12.07.2018 19:13:03 467 Okunma

Gökten 3 elma düşmüş!

Olof Palme, İsveç’i İsveç yapan sosyaldemokrat bir lider…
Ülkesinde önemli ve köklü değişiklikler yapıyor…
Partisinde, gelecek vadeden iki genci bizzat yanına alıyor…
Her gittiği yere, her katıldığı toplantıya götürüyor onları.
Bir anlamda, siyasette öğretmen gibi yetiştiriyor o iki genci.
Gençlerin her ikisi de bir süre sonra önce parti yönetimlerinde, sonra bakanlıklarda görev alıyor
Bir gün, bir sinema çıkışında, eşi ile birlikte suikasta uğrayıp öldürülüyor Olof palme.
Kendisinden sonra, bizzat yetiştirdiği o iki genç sırasıyla başbakan koltuğuna oturuyor.
Her ikisi de belli bir süre görev yaptıktan sonra “Gençlerin önünü açmalıyız” ve “kendi yaşayacağımız  hayatlarımız da var” diyerek, kendi tercih ve istekleriyle, yine kendilerinden sonra gelenlere görevi bırakıyor.
Böylece, ülkede sosyal demokrat programın sürekliliği sağlanmış oluyor.
Bu arada İsveç de Dünya’nın refah seviyesi en yüksek ülkesi haline geliyor.
Şimdi…
Bu yaşanmış gerçek olayın ardından size, öyle çok gerilere de gitmeksizin bir masal ya da bir hikaye anlatalım…
Eğer…
Deniz Baykal genel başkan olarak görev yaptığı 16 yıl önce yanına, gelecek vaat ettiğini gördüğü 8-10 Üniversite öğrenci almış ve yetiştirmiş olsaydı, bugün için CHP, konusunda uzman, hem partinin her kademesinde hem de olası bir iktidarda bakan dahil her görevi üstlenebilecek zımba gibi 8-10 insana sahip olurdu…
Eğer…
Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olarak göreve geldiği 8 yıl önce, yanına gelecek vaat ettiğine inandığı 8-10 Üniversite öğrencisi almış ve yetiştirmiş olsaydı, bu gün o öğrenciler doktoralarını tamamlamış, partinin vitrinini süsleyen, partiye ve ülke siyasetine seviye kazandıran zımba gibi 8-10 insanı olurdu.
Her kaybedilen seçim sonrasında “başarılıyız” diyerek hiçbir şey olmamış gibi davranmak yerine, her kaybedilen seçim sonrası yanlarına bir genç almış olsalardı bu genel başkanlar, CHP en azından geleceğin gölge kabinesine sahip olurdu.
Fakat…
Her iki genel başkan da bunu yapmak yerine, partiyi sözünden çıkmayacak, herhangi bir meziyeti olmayan, düşük profil sahibi ve toplumda da karşılıkları olmayan insanlarla yönetmeyi tercih etti.
Gecen 16 yılın sonunda, yani bugün için, CHP’nin elinde yetişmiş, partinin ve devletin her görevinin üstesinden gelebilecek zımba gibi 8-10 ismi maalesef yok.
Bunun yerine…
Koltuğa zımbalanmış bir genel başkanı ve artık sağlık sorunları nedeniyle zımba gibi olamayacağı aşikar olan fakat buna rağmen yeniden vekil yapılan eski genel başkanı var…
Ne diyelim?
Madem yazıya “Masal” diye başladık, yazıyı da masalların sonunda olduğu gibi bitirelim…
“Gökten 3 elma düşer… Umarız üçü de, ağaçlarıyla birlikte CHP’yi yönetip, bu hale getirenlerin başına düşer!”


.....


 


Tamamen sussalar daha mı iyi acaba?


AK parti yıllardır büyükşehir belediyesini alamıyor.
Her defasında Yılmaz Büyükerşen’e karşı kaybediyor.
Üstelik…
Her seçimde bir büyük ilçeyi kaybede kaybede geliyor…
Durum böyle olunca bu köşede bir tespit yapmıştık…
-“AK partililer hiç konuşmasa daha mı iyi olur acaba?” demiştik bu tespitimizde.
Zira…
Büyükerşen’e yönelik her eleştirileri kendilerine olumsuz geri dönüyordu.
Büyükerşen ile girdikleri her kavgada yenik düşüyorlardı.
Haklı olabilecekleri konularda dahi, izledikleri yöntem nedeniyle haksız çıkıyorlardı.
-“hâlbuki hiç konuşmasalar, belki de Büyükerşen’in arkasında oluşan destek gevşemeye başlayacak” diyorduk…
Tabi bizi dinleyecekleri yok ya AK partililerin.
Bildiklerini okumaya devam ettiler her seçim öncesinde.
Büyükerşen’e çakmakla partilerinde sivrilecekleri düşüncesi her seçimi kaybetmelerine neden oldu.
Eskişehir’deki bu durumun bir benzeri ülkede yaşanıyor.
Yani…
CHP’lilerin Tayyip Erdoğan’a karşı benzeri bir tutumu var.
Seçimlerden bu yana CHP’nin 4 açıklaması oldu…
İlki Özgür Özel’den “yemin sırasında ayağa kalkmayacağız” açıklaması…
İkincisi Bülent Tezcan’dan “Her seçim sonrası kurultay istenir. Böyle bir şey gündemimizde yok” açıklaması…
Üçüncüsü Engin Altay’dan “Yeni kabine siyasi değil aile kabilesi” açıklaması…
Dördüncüsü de yine Bülent Tezcan’dan “Tren kazasını siyasi malzeme yapmayacağız” açıklaması…
Ne dersiniz?
Hiç konuşmasalar, tamamen sussalar sizce de daha etkili bir muhalefet olmaz mı?


.....


Doğmamış çocuğa…


12 Mart 1971'de generaller bir muhtıra veriyor ve Başbakan Süleyman Demirel iktidardan devriliyor.
Muhtıracı generallerin başı olan Faruk Gürler’in amacı "Cumhurbaşkanı" olmak.
Nitekim…
Kara Kuvvetleri Komutanı iken muhtıra verildikten bir süre sonra Genelkurmay Başkanı olan Faruk Gürler, bu görevinden istifa ederek Cumhurbaşkanlığı'na adaylığını koyuyor.
Seçimi kazanacağı ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacağına herkes kesin gözüyle bakıyor.
Önce kendisine şöyle bir yol açılıyor:
Gürler, Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa ettikten sonra, süresi dolmak üzere olan o günkü Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından "kontenjan senatörü" yapılarak parlamentoya sokuluyor.
Çünkü...
O tarihte, yasaya göre parlamenter olmayan biri Cumhurbaşkanı seçilemiyor.

"Eski Orgeneral, yeni Senatör Faruk Gürler" Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağından o kadar emin ki, yapacağı teşekkür konuşmasının metnini bile hazırlıyor.

Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Demirel'in müthiş bir direnişi çıkıyor ortaya.

12 Mart Muhtırası'nda, şapkasını alarak Başbakanlık'tan giden Süleyman Demirel'in liderliğindeki Adalet Partisi milletvekilleri, kelleyi koltuğa alıp Orgeneral Faruk Gürler'e mecliste oy vermiyor.
Dönemin en güçlü adamı olan "askerlerin adayı Faruk Gürler", ağır bir yenilgiye uğruyor. Oysa Gürler'in, Çankaya'ya taşınmak için eşyalarını bile hazırladığı biliniyor.
Yaşanan bu olayı Süleyman Demirel şu cümle ile özetliyor:
"Siyasette doğmamış çocuğa don biçilmez"
Son günlerde yeni yönetim sistemi ile ilgili “Şöyle olacak, böyle olacak” söylemleri var.

Yine…
Son günlerde, mahalli seçimlere yönelik “şu kazanacak bu kaybedecek” söylemleri de var.
Her kişiyle ilgili söylemleri duyduğumda hep Demirel’in o sözü geliyor aklıma…
"Siyasette doğmamış çocuğa don biçilmez" sözü…