30 Temmuz 2020 Perşembe 593 Okunma

Bayram Günü, Gönüller Hoşluğu


 


Hepimizin yaşamında tatlı ve acılı günler yer alabiliyor. Bazen aynı anda ikisi birden düşüveriyor yaşamımıza… Ama zaman akıp gidiyor. Bizim ise tek bir yaşamımız var. Onu iyi yaşamak istiyoruz. Bayramlar bu çerçevede yeniden zihinsel, duygusal ve bedensel enerji toplamak için iyi vesileler oluyor. En önemlisi, yürek sıcaklıklarını tazeliyoruz.


 


Bayram, yaşamın aynasıdır. Yaşamın kendisi gibi acılar ve tatlılar arasında bir koşuşturma olarak geçer. Öncesinde ve sonrasında da böyledir. Doğaldır ki; yaşam gibi; bayramın da muhteva ve şekil olan yanları var. Örneğin yemek yapmanın, tatlı hazırlamanın veya konuklara ikram için hazırlık yapmanın kendisi bir şekil şartını yerine getiriyor. Yürekten ve içten olanı ise bayramın özü… Birkaç dilim baklava, çocuklara cep harçlığı veya akrabalara verilecek yemek, bayramın muhtevasının takdim şekli. Önemli olan; sevgi, saygı ve dayanışmayı bu vesile ile yüceltebilmek…


 


Hepimizin yaşama farklı bakışı var. Kimisi bardağın dolu tarafını, bazısı ise boş tarafını görerek uzatıyor elini yaşama. Kendi adıma; olumsuz olduğum zamanlar da bile, iyilik sözleri sarf etmeye çalışırım. Mutsuzluğu yaygınlaştırmanın doğaya ve yaşama karşı haksızlık olduğunu düşünüyorum.


 


Ama bayramlar söz konusu olduğunda; sanırım, yaşamın boş kalmış yanları daha çok zihnimi meşgul ediyor. Örneğin çocukların mutluluğuna yönelik bayramlarda; yoksulluk veya eksiklik nedeniyle bayramın lezzetini yaşayamayan çocuklar aklıma takılır. Bir dini bayramda örneğin yeni bayramlık giysilerden söz edildiğinde; üstüne giyecek düzgün bir giysisi olmayan çocuklar zihnime düşer. Yoksullara yardım etmenin değer ve önemini ağırlaştırılmış biçimde hatırlarım.


 


İyi bildiğim bir şey var. Gerçekten aç kalmamış olanın, aç olanın halini anlaması kolay değil. Karda, kışta, ayazda sokaklarda sersefil yaşamış olmayan, barınacak bir yeri olmayanın veya bedenini koruyacak giysisi bulunmayanın halini kolayca anlayamaz. Açlık ve yoksulluk için empati yapmak, yaşanmadıkça müşkül iştir. Kendini aç ve yoksul olanın yerine koyabilmek, bilge mertebesine erişmiş olmak kadar zordur. Ama bu empati öğrenilebilir. Öğrenilmelidir de. Çünkü yaşam kazanmak olduğu kadar paylaşmaktır.


 


Bayram bir başka yönüyle bir barış mesajıdır. Mevcut yakınlıkların bir kez daha pekiştirilmesi vesilesidir. Kırgınlıkların giderilebilmesi için fırsattır. Bir başkasına karşı kabahat işlemiş olanın, özür dileyip barış yollarını açmaya çalışmasıdır. Kırgın veya kızgın olanın, kendisine uzatılan barış çiçeğini kabul edip özür dileyene tekrar yüreğini açması günleridir.


 


Bayram günleri barışı, barışmayı sevmemiz ve kin ile kavgayı yaşamımızdan silip atmamız için özel zamanlardır. Kin ve kavga, yaşamımızda var olduğu sürece başka sorunların oluşmasını engellememiz mümkün değildir. Barış, hem kendimizin hem de çevremizdeki insanların geleceğe ve yaşama sevgiyle bağlanma aracıdır. Bayram ise barışı yakalamak için bize sağlanmış anlamlı fırsatlar demetidir.


 


Barışı yakalamak, sözün ötesinde girişime ihtiyaç duyan bir iştir. Onun için emek vermek gerekir. Bazen “Ben hatalıydım, o konuda sen haklıydın” diyebilmek, “Seni kırdığım için özür dilerim” diyebilecek yürekliliği gösterebilmek gerekir. Takıntılarımızdan, saplantı türünde alışkanlıklarımızdan, inatçı tavırlarımızdan, yobaz iddialarımızdan kurtulup barışı yakalayabiliriz bayram günlerinde.


 


Kendini, içindeki iyiliği ve güzelliği ifade edebilmek, kimi zaman cesaret ve girişimcilik ister. Bayram günleri kalkanlarımızı indirip içimizdeki iyiliği ve dostluğu cesurca gösterebileceğimiz özel dönemlerdir. Bayram, bire kırk veren verimli toprak gibidir. Karşıya uzattığımız bir tohum tanesi, bir insani zenginlik hasadı olarak bize geri döner.


 


Bazen yaşamı oluşturan nesne ve öznelerin anlam ve önceliklerini karıştırıyoruz. Araç olan ile amaç, birbirinin yerini alıyor. Mutlu olmayı amaçlarken, araçlara sahip olma fikrine takılıp kalıyoruz. Dünya olmanın, yaşamın anlamı nedir? Mutlu olmak mı, sahip olmak mı? Mutluluk, her zaman sahip olmanın doğal sonucu olmuyor.


 


Mutluluğu kabul edilebilir ölçüde coşkuyla, ama acıyı mutlaka akılla karşılamak gerekir. Yaşamın devam ettiğini ve her acının bir ders olduğunu iyi kavramalı insan. Sevilen bir kişinin kaybedildiği durumda, onu sevenlerin tepkilerini dikkatle izlerim. Ölümü bile saygı ve ağırbaşlılıkla karşılayan insanlara her zaman gıpta etmişimdir. Onların, ölümün sadece bir anın bitişi ve bir başkasının başlangıcı olduğunu iyi bildiklerini ve yaşama buna göre hazırlandıklarını düşünürüm.


 


Farklı dinlerin, farklı halkların türlü çeşitli bayramları var. Ama bir bayramın ana fikri; iyi niyet, saygı, hoşgörü, barış içinde bir arada yaşama ve sosyal dayanışma demekse eğer, o bayram hepimizin bayramı demektir. Çünkü paylaşmamız gereken, Dünyada giderek eksilen ve ama hepimizi yakından ilgilendiren daha çok sevgidir. O bayramlar ki; sevgiyi ve saygıyı kendimize bir kez daha hatırlatma, kendimizi ve çevremizi bunlarla anlamlandırma günleridir.


 


Yarın bayram… “Ben gelmedim dava için, / Benim işim sevgi için. / Dostun evi gönüllerdir, / Gönüller yapmağa geldim.” Yunus Emre