22 Mayıs 2019 Çarşamba 645 Okunma

TARIM SEKTÖRÜ ÇÖKÜYOR

                  
         Geçen hafta, kırsal kesimde, çiftcilerle konuşma fırsatı bulduk. Hepsi de tarımın kan kaybettiğinde hemfkirler. Oysa tarım, ülkemiz için, sosyal-ekonomik-politik bakımdan son derecede önemli bir sektördür. Tarım, ulusal gelire ve istihdama katkı koyan, kırsal alanın, ekonomik getiri kaynağı olan, doyuran - barındıran bir sektördür.
          Bu gerçeklere rağmen, tarım sektörü, son yıllarda sürekli kan kaybediyor.  Tarım sektörünün, genelinde, üretim artışlarının nüfus artış hızının gerisinde kaldığı, kırsal yoksulluğun, arzu edilmeyen boyuta ulaştığı ve üretim girdileri, her yıl % 35 - 40 oranlarında arttığında, her kesim hemfikirdir.
          Son yıllarda ise köylü, güç durumda, bu nedenle de büyük kentlere göç hız kazandı. Tarım alanları ise atıl olarak bekletiliyor. Üreten köylüler de, pazar bulmakta zorlanıyor. Hatta ürettikleri ürünler, ellerinde kalıyor.
          Oysa çok partili dönemde, her gelen siyasi iktidar, “Kalkınma Köyden başlayacaktır” ifadesini kullandı. Ancak hiçbir siyasi iktidar, bu vaadini yerine getiremedi. Hatta bu vaat entelektüel çevrelerce, yadırgandı ama aynı çevreler,”Serbest Pazar Ekonomisini” öne sürerek, tarımın desteklenmesini söylediler.
         Ayrıca Türkiye’de, köylüyü destekleme girişimleri devede kula oldu. Çünkü batı ülkelerinde, çiftçinin genel nüfusa oranı %5-6 arasındadır. Bizde ise bu oran, %40’ın üstündedir. AB’de çiftçi nüfusu, aktif nüfusun %5’i olurken, AB’de bütçesinden ayrılan pay,%46’dır. Yani AB’de bütçesinin, yarıya yakın kısmı, tarım kesiminin desteklenmesine ayrılmıştır.  Buna rağmen de, AB bu desteklemeyi, yetersiz görmektedir.
         Türkiye’de ise destekleme oranları, her geçen yıl azalıyor. Girdi fiyatları yükselirken, mahsullere verilen taban fiyatlarda ciddi düşmeler var. 1980’li yıllardan itibaren, yanlış ve haksız tarım politikaları, yanında tarım ürünlerinin ithalatının serbest bırakılması da kötü gidişin tuzu biberi oldu   
            Bu sebepten dolayı, geçmişte saban ve pullukla tarım yapılırken, tarım ürünleri açısından kendi kendine yeterli yedi ülkeden biri olan Türkiye, Bugün tarın aletlerinin gelişmiş olduğu bir dönemde, siyasi otoritenin hataları nedeniyle, tarım ürünleri ithal eden bir ülke haline getirildi.
             Ayrıca Eskişehir’de, Türkiye’deki tarım politikalarından etkilenmektedir. Özellikle de hububat ve pancara verilen taban fiyatlar, Pancara kota uygulaması, Eskişehir çiftçisini sürekli mağdur etti.
             Oysa Eskişehir tarımı, iki temel ürüne dayanmaktadır. Hububat ve şeker pancarı. Bu iki temel ürün de, siyasi otoritesinin ”HALKIN EKMEĞİ” bakış açısıyla sürekli fiyat baskısı altında tutulmuş, İki ürün de, uluslararası pazarlara açık olmadığı için, kaynak yaratamamıştır.
           Maalesef yıllardır, Ankara’da taban fiyat verilmektedir. Ankara daki taban fiyatı belirleyicisi siyasi irade ise siyasi geleceğini ve çıkarını düşünerek,  halka ucuz  tarınm ürünleri  yedirebilmek için, maliyet ve fiyat ilişkisini hiç dikkate almaksızın, temel ürünlerin fiyatlarını, sürekli baskı altında tuttu ve Türk  çiftçisini de sürekli mağdur etti.
          Oysa Türkye ve Eskişehir’ in ekonomisine tarımın katkısı, yıllarca küçümsenmeyecek boyutlarda oldu. Bu katkı daha da artırılabilir, tarım da sanayi ve ekonominin motoru haline de getirilebilirdi. Ancak olmadı. Bugünde tarım alanları, daha verimli kullanılarak, tarıma dayalı sanayi yatırımlar teşvik edilip, destek verilerek, pekâlâ gerçekleştirilebilir.
          Türkiye ve Eskişehir’ de tarımla ilgili i istatistikler, revize edilmeli, güncelleştirilerek  tarımsal veri tabanı oluşturulmalıdır. Bölgelere  uygun yetiştirilebilecek ürünlerin, tespiti için Agro- Ekolojik zonlar belirlenmeli, Ağro – ekolojik zon çalışması ile de, entegre olarak üretim planlaması yapılmalıdır.
             Ülkemizde, tarımsal sorunların çözümü için, çiftçilerin örgütlenmesi şarttır. O nedenle de İldeki kooperatifçilik, üretici birlikleri,  tarımla ilgili meslek kuruluşları, harekete geçirilmelidir.   Çünkü çiftçi ile ilgili alanlarda,  siyasi otorite kadar, çiftçiye yönelik sivil toplum örgütlerinin, özellikle de Ziraat odalarının da sorumluluğu vardır.
             Milletvekilleri yaptığımız bir görüşmede, kendllerine meslek odalarının bu durumunu aktardık ve yapılması gerekenleri, detaylı bir şekilde anlattık. Bu sorunun çözümü için de, TBMM bazında, çözüm bulunmasını istedik. Ancak bu yönde arzu edilen bir gelşşme olmadı.               
               Yıllardır ülkemiz ve Eskişehir’de, tarım beklentileri, sadece nüfusu doyuracak bir araç olarak değerlendirildi. Oysa tarım ürünleri ile küresel ve ulusal pazarlarda, rekabet edilmelidir. Bunu sağlamak içinde,  tarımı sanayinin motoru haline getirmelidir
            Ülkemizin, tarımda başarılı olması, için,tarım alanın da pazarlama altyapısının kurulması, örgütlenme açığının kapatılması, tarıma bilgi ve teknoloji transferinin yapılması, bitkisel ve hayvansal, üretim materyalinin, ülke içinden, karşılanması yanında, ortalama maliyetleri azaltıcı, verimliliği yükseltici, rekabetçi bir tarım stratejisi hayata geçirilmelidir.