31 Aralık 2020 Perşembe 2204 Okunma

NORMAL ABDEST-yıkama VE GUSÜL-Yıkanma-2


Geçen haftadan kaldığım yerden devam ediyorum.


Dikkat edilirse, Nisa-43’te teğtesilu (bütün vücudunuzu yıkayın veya yıkanın) kelimesi, yatmayacak kadar /cünup olmayacak, yani ayakta dolaşacak kadar hafif sarhoş veya bir nedenle bilinci kısmen bulananın kendine gelmesi için yıkanması önerisi amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ilahi sistemin istediği, düzgün düşünce enerjisidir ki, düşüncenin ilahi kayıt merkezinde olacak kayıtlaması sağlıklı olarak gerçekleşsin. Buna benzer kafa karışıklığı çok sinirli, sıkıntılı, gergin ve yoğun bir zihin meşguliyetinde, yüksek ateşli durum, uyuşturucu madde veya ilaç almış olma, kafa çarpması, cinsi münasebet sonrası hallerinde de söz konusu olabilmektedir ve bu durumda konsantrasyon ve ilahi kayıt merkezlerine ulaşacak kadar beyinde güçlü bir düşünce enerjisinin oluşması sağlanamaz. “Cünuben” kelimesi burada “sarhoşluk veya herhangi bir nedenle kafa karışıklığında iseniz, anormal durumdaysanız ve ayakta duramayıp yanlarınıza yatmışsanız” anlamında olmaktadır. “Cünub” kelimesi, Kur’an’da başlıca “yan tarafına yatmak (Kasas-11, Secde-16, Al-i İmran-191, Hac-36, Maide-6. Tövbe-35), bir şeyin yan tarafı (Kasas-11), uzak, uzaklaşmak, uzakta olmak, bilinçten kopuk olmak (Nisa-36, 103,)” anlamında olan bir kelimedir. Görüldüğü gibi toplam olarak Kur’an’da 9 yerde “Cünup” kelimesi geçmekte ve her nedense sadece Nisa-43 ve Maide-6 nci ayetlerde hiç ilgisi olmayan ve “cinsi münasebette bulunmuş kişi” demek olan “cenabet” anlamı verilmiştir. Ve “cinsi münasebette bulunmuş kişi” ifadesi “cünup” kelimesinden sonraki ayrı bir cümlede yer almış olduğu halde, yine de cünub kelimesine “cenabetlik” anlamı verilmiştir. Halbuki cenabetlik, sonra gelen “Lamestüm” için kullanılmıştır. Bu anlam kaydırması nedeniyle de 14 asırdır insanlar her cinsi münasebetten sonra yıkanma zorluklarını aşma çabası içinde olmuşlar ve halen olmaktadırlar.


Her evde 24 saat sıcak su bulunmamaktadır. Kış zamanı yıkanıp soğuğa çıkmak, her türlü hastalığı davet edecektir. Oda sayısı ve diğer fizikî ev şartları veya kalabalık ailelerin çoğunluk olduğu geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler, boy abdestini gerçekleştirmeyi ya zorlaştırmakta veya imkânsız kılmaktadır. Bu olumsuzluk ve zorlayıcılık ise insanları inanç yönünden aşırı derecede rahatsız etmekte, belki de dinden de uzaklaştırabilmekte veya içten imanı olumsuz etkilemektedir. Tevrat’ın Levililer 15-16 ncı ayetlerine dayanarak böylesi bir uygulamanın, Nisa-43 ve Maide-6. ayetlerin tercüme ve yorumunu etkilemiş olduğunu diye düşünüyorum.


Yine Maide-6 nci ayette dikkat edilirse ayette yüz ve dirseklere kadar olmak üzere kolların ve yüzün yıkanması (feğsilu), başın ve ayakların ise sadece su ile silinmesi /mesh edilmesi istenmektedir. Başka yerleri yıkama veya mesh edilmesi istenmemiştir. Kur’an’ın bu açıkça abdest alınmasını tarif etmesine rağmen, yaklaşık 14 asırdır abdestin nasıl alınacağı konusunda bile ortak bir görüş oluşmamıştır. Örneğin Maide-6 ncı ayette yüz ve kolların yıkanması ile başın ve ayakların meshedilmesi önerilmiş olduğu halde, her nedense asırlardır ayakların yıkanmasında israr edilmektedir. Bu ısrarın temelinin Tevrat olduğu dikkatimi çekmiştir (Tevrat-Çıkış-30 /19-21 ve 40 /30-32. “Sunağa /mezbaha girmeden önce” Harun'la oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar.).


Hz. Muhammed, bir sözünde, her salât için Maide-6 ncı ayette belirtildiği şekilde abdest alınmasın, diğer sözünde de sayıya ilişkin şunları söylemiş ve dolayısıyla da abdestin bozulması sadece büyük abdest – Gaita yapma ve cinsi münasebette bulunma durumlarında söz konusu olmaktadır.


"Enes, Resulullah'ın her salât için abdest aldığını söylemişti-Kütubu Sitte-2667". "Ebu Cafer`e -ki Muhammed el-Bakır`dır- dedim ki: "Cabir, sana Resulullah`ın uzuvlarını birer birer, ikişer ikişer veya üçer üçer yıkayarak abdest aldığını söyledi mi?" Bu soruma: "Evet!" diye cevap verdi."-Kütubu sitte-3612.


Buna göre, demek ki, abdest sırasında yıkama belli sayıda değil, her kişiye göre farklı olabilir. Kur'an ise asgariyi bildirir ve bunu da yeterli görür. Ancak her kişi kendi kirlilik durumuna göre ister ve gerekli görürse ek yerler olarak ağzını, burnunu, kulaklarını ve ensesini yıkayabilir veya silebilir. Fakat bu eklemeleri hiç kimsenin din kuralı haline getirmesi veya dayatması yanlış olacak ve maalesef olmuştur.


Çöl iklimi yaşamı gereği insanların saçları, yüzleri, elleri ve ayakları (sandalet giyimi nedeniyle) sürekli toz-toprak ve ter kirindedir. İşte abdest alma önerisinin ilk amacı bunlardan temizlenme ve toplumda başkalarını rahatsız etmeme olmaktadır.


Abdestin ikinci amacı, vücudun bu uç kısımlarında toplanan statik /durağan elektriği su veya toprak ile temizlemek olduğunu da düşünüyorum. Çünkü ilâhî sistem ile insanın haberleşmesi, konuşulan dil ile değil, beyinde oluşan düşünce enerjisi ile olmaktadır. Ve bu enerji başlıca, kafatası, yüz, kollar ve ayaklar dediğimiz vücudun uç kısımlarından olurken, eğer buralarda birikmiş halde olan statik elektrik temizlenmezse, düşünce enerjisinin gücü ve netliği olumsuz etkilenecektir.


İki yeri yıkama, 2 yeri de su ile sıvazlama /meshetme şeklindeki abdest almanın üçüncü amacı ise "Sosyal toplantılara kafamdaki olumsuz düşünceleri ve ön yargıları atarak, yüzüm ak olarak, ellerimi haksız gasp denilen harama bulaştırmamak ve ayaklarımı da yanlış yolardan koruyarak katılacağıma, Namaz sırasında da Allah'ın huzurunda bu şekilde  duracağıma da söz veriyorum" demek olduğunu düşünüyorum. Tabi gerçeği Allah bilir.


Maide-6 ncı ayette bulunan "ayakta duramayıp yanına yatma dediğimiz cünup halden çıkmak için kullanılan “fettahharu – temizlenin, kendinize gelin, sarhoşluk veya bilinç bulanıklığından düzelin” ifadesi, daha birçok ayette de kullanılmıştır. Örneğin; "kafa karışıklığı halinden çıkmayı beklemek ve bu halden çıkmak, temizlenmek, temizletmek, her konuda tertemiz olmak veya etmek (Abese-14, Furkan-48, Bakara-125, İnsan-21), vücudu temizlemek, bir olumsuzluk halinden, bir sıkıntıdan kurtulmak veya kurtarmak (Al-i İmran-55, Hac-26, ), kirden arınmak veya arıtmak (A’raf-82),  bulanık olmamak, şeffaf ve berrak olmak, açık bilinçte olmak, ön yargısız ve art niyetsiz olmak (Vakıa-79), olumsuz düşünceleri atmak, günahtan kurtulmak veya temizlenmek (Ahzap-32, Al-i İmran-42, Nisa-57), düzgün-doğru-uygun olmak (Hud-78, A’raf-82), uygun – denginde olma hali (Vakıa-37, Bakara-232), olumsuz nefsten uzak durmak (Tevbe-108), kadının aybaşı halinden kurtulması (Bakara-222), kalbi günahtan korumak veya korunması (Ahzap-53), sekine /güvende olma (Feth-4)” anlamında ve hem pasif, hem de aktif özellikli bir kelimedir. 


Maide-6 ve bu yette geçen “Lamestumuhu” ifadesi “bir arada olmak, cinsi münasebette bulunmak, sevişmek, temas etmek, sıvazlamak” gibi birden fazla anlamları olan bir kelimedir ve abdesti tazelemeyi veya su bulunmadığında teyemmüm edilmesini gerektiren anlam “cinsi münasebette bulunmak /cenabetlik” tir ve Kur’an’ın kolaylaştırıcı ve insanları zora sokmayıcı ana ruhuna uygun olandır. Yoksa mevcut Kur’an tercümelerinin hemen hemen hepsinde olduğu gibi “kadına dokunmak, tokalaşmak” şeklinde insanları zor durumlara sokucu dar anlamda değildir. Yine dikkat edilirse cinsî münasebette bulunma /cenabetlik sadece normal abdesti gerektiren, yıkanma denen güsul abdest şartı olmayan bir durumdur.


Biz hekimler bir hastanın Gaita muayenesini isterken sadece büyük abdestinin laboratuar tetkikini isterken, idrar tahlilini ise ayrı isteriz. Yani Gaita muayenesi hem büyük abdest, hem de idrar muayenesini birlikte istemek olmamaktadır. Dolayısıyla, “Cae ehadüm minküm minel gaiti” ifadesi “tuvaletten Gaita çıkışlı gelmişseniz” şeklinde anlamlandırılmalıdır diye düşünüyorum. Ancak bu düşüncem genellikle Kabul edilmemekte ve insanlarımız hem küçük abdest yapmanın ve gaz çıkarmanın da Gaita çıkışının içinde sayılmasında ısrarcı olmakta ve insanlara zaman zaman büyük sıkıntılara yol açan bu eklemeyi ve sıkınıtıyı çekmeyi tercih etmek istemektedirler.


Demek ki insanlar Kur’an’da bildirilen asgari önerilere uysalar, zorlaştırmalara yönelmeseler ve kendilerini ek kurallar koyucu olarak görmeyip, Allah’ın yerine koydukları ek kurallar ile geleneklerini ve şekilciliklerini de dinselleştirmeseler, barış, hoşgörü, insan kardeşliği ve huzur gelecek, Allah’ın tek dini olan İslâm da yaygınlaşacaktır. İnşallah…