15 Haziran 2019 Cumartesi 768 Okunma

Üretmek enayilik olursa…

Ülkelerin zenginliği ile o ülkelerde yaşayanların refahı üretime bağlıdır.
Üretim ekonominin kalbidir.
Üretip, ürettiğini sattığın müddetçe, ülkende işler iyi gider.
İşsizlik diye bir derdiniz olmaz.
Devletin topladığı vergiler artar.
Vergilerin artması halkın daha çok hizmet almasını sağlar.
Üretimle kazanılan para yeni yatırımların kapısını açar.
Ülkeye para girdiği müddetçe kültür, sanat, spor, sosyal yaşam, kısaca aklınıza ne geliyorsa artar.
Sonuç olarak.
Bir ülke üretim ile kurtulur.
Üretimin olmadığı ülke bağımlıdır ve sefalete mahkûmdur.
Bu yüzden hükümetler üretime önem vermeli, üretimi teşvik etmeli ve üretimin önündeki engelleri kaldırmalıdır.

Ama-Fakat-Lakin...
Son yıllarda üretim yapmak enayilik gibi görülmeye başladı.
Üretim yapanlar ya üretimden vazgeçti ya da vazgeçme arifesinde.
Bu durum Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikaların durumundan da kolaylıkla anlaşılıyor.
Üretim yapmaktan vazgeçenler fabrikalarını ya depo olarak ya da bir başka üretim yapmak isteyenlere kiraya verebilmeme yolunu seçiyor.

Zira...
Kiraya vermesi halinde alacağı parayı, yaptığı üretimle alamıyor.
Üretim her geçen gün azalıyor.
İşçilerin çalıştığı fabrikalar depo oluyor.
İşsizlik artıyor.
Üretim olmadığı için katma değer yaratılamıyor.
Katma değer olmadığı için vergi doğmuyor.
Vergi toplanamıyor ve bu yüzden yatırımlar yapılamıyor.
Toplum zenginlikte, sanatta, kültürde, sporda, kısaca her alanda refah içinde olamıyor.


.....


Karne; ne cennet
ne de cehennem!


Yılsonu karne günü gelir.
Temel ile Dursun’un oğulları karnelerini alır.
Dursun’un oğlu Mustafa’nın dersleri çok iyi olduğu için karnesini elinde sallaya sallaya koşarak babasına götürür.
Dursun, oğlunun karnesini alıp inceler.
Oğlunu tebrik eder ve başarısından dolayı gururlanır.
Temel’ in oğlu Cemal’de karnesini alıp babasına getirir.
Temel karneyi alıp incelemeye başlar.
Bakar ki sol taraftaki Matematik, Tarih, Fizik, Biyoloji ders notlarının hepsi zayıf.
Karnenin bir de sağ tarafına bakar ki, arkadaşları ile ilişkileri 5, temizlik 5, ağız ve diş sağlığı 5…
Bunu gören Temel de Dursun’a dönerek:
– “Ula Dursun, görey misun, şu öğretmene bak.
Benim öğrettiklerimun hepsi 5.
Onun öğrettiklerinun hepsi zayiftir daa.”
Dün karnelerini alan tüm öğrencilere iyi tatiller diliyoruz.
Çocuğunun karnesini beğenmeyen ve bunu sorun yapacak olan aileleri de “Unutmayın! Çocuklarınıza asıl eğitimi siz veriyorsunuz ve verecekseniz. Çocuğunuzun karne notları ne üzüntüden cehennemi yaşamanızın, ne de sevinçten cennette dolaşmanızın göstergesi asla değil” diye uyarıyoruz…


.....


Niye olmuyor
 arkadaş? Niye?


Ömer Duru’nun son yolculuğuna uğurlandığı cenazesindeydin dün.
Cenazeler ve Düğünler…
Biri üzüldüğümüz için, diğeri sevindiğimiz için katıldığımız ritüeller.
Birbirlerine selam vermeyen insanları yan yana gördüğümüz yerler her ikisi de.
Kanlı bıçaklı olanların tokalaştığına tanık olduğumuz yerler…
Birbirini sevmeyen, birbirini haz etmeyen, birbirine nefret duyanları sohbet ederken rastladığımız yerler ayrıca.
Ama bu saydıklarımızın her biri Cami bahçesi ve salon kapısından çıkana kadar…
Sonrası bildiğiniz eski ruh hali ve davranışlara dönüşten ibaret.
İnsan gerçekten şaşırıyor…
“Bu insanlar tıpkı cenaze ve düğün’de olduğu gibi niçin bir araya gelemez acaba?” diye…
Cenaze ve düğün haricinde bir araya gelmek, tokalaşmak, sohbet etmek bu kadar mı güç bir olay?
Öyle olsa aynısı cenazede de olur düğünde de…
Ama olmuyor işte. Bal gibi de tokalaşılıyor, öpüşülüyor, sohbet edilebiliyor…
İyi de diğer zamanlarda niye olmuyor?
Ne engel oluyor?
Kibir mi?, kıskançlık mı?, kin mi?, nefret mi?


.....


Şimdi “İyi ki” diyorlar…


Şöyle kısa süre öncesini bir hatırlayın…
Eskişehir’deki bazı Cumhuriyet Halk Partililer, genel başkan Kılıçdaroğlu’na son derece  tepkililerdi…
-“Üst üste defalarca seçim kaybetti ama bir türlü gitmiyor. Aslında genel başkanlığı bırakması, yeniden aday olmaması lazım. Çünkü Kılıçdaroğlu ile bu iş olmuyor” diyorlardı…
Yine hatırlayın…
Eskişehir’deki bazı Cumhuriyet Halk Partililer, büyükşehir belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’e de tepkililerdi…
-“Yeter artık. Yerini kesinlikle başka isimlere bırakması lazım… Yeniden aday olmaması gerekir.Dört dönemdir yapıyor zaten bu işi…” Diyorlardı…

Yani…
CHP içinde, hem üst üste seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’nun hem de üst üste seçim kazanan Yılmaz Büyükerşen’in bırakması, yeniden aday olmaması isteniyordu açıkça…
31 Mart seçimleri ile CHP içindeki bu sesler bıçak gibi kesildi…
Bugün için ne “Kılıçdaroğlu partinin başından gitsin” diyen kaldı ne de Eskişehir’de “Büyükerşen niçin yeniden aday oldu ki?” diyen…
Hatta tem tersi…
Aynı CHP’liler şimdi her iki isim için “İyi ki gitmemiş” diyor…


.....


Biraz da
 gülmek lazım


Erzurum'a bilgisayarın daha yeni yeni gelmeye başladığı zamanla bir işyerine bilgisayar ve stok programı satılır. Teknik servis elemanı bilgisayarı işyerine kurduktan sonra stok programının kullanımı ile ilgili bilgi verir ve ayrılır. Aradan bir iki saat geçer, işyerinden telefon:
-Kardeşim sizin anlattığınız gibi yapirem, fakat program düzgün çalışmiir.
Teknik servis elemanı sorar:
-Nasıl yapıyorsunuz?
- Senin anlattığın gibi.
-Hata ne?
-Yazdığım bilgiler kaydetmeme rağmen saklanmir.'
-İşlem basamaklarını tek tek anlatın.
-Tamam' diyor ve başlıyor anlatmaya..
-Programı açirem. Malın adı bölümüne adını, adedi bölümüne adedini, birim fiyatını vb. yazirem. Hepsini yazdıktan sonra senin anlattığın gibi kayıt bölümüne basirem. Ekrana bir yazı geliir:
"Kaydetmek ister misiniz?"E / H yazısı çıkir.
Ben de diyirem He.