22 Mayıs 2020 Cuma 1135 Okunma

Dalkavuklar!

Öğrenmenin sonu yok. İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor.
Dostum Orhan Kesikoğlu'nun gönderdiği bir video'yu izlediğimde  öğrendim Saray Dalkavuklarının önemini.
Halbuki, Dalkavukların görevinin sadece, şaklabanlık ve maskaralık yaparak, Sultanları eğlendirmek için saraylarda  istihdam edildiğini zannederdik.
Meğer işin aslı öyle değilmiş.
Meğer, Sultanlar öylesine akıllı insanlarmış ki, başka Dalkavuklar çıkmasın diye Saraylarında mutlaka Dalkavuk bulundururmuş.
Yani...
Bir başkası Dalkavukluk etmeye kalktığında Sultan "Hooop!Orada bir dur bakalım! Bak benim burada dalkavuğum zaten var. Sana gerek yok. Sen kendi işine bak." Dermiş.
O yüzden, Sultanlar en ciddi konuların görüşüldüğü toplantılarda bile Dalkavuklarını yanlarından ayırmazmış.
Sırf bu görevleri nedeniyle, Dalkavukların o iğrenç davranış ve maskaralıklarına katlanırmış bütün Sultanlar.
Sonuç olarak, Sultanlara büyük faydası olurmuş bu dalkavukların.
Devlet görevinde olanlar, "Sultan maazallah dalkavuk benzetmesi yapar" düşüncesiyle ciddiyetten  kesinlikle uzaklaşamaz, Sultana karşı öyle olur olmaz yalakalık, yalamalık ve maskaralık yapmaya cesaret edemezmiş.
Kısacası...
Bir tek dalkavuk, bir sürü dalkavuğun çıkmasına resmen engel olur, Sultan da çıkabilecek bir sürü Dalkavuktan kurtularak, rahat edermiş.

***

Eskiden nadir olan ve her sarayda bir tane bulunan Dalkavukların sayısı  süreç içinde öylesine çoğaldı ki, adeta en geçerli meslek haline geldi.
Bürokrasi de, siyaset de, hatta Sivil Toplum ve mesleki örgütleri de Dalkavuklardan geçilmez bir hale geldi.
İşin ilginç tarafı, kendini Sultan zannedenlerin de hiçbiri bu durumdan muzdarip olmaması.
Hiçbiri de çıkıp "Yahu yeterince var zaten. Siz bari yapmayın." demiyor.
Aksine...
Dalkavuk sayısı ne kadar çok olursa, sayıyla birlikte artan maskaralıklar da o kadar hoşlarına gidiyor.
Saray Saraylıktan, Sultan Sultanlıktan çıkmış bir kere...
Geldiğimiz noktada maskaralıkta yarışan Dalkavukların istediği oluyor...


.....


Kurucu il başkanları aranıyor...


Ali Babacan'ın genel başkanı olduğu DEVA partisi ile Ahmet Davutoğlu'nun genel başkanı olduğu GELECEK Partisi, Eskişehir'deki teşkilatlanma çalışmalarına hız verme kararı almış.
Her iki partinin genel merkezinde Eskişehir'den sorumlu isimler de belirlenmiş.
DEVA Partisinde Eskişehir sorumluluğu, burada görev yapan emekli general tarafından üstlenilirken, GELECK partisinde ise kurucular kurulunda yer alan Eskişehirli bir isme bu görev tevdi edilmiş.
Konuşulanlara bakılırsa, her iki parti de tercihen AK Partili olarak tanınmayan, şehirde karşılığı olacak, aynı zamanda şehri ve şehir sorunlarına aşina kurucu il başkanı bulmak istiyor.
Sonuç olarak.
Bayram sonrası Eskişehir'de tanınmış isimlere bu iki parti tarafından kurucu il başkanlığı tekliflerinin gideceğini sıkça duyacağız.
Bakalım kimlerin bu teklifleri reddettiğini, kimlerin kabul ederek kurucu yönetimler oluşturmak için kolları sıvayacağını da hep birlikte göreceğiz....


.....


Karabatakları görünce…


Salgın günleri evde geçince vaktin bir bölümü de ister istemez televizyon karşısında geçiyor.
Televizyon başına geçtiğimizde genelde belgesel izlemeyi severiz.
İşte bu belgesellerden birinde ilginç bir olaya denk geldik…
Japonya’da balıkçılar bakmışlar enikonu balık tutmak zor ve zaman alan bir uğraş, başlamışlar işin kolayını aramaya.
Bir gözlem sırasında Karabatak kuşlarının, her suyun dibine daldığında ağızlarında bir balıkla suyun üzerine çıktıklarını fark etmişler.
Neredeyse hiçbir dalışları boş çıkmıyormuş bu kuşların.
Balık avlamaya zaman harcamak yerine, bu kuşları yakalamaya başlamışlar.
Yakaladıkları kuşları da başlamışlar eğitmeye…
Her gün birkaç küçük balık vermişler kuşlara.
Kuşlar kendilerine alıştıktan sonra boğazlarına bir ip bağlamışlar ve atmışlar suya.
Her dalan kuş ağzında neredeyse kendi büyüklüğü kadar bir balıkla çıkıyor, Karabataklar boğazları iple bağlı olduğu için bağlı yutamadan balıkçı tarafından ağzından alınıyormuş.
Bir süre sonra kuşların boğazlarındaki ip çıkartılmış.
Kuşlar yine boğazlarında ip varmış ve yutamayacakmış gibi dalıp avladıkları balıkları balıkçıya getirmeye başlamış.
Böylece, balıkçılar kayıklarında keyif yaparken, Karabataklar birkaç küçük balık yemek uğruna, balıkçı için sürekli balık tutmayı sürdürmüşler.
Bir süre izledik belgeseli.
Sahiden de balıkçı kayığı ile açılıyor suya. Kayığın uçunda sıra sıra dizili Karabataklar.
Kayık duruyor suyun ortasında. Karabataklar sırayla dalıyorlar suya ve ağızlarında koca balıklarla çıkıyorlar suyun üzerine.
Balıkçı boğazlarından tutarak kuşları kayığa çekiyor. Ağızlarındaki balıkları aldıktan sonra kuşları yeniden suya atıyor. Aynı işlem sürekli tekrar ediyor
Günün sonunda balıkçı, karabatakların avlayıp getirdiği balıklarla kayığını dolduruyor.
Kuşlar ise bu çalışma neticesinde balıkçının ağızlarına attığı 3-5 küçük balıkla yetinmiş oluyor.
Hâlbuki…
Karabatağın balıkçı için avladığı onlarca balıktan sadece biri bile, balıkçının kendisine verdiği 2-3 küçük balıktan daha büyük ve doyurucu.
Nedendir bilinmez bunu izlerken aklıma asgari ücret in bile altında çalıştırılan işçiler geldi.


.....


Hem sokağa çıkmış, hem de sokağa
çıkanlardan yakınıyor iyi mi?


Dün, gerek telefonla konuştuğum gerekse internet üzerinden yazıştığım en az 10 kişiden duydum aynı konuyu.
Hemen herkes istisnasız "Yok arkadaş bizim millet adam olmaz!" diye başlıyordu konuşmaya.
Mesele şuydu:
Dört gün süren sokağa çıkma yasağı bitince, yasağın kalktığı Çarşamba günü herkes kendini dışarıya atmış.
Şehir merkezi, insan kalabalığı yüzünden salgın öncesini aratmayan bir manzaraya bürünmüş.
Çarşı gün boyu öylesine kalabalıkmış ki, gören hayretini gizleyememiş!
Konuştuğum herkes "Görmeliydin, mahşeri bir kalabalık vardı" dedi.
Herkes "İnsanlar çıldırmış gibi iç içeydi" yorumunu yaptı.
Hemen herkes "İpten boşalmışçasına sokağa fırlamışlar" benzetmesinde bulundu.
İlginçtir...
Konuştuğum herkes de konuşmasını "Böyle sorumsuzluk görmedim" diyerek bitirdi.
Üstelik...
Bizzat orada ve o insanların arasında  olmalarına, aslında aynı olumsuz durumun kendileri için de geçerli olmasına  rağmen...
Eminiz, diğer insanlar da dışarıda olan ve bize yakınan insanları aynı yerde görüp,  bir başkasına aynı şekilde yakınmada bulunmuştur.
Bu nasıl bir enteresanlıktır anlamak mümkün değil.
Eve kapanan ve kurallara harfiyen uyanları bir yana koyuyoruz ama bir de verdiğimiz örnekler misali sokağa çıkan ama sokağa çıkanlardan yakınanlar var.
Kalabalığı gösterip, sanki o kalabalığın içinde, o kalabalığın parçası değilmiş gibi mevcut durumdan yakınanlar var.
Sanki...
Yaptığı her şeyin gayet doğal olduğunu düşünüp, başkalarının yaptığı aynı şeyleri yadırgayıp, eleştirenler var.
Sonuç olarak...
Aynı defoya sahip olmasına rağmen, birbirini aynı defo yüzünden yargılayan bir dünya insan var.
Gerçekten çok enteresan!