27 Şubat 2020 Perşembe 359 Okunma

Birlikte Çalışamıyoruz

 


 


Bir şehrin vizyonu, uzun yılların içinden süzülüp gelir. Eskişehir bölgesindeki yerleşim, çok eski çağlara dek gider. Buna rağmen ‘yeni’ Eskişehir’in oluşumu yaklaşık olarak 19’uncu yüzyıl ile başlar. Dolayısıyla Eskişehir, gerçekte ‘yeni’ bir şehirdir. Bu şehrin oluşmasında rol oynayan iki faktörün asla akıldan çıkarılmaması gerekir. Bu faktörlerden birincisi, Eskişehir’in yurtdışından (Balkanlardan, Kafkaslardan ve Kırım’dan) aldığı göçlerdir. İkinci faktör ise Bağdat Demiryolu ile başlayan ve 1950’lere kadar uzayan süreçteki kamu yatırımlarıdır. Bu iki önemli unsur, Eskişehir’in geleceğinin belirlenmesinde çok etkili olmuştur.


 


Eskişehir, Osmanlı’nın kuruluşunda önemli bir yerleşim olmasına rağmen sonraki dönemlerde derin bir sessizliğe bürünmüştür. Çevresindeki iller daha önemli hale gelirken Eskişehir, adeta bir kenarda unutulmuştur.


 


Eskişehir, Anadolu’nun bazı geleneksel şehirlerinden (örneğin Bursa, Kütahya veya Konya’dan) farklıdır. Andığım bu şehirlerin, tarihin derinliklerinden gelen ve en önemlisi süreklilik taşıyan (inişli çıkışlı da olsa) bir gelişim süreci vardır. Eskişehir ise bunlara göre daha ‘yeni’ bir şehir olduğundan, ‘yağ damlası modeline’ uygun olarak büyümüştür. Mekânsal olarak böyle ‘büyümeyi’ sürdürüyor.


 


Bir şehrin gelişiminde ‘yağ damlası modeli’, kabaca kendiliğinden ve plansız olarak büyüme anlamına gelir. Bir plan ve tasarım ruhuna uygun olarak gelişmeyen şehirlerin bir vizyonunun olması da beklenemez. Gerçekten Eskişehir, son 40 - 50 yıla kadar herhangi bir ‘vizyon sancısı’ çekmemiş, bir şehrin vizyonu olması gerektiğinin bile farkına varmamıştır. Bağdat Demiryolunun yapıldığı dönemle başlayıp 1970’li yıllara uzanan süreçte Eskişehir yöneticileri, ‘vizyonsuzluk geleneğini’ sürdürmekte son derece ‘başarılı’ olmuşlardır.


 


Bir şehrin vizyonu, kişi ve kuruluşların ortak geleceğe bakabilmelerini sağlar. Onları, ortak geleceği birlikte oluşturmak konusunda heyecanlandırır. Hele ki; büyük ölçüde göçlerle oluşmuş bir şehirde yaşıyorsanız, vizyonun insanları ‘birlik ve beraberliğe’ yönlendirmekte çok özel bir görevi vardır. Ortak vizyonda buluşamayan hemşehriler, kurtuluşu kendi başlarına arama anlayışına yönelirler; “Küçük olsun, benim olsun” veya “Bende olmayan komşuda da olmasın” derler.


 


Başaramadığımız çağdaş hemşehrilik (Eskişehirli yurttaşlık) ruhunun eksikliğinde, şehrin oluşum biçimi kadar bu gerçeği kavrayamayan geçmiş il yöneticilerinin de ciddi kabahatleri vardır. Birleşme noktaları yerine ayrılık unsurlarını öne çıkaran herkes, Eskişehir’in bugün olandan çok daha yüksek başarı noktalarında olmayışının sorumlularıdır.


 


10-15 yıl kadar önce bir bankanın düzenlediği, çalıştay türünde bir etkinliğe katılmıştım. Kentsel gelecek tasarımı temalı etkinlikte; üzerinde uzlaşılan veya anlaşma sağlanamayan konular oldu. Ama ne yazık ki; tüm çalışma takımlarının uzlaştığı tek konu, bir olumsuzluk gerçeğiydi. Neredeyse tüm gruplar, Eskişehir’in işbirliklerini, sermaye toplulaşmalarını ve birlikte çalışmayı beceremediğinde uzlaştılar. Birlik içinde çalışmanın kişisel beklentilere ve siyasi çıkarlara feda edildiği konusunda birleştiler.


 


Söz konusu işbirliği, birlikte çalışma ve ortak payda sorununun hâlâ etkin biçimde varlığını sürdürdüğünü görüyorum. İlginç örneklerden biri, sivil toplum alanında yaşanıyor. Pek çok dernek, başta ekonomik yönden –buna üye ve gönüllü bulmayı da ekleyebiliriz– sürdürülebilir olmakta zorluk çekerken, birlikte çalışmaya istekli görünmüyor. İşbirliği ve ortak çalışmanın önünü tıkayan ‘başkan olma merakı’, ‘sosyal vitrinde olma’, ‘küçük ama benim olsun’, kıskançlık veya ‘sivil toplumu basamak olarak kullanma’ vb. gibi bazı nedenler var. İşin ilginci, bu tür sorunları çözmek için de herhangi bir girişimde bulunmuyoruz. Emeğe ve kaynağa yazık oluyor.