6 Nisan 2020 Pazartesi 3422 Okunma

KORONAVİRÜS ve BESLENME

     

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) alarm verdi, tüm dünya ülkeleri tedirgin, tedbirli ve tüm insanlık etkisi altında, endişeli veya hasta veya hasta olmayı bekliyor.

Koronavirüsün pandemi (salgın) olduğu konusunda DSÖ uyardı ve tüm otoriteleri harekete geçirdi. Hepimizin bildiği üzere salgının önüne geçilemez ancak hızı kesilir ve etkileri azaltılabilir. Toplumun, her bireyin aldığı önlem salgının hızını kesmek ve etkilerini azaltmak için hayati derecede önemlidir.

Sadece uzmanların seslerine kulak vermemiz gereken şu günlerde fakültelerde ilgili hocalarımız gerekli önlemlerle ilgili detaylı bilgilendirmeler yaptı ve yapmaya devam ediyor.

Koronavirüsün büyük oranda hepimizi etkileyeceği bilinen bir gerçektir. Araştırmacılar, toplumun büyük çoğunluğun bu virüsle enfekte olacağını ancak yine büyük çoğunluğunun (yaklaşık %80) virüsün etkilerini hafif düzeyde hissedeceğini, hastalığı ayakta atlatacağını belirtiyor. Geriye kalan küçük çoğunluğun tıbbi yardıma muhtaç kalacağını; daha küçük bir çoğunluğun ise daha yoğun tıbbi yardıma, tıbbi cihazlara ihtiyacı olacağını öngörüyor. Şu an hedef; aldığımız önlemlerle hem kendimizi hem toplumu korumak, hastanelere ve olası sağlık hizmetlerine olan yığılmanın önüne geçmeye çalışmaktır.

Çoğunluğumuzun bu virüsle enfekte olacağını ve sağlıklı kalacağını yukarıda belirttim ancak neye göre, nasıl sağlıklı kalacağız? Bağışıklık.

Bağışıklığı etkileyen genetik ve çevresel faktörler vardır. Genetik faktörler sonradan değişmez; varsa vardır, yoksa yoktur. Çevresel faktörlerden birincisi ve en önemlisi; yeterince anne sütü almış olmaktır. Diğer etkenleri bireyin; yaş, beslenme, düzenli yaşam, egzersiz yapmak olarak sıralayabiliriz.

Bu yazımda uzmanlık alanım beslenme; beslenme ve bağışıklık etkileşimlerinden bahsedeceğim.

İdeal veya İdeale Yakın Ağırlık
Adipoz doku (yağ dokusu) immün sistemin bir parçasıdır. Bağışıklık sistemi ve obezite ilişkisi incelendiğinde obez bireylerin (98 kişide yapılan bir çalışmada) immün sistemlerinin daha zayıf olduğu bulunmuştur. 

Obezite ile ilgili yapılan farklı birçok çalışmada, bireyin obez olmasının bağışıklığı üzerine olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Sigara ve Alkol Tüketimi
Sigara ve/veya alkol tüketen bireylerin bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu ve kendilerini hastalıklara açık hale getirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle konunun koronavirüs olduğunu hatırlatmak istiyorum. Yani ölüm sebebini nefes darlığı, boğulma gibi tanımlayabiliriz, bu durumda sigara tüketiminin riski daha fazla önem kazanıyor. Sigara içen bireylerin bu dönemde ve/veya genel olarak vitamin – mineral takviyesine ihtiyaçları olabilir. Hekim veya eczacı yönlendirmesine uygun olarak; c vitamin, demir, çinko vb. tek veya karışım halinde takviye kullanılabilir. Yine de sigarayı bırakmak için harika bir zamanlama diyorum. 

Düzenli Yaşam, Düzenli Uyku
Bireyin stresten arınmış, düzenli uyuduğu, sirkadiyen ritminin iyi olduğu bir hayat yaşamasının fiziksel ve ruhsal sağlığına etkileri düşündüğünüzden çok daha fazla olabilir. Bu kavramların neden bu kadar önemli olduğunu hormonlar ve salınımlarıyla ilintilendirebiliriz. Düzenli ve yeterince uyku için önemli bir hormon olan melatonin, pineal bezin beta adrenerjik reseptörlerinin aktivasyonu ile triptofandan sentezlenen bir hormondur. Üretim ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlıkla sona erer. Melatonin, birçok biyolojik fonksiyonun düzenlenmesinde rol oynar. Melatoninin lenfoid dokular, humoral bağışıklık, hücresel bağışıklık ve kanser üzerine etkileri vardır.

Sağlıklı Beslenme
Farkettiğiniz gibi sağlık için yine her konu sağlıklı beslenmeye, ideal ağırlığa bağlanıyor. Ev yemekleri, sebze, meyve, sağlıksız beslenme alışkanlıklarından tamamen arınmış (rafine şeker, transyağ, katkı maddeleri vs.) beslenmenin etkisi bağışıklık ve genel sağlık durumu için son derece önemlidir. Salgın döneminde kimsenin sağlıksız beslenmek lüksünün olmadığını söylemek istiyorum. Bağışıklık için yukarıdaki bahsettiğim alışkanlıklar ve faktörler dışında vurgulamak istediğim birkaç besin var.

Çörek otu
Yaş ortalaması 24 olan 30 adet erkek gönüllü katılımcılar ile 4 haftada yapılan bir çalışmada çörek otu (nigella sativa) tohumunun, t lenfosit ve lökositlerini artırdığı ve bağışıklığı güçlendirebileceği bulunmuştur. Çörek otu çoğunlukla yağ ve protein az miktarda tanen ve uçucu yağ içerir. Tohum özsuyunun ve tohum yağının antimikrobiyal ve antiviral etkileri vardır. Doğu ülkelerinde 2000 yıldır şifalı bitki, tohum olarak kullanılır. Kullanımında; az miktarda kullanılabileceği yoğun kullanılmaması gerektiğini hatırlatmak isterim; kalp ve yüksek tansiyon hastaları veya ilaç kullanan bireyler etkileşim için uzmana (hekim, eczacı, diyetisyen) danışmalıdır.

Zencefil
Bu besinleri kullanmadan önce ilk uyarmam gereken konu; nereden ve ne formda aldığınızdır. Tağşişe oldukça açıktır; toz olarak satın almamanızı, tüketirken formu kendinizin vermenizi tavsiye ederim. Zencefil ile ilgili hayvan serum ve damarlarında yapılan bir çalışmada ekstresinin kolesterol seviyelerini düşürdüğü, serbest radikalleri (vücut için zararlı etkenler) süpürdüğü kaydedilmiştir. Başka bir hayvan deneyinde, alabalıklar üzerinde, zencefil ile 15 günlük beslenmenin neticesinde; büyüme ve bağışıklık sistemini olumlu etkilediği, enfeksiyon duyarlılığını azalttığı kaydedilmiştir. Günlük kullanımında rendelenmiş veya doğranmış formu yoğurt, bal ile karıştırılarak; bütün formu dekoksiyon (kaynatma) yöntemi ile çay olarak tüketilebilir. Kullanılan ilaçlar veya vitamin takviyeleri ile etkileşime girebileceği konusunda uyarmak istiyorum.


Kefir
Orta Asya fermente içeceklerimizden kefir, mikrobiyotanın çok araştırıldığı bugünlerde gözde konulardan biridir. Kefir; kısrak, keçi, inek ve koyun sütlerinden elde edilebilir, en çok inek sütünden yapılmış kefiri tüketiriz. Tüm probiyotiklerin bağışıklığı güçlendirdiğini bilmekteyiz. Kefir ile yapılan bir araştırmada 18 adet üniversite öğrencisine 6 hafta boyunca her gün 1 su bardağı (200 ml) kefir tükettirilmiş, araştırma sonucunda IL-5 düzeyinde artışa neden olması ise, salgısal IgA (savunma sisteminde görevli maddeler) düzeylerini artırarak gastrointestinal sistem lümenindeki immün yanıtın daha etkili çalışmasını sağlayabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Sağlıklı bireylerin günlük beslenmesinde tıpkı süt, yoğurt, ayran gibi tüketilebilir. Evde kolayca mayalayabileceğiniz (metal temassız) kefirin meyveli formlarının (hazır) tüketilmesini tavsiye etmiyorum.

Yulaf
Günümüzde popüler besinlerden biri de yulaftır. Diyetisyen olarak benim de, tıbbi engeller hariç, yazdığım beslenme tedavilerinde/diyetlerde sıklıkla kullandığım besindir. Yulafı çiğ olarak direkt tüketmek mümkün değildir; ezme veya kepek formları vardır. Çoğunlukla yulafın ezmesini tavsiye ederim. Yulafı bu kadar kıymetli yapan içerdiği B-glukandır. β-glukanın bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi ile ilgili çok sayıda literatür olmakla birlikte çoğu bildirişler bu etkinin makrofaj ve nötrofillerin (savunmada görevli aktif maddeler) fonksiyonel aktivitesini artırarak meydana geldiğini belirtmektedir. Günlük tüketimde sıklıkla; su, süt veya yoğurtla beraber tercih edilir. İyi bir posa kaynağı olan yulafı tüketmemesi gereken hastalar/hastalık dönemleri (Crohn’s, ülseratif kolit vs.) olabilir. Dikkat edilmelidir.



Sağlıklı beslenme ve aldığımız önlemlerle en az kayıpla salgını atlatmamız dileğimle,
Sağlıcakla kalın, evde kalıni