21 Mayıs 2019 Salı 161 Okunma

Siyasetin Sömürgesi Sivil Toplum

Her siyasal oluşumun ya da yandaşlığın kendi sivil toplum odağını oluşturmak gibi tehlikeli, bir sürece girdiğini görüyoruz. Siyaset alan dışında kalması gereken sivil toplum örgütlenmesi, siyasal iktidar mücadelesi adına hızla siyasetin içine doğru itekleniyor. Böylece siyasal alan dışında kaldığında siyasette iyileşme etkileri yapan sivil toplum hareketi, siyasallaştırılmasıyla birlikte bu yenilikçi özelliğini kaybediyor, siyasetin geleneksel sıradanlığı ve içi boşluğuna savruluyor.


 


Sivil toplum hareketinin son dönemde oluşturulan siyasal gerginlikte olumsuz etkilenmesinin ardında sivil toplum kuruluşları ile gönüllülerinin de hataları var. Yeni insanlarla beslenemeyen –yani kitleselleşemeyen, kendi fonlarını ve kaynaklarını yaratamayan ve demokratik kurumsallaşmayı beceremeyen bir sivil toplum hareketinin siyaseti yönlendirmek yerine onun kölesi olmaya yönelmesi hiç şaşırtıcı değil. Siyasetçiler kendi iktidarlarını pekiştirmeye ya da müstakbel ikballeri için sivil toplumu siyasete alet etmeye çalışırken, toplumun özgür geleceğini yok etmeye hizmet ettiklerini göremiyorlar.


 


Sömürgeleştiren Siyaset


Siyasetin giderek sosyal gündemi ve sivil toplum hareketini örtmeye başlaması, bu konuyu özellikle yerel boyutta yeniden ele almayı zorunlu kılıyor. Sivil toplum kavramının popüler bir kullanıma erişmesi, 20’nci yüzyılın son çeyreğinde oldu. Geleneksel siyaset yaklaşımlarının ve temsili demokrasinin beşeri ve sosyal ihtiyaçları tam olarak karşılanmadığının anlaşılması üzerine ‘siyaset dışı yaklaşımlar’ üretilmeye başlandı. Geleneksel siyasetin yeterli cevaplar veremediği çevre, insan hakları, toplumsal cinsiyet, engelliler ve enerji verimliliği gibi alanlardaki boşlukları doldurmak üzere yeni söylemler ve örgütlenmeler gelişti. Bu faaliyetler çerçevesinde bir kez daha kavradık ki; geleneksel siyaset, kendini toplumun tamamı için tanımlamakla birlikte, işin aslı böyle değil.


 


Bugün de egemenliğini sürdüren geleneksel siyaset, hiçbir zaman başta yoksullar olmak üzere özellikle ayrımcılığa maruz kalan insanların ve toplulukların siyaseti olamıyor. İşte; sivil toplumdan bu denli çok söz etmemizin nedenlerinden birisi budur. Kısaca STK’lar olarak isimlendirdiğimiz sivil toplum kuruluşları öncelikle; varlıklarıyla ve faaliyetleriyle geleneksel siyasetin boş ve çözümsüz bıraktığı bu alanlara işaret ediyorlar. Ama vurgulayarak söylemeliyim ki; her ne kadar sivil toplum olgusu bir dizi alternatif alan ve çözüme işaret etse de; onun, siyasetin yerini alacağı iddiasında bulunmak, sivil topluma adına haksızlık olur.


 


Sivil Toplum Yeterli Olgunlukta Değil


Henüz toplam sivil toplum hareketinin geleneksel siyaseti ikame edecek bir birikim ve olgunluğa ulaşmadığını söylemem gerekir. Dolayısıyla bugünkü şekliyle küresel, ulusal veya yerel boyutta sivil toplum hareketleri, kendi başlarına bir siyaset söylemini toplam olarak tanımlayabilecek yetkinliğe ve bütünlüğe ulaşmış değil. İlerleyen dönemlerdeki gelişmeleri ise izleyerek göreceğiz.


 


Eğer geleceğe uzanan süreçte başarılı olma iddiasıyla ortaya çıkan yeni siyasal söylemler ve faaliyet modelleri olacaksa; bu siyasetin en değerli unsurları arasında sivil toplumun bulup çıkardıkları olacaktır. Bugün sivil toplum kavramına bu denli vurgu yapmamızın nedeni; yetersiz, eskimiş ve uyumsuzluklarla dolu olan geleneksel siyasetin yerine yeni bir dünya anlayışı geliştirebilme çabasıdır. Sivil toplum tartışmaları, bireyin önemini ve değerini fark eden birey ve toplulukların geleneksel siyasete alternatif olabilecek bir kamusallık ve meşruiyet anlayışı arayışının ifadesidir.


 


Kamusal Alan İhtiyacı


Eğer ülkenin yeni geleceğinin kurulmasında kendinize bir misyon biçiyorsanız, sivil toplum kavramını eskitmeden ve tüketmeden daha fazla konuşmak ve tartışmak gerektiğinin de farkında olmalıyız. Ama bir noktayı gözden kaçırmamamız gerekiyor. Sizin onayladığınız bir siyasal söylemin olması, sivil toplumun ne sizin ne de söyleminizin kölesi olacağı anlamına gelir. Sivil toplumu başka siyasal çizgilerin sömürgeleştirmesi kadar kendi sömürgeleştirme saplantılarınıza da karşı olmalısınız.


 


“Sivil toplumu köleleştirme veya sömürgeleştirme çabasında olanlar var mı?” diye sorarsanız, “Kesinlikle var” derim. Bunlar, kendi işgalleri olmadığında ayaklarına basılmış gibi vaveyla ederler; katılım düşmanı kendi hegemonyalarını ise demokrasi diye tanımlarlar. “Bizimkiler ve ötekiler” şeklinde at gözlüğüne sahip bu çifte standartlılar, medyanın köşelerinden toplantı salonlarının neredeyse işgal edilmiş kürsülerine kadar pek çok yerde kolayca görebilirsiniz.