezaevlerinde bulunan tüm Kırım Tatarlarının özgür kalmaları için gerekenin yapılmasını istiyorum.

Türkiye son gelişmelerle ilgili
neler yaptı?
İlk anlarda Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL benim de içinde olduğum bölgeyi tanıyan, Karadeniz sahasının uzmanı 6 akademisyeni 3. Çankaya Sofrası Sohbeti’ne davet ederek ne yapılması gerektiğini yaklaşık 2 saat süren bir toplantı ile değerlendirilmiştir. Bu devletin soruna akıllıca yaklaştığının bana göre en iyi adımıydı. Ancak Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL’ün dışında olup-bitenler maalesef beklentileri karşılamaktan çok uzak kalmıştır.
Hatta denilebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti işgali kınamaktan öte bir adım atmamıştır. ABD, AB ve Rusya’ya yaptırım kararı alırlarken biz ticari menfaatimiz çoğaldı diyerek sevindik. İstanbul’da oturan aydın ve gazeteci denilen kimisi de üzülerek gördüm ki akademisyen bir takım Türk Milleti düşmanı Rus yanlısı kişilerin büyütülecek bir meselenin olmadığına dair tartışma programlarındaki konuşmalarına şahit olduk. Ancak Rusya eğer Kırım’ı ilhak etmişse ikinci durağı İstanbul’dur. Yaklaşık 35 milyar dolarlık Türkiye-Rusya ticari ilişkinin bozulmamasının daha kârlı olduğunu Türk Milletine değişik TV kanallarında tabiri caizse yedirenler bir gün geldiğinde bu ihanetlerinin bedelini ödeyeceklerdir.
Kırım’ın işgali Suriye’de Rusya ile sağlanan müttefiklik ilişkisinin adeta kurbanı olmuştur. Sorun rafa kaldırılmış bir vaziyettedir. Devletin hiçbir organından işgal altındaki Kırım ile alakalı bir tek gündem bulunmamaktadır. Gerçekleşen insan hakları ihlalleri konusu Birleşmiş Milletler nezdinde ya da daha başka merkezlerde dile getirilmeyi bekliyor. Yukarıda bahsettiğim Resul Velileyev bir ayı aşkındır tutuklu ve nedeni belli değil. Resul Velileyev ile koca Kırım camiasına gözdağı verilmiştir. Bu duruma dünyanın her bir köşesinde yaşayan her bir Türk insanı seyirci kalmamalıdır. Sizden istirhamım İstikbal Gazetesinin size ait olan köşesinde Resul Velileyev’e özgürlük istediğimizi konu alan bir yazı kaleme almanızdır. Türk Milleti yetiştirdiği değerleri kaybede kaybede bugünlere geldi. En azından biz, onların yanında olduğumuzu göstermeliyiz.

Kırım Tatarı şairi Prof. Dr. Bekir Çoban-zade anısına düzenlenen etkinlikte Fahri Yarlık, Madalya ve Ödülüne layık görüldünüz. Bu ödülün hikâyesini anlatır mısınız?
Yukarıda bahsettiğim Resul Velileyev ve kardeşleri 1991 yılında köklerinin bulunduğu Kırım’ın Karasubazar şehrine gelip yerleşmişler. Daha sonra ticari olarak belli bir noktaya gelmişler. Karasubazar’ın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden birisi olan Bekir Çoban-zade’nin adına bir vakıf kurmuşlar. Bu vakıf 12 ay yoksul Kırım Tatarlarına yemek, giyecek yardımı yanı sıra önemli gün ve dini bayramlarda da katkı vermektedir. Zamanla uluslararası bir kongre düzenlenmesi ve Kırım konusunda yapılan çalışmaları teşvik etmek maksadıyla da Bekir Çoban-zade Laureatı adıyla bir ödül tertip edilmiştir.  
10.Milletlerarası Bekir Çoban-zade adına Halqara Mükafatının Laureatı’nda benim eserim olan “Karasu Kazası (1683-1744) Kırım Hanlığı’nda Bir Yerleşme Örneği” ödüle layık görülmüştür. Rus elçiliği istedikleri her türlü belgeyi göndermeme rağmen bana vize vermemiştir. Ödül törenine bu sebepten ötürü katılamadım. Türkiye’ye gelen birileri vasıtasıyla ödül bana ulaştırılmıştır.
Bu ödüle layık görülmüş olmaktan büyük mutluluk duydum. Bütün akademik hayatımı adadım Kırım, şimdi bana çalışmalarımın adeta karşılığını bu ödülle somutlaştırmıştı. Türk Dünyası’nda çok prestijli bir yere sahip olan bu ödülü ve son kaleme aldığım kitabımı 18 Mayıs 1944 soykırımında hayatını kaybedenlere ithaf ediyorum.   

Kırım alanında uzman tarihçilerin katılımıyla devletin üst düzeyinde yapılan toplantıya iştirak ederek Kırım’ın geçmişi ve geleceğiyle ilgili düşüncelerini açıkladınız. Bu toplantıyla ilgili bilgi verir misiniz?
Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrası Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL bölgeyi bilen 6  akademisyeni Çankaya’ya davet etmiştir. Yaklaşık iki saat süren toplantı ile Kırım’ın dünü, bugünü ve yarını konusu enine-boyuna tartışılmıştır. En önemlisi Putin Rusya’sının ne yapmak istediği hususu üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Gerçekten konunun bu denli üst düzeyde ele alınmış olması çok önemli bir adımdır. Prof. Dr. İlber ORTAYLI hocamızın; ‘’Ukrayna olsa ne Rusya olsa ne biz önümüze bakalım.’’ demesine karşılık başta ben ve diğer akademisyenler Ukrayna’nın bölünmesinin Karadeniz için büyük bir istikrarsızlık olduğuna işaret ettik. Üstelik Ukrayna bölünme sürecine girerse ortaya yediye yakın devlet çıkar ki, bu durum direkt Türkiye’yi güneydeki Suriye kadar rahatsız eder. O sebeple Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hususunda hassas olması gerektiğini ifade ettik. Ayrıca soydaşlarımızın bulunduğu bir coğrafyanın işgalini asla tanımamamız gerektiğini belirterek, Türkiye’nin öncülüğünde uluslararası kuruluşlara meselenin taşınması gerektiğini dile getirdik. 

Kırım’ın efsanevi lideri Mustafa Cemiloğlu ile yakın dostluğunuz olduğunu bilmekteyiz. Cemiloğlu’nun son durumla ilgili görüşleri nelerdir? Cemiloğlu’nun hâli ne durumdadır?
Yolbaşçı Mustafa Aga -Allah uzun ömür versin- ömrünü Rusya’ya karşı mücadele ederek tüketmiş biri olarak işgalin olduğu o an tereddüt etmeden direnmiştir. Kırım Tatar halkını yapılan düzmece referanduma katılmamaları konusunda uyararak sandığa göndermemiştir. Uluslararası bütün örgütlerle temas kurarak olup-bitenlere medeni dünyanın karşı çıkması için büyük efor sarf etmiştir. Karşılığında da Kırım’dan sürülmüştür. Şu an Ukrayna’nın başkenti Kiev’de mücadelesine devam etmektedir.  Yaklaşık 6 ay önce Kiev’e gittiğimde bir grup akademisyen arkadaşımla kendisini ziyaret etme imkânı bulduk. Gece 3’te Stockholm’den gelmesine rağmen bizi kabul etti. Son olan olaylar hakkında bizi bilgilendirdi. Kendisini çok üzgün gördüm. Çok yorgundu. Ama yine de bize yılmayacağını anlattı. Görüştüğümüz anlarda Kırım’da birkaç soydaşımızın gözaltına alındığını ve durumun çok kritik olduğunu bizlerle paylaştı. Bir kulağı Kırım’da diğer kulağı da medeni dünyanın önde gelen devletlerinden Putin Rusya’sına dur diyecek bir habere odaklanmış durumda idi.        

  • Diğer Yazıları

 

 Yazarlar