11 Şubat 2019 Pazartesi 766 Okunma

Samimiyet(siz)…

Seçime şunun şurasında 50 gün kaldı.
Partilerin adayları belli oldu ve adaylar seçim çalışmalarına başladı.
Adaylar arasında tanınanlar var tanınmayanlar var.
Adaylar arasında bilinenler var bilinmeyenler var.
Adaylar arasında sevilenler var sevilmeyenler var.
Adaylar arasında güvenilir olan var, güvenilir olmayan var…
Adaylar arasında makama yakıştırılanlar var yakıştırılmayanlar var…
Bir de bu saydıklarımızın dışında…
Adaylar arasında samimi olanlar var samimi olmayanlar var…
Seçmen:
Samimi olan adayları, içten davranışları, rol yapmamaları, kendilerini oynamaları, söyledikleri gibi yaşam sürmeleriyle fark ediyor.
Aynı seçmen:
Samimi olmayan adayları da aynı şekilde, yapmacık tavır ve hareketleri, başkasını oynama çabaları, içten olmayan söylem ve davranışlarıyla da hissediyor.
Örneğin:
Seçmen herhangi bir adayın konuşmasını 10 dakika dinlediğinde, söylediklerinde samimi olup olmadığını hemen anlıyor.
Biriyle tokalaştığında, biriyle öpüştüğünde,  birine sarıldığında bu hareketlerin samimi ve içten bir şekilde yapılıp yapılmadığını anında fark ediyor.
O güne kadar tarzına uymayan bir söylem ve hareket içinde olduğunu gördüğünde, bunun yapmacık ve seçime yönelik seçmeni kandırma girişimi ve hareketi olduğunu anında seziyor…
Kısacası…
Seçmen artık, hangi adayın samimi, hangi adayın samimiyetsiz olduğunu belirlemede bildiğiniz sarraf olmuş…
Büyük çoğunluğu da önümüzdeki seçimlere, samimiyet ile samimiyetsizliğin yarıştığı bir seçim gözüyle bakıyor…


.....


 


Siyasetle ilgili en beğendiğimiz tanımlamadır bu ama…


-“Bütün insanlar yaratılıştan eşittir. Bu eşitliği bozan bazı hastalıklar vardır.
Birileri çıkıp mali gücünü kullanır.
Birileri çıkıp siyasi gücünü kullanır.
Birileri de çıkıp dini inançlar üzerinden diğer insanlar üzerinde hüküm kurmak ister.
İşte bunların hepsi sözünü ettiğimiz hastalıklardır.
Siyasetin temel vazifesi işte bu var olan hastalıkları ortadan kaldırmaktır.
Siyasetin temel vazifesi, yaratılıştan eşit olan insanların eşit bir şekilde yaşamasını sağlamaktır”
Yukarıdaki tanımlama bizim siyasetle ilgili en beğendiğimiz, en olması gereken ve en doğru tanımlamadır.
İşin ilginç tarafı, siyasetle ilgili bu tanımlamaya benzer bir tanımlamayı en çok kullanan kişinin, HAS Parti genel başkanlığı sırasında Numan Kurtulmuş tarafından kullanılmış olmasıdır…
Ne diyelim?
Bazen doğru yerde olanların yanlış tespitleri, bazen de yanlış yerde olanların doğru tespitleri olabiliyor…


.....


İkinci bir Kartal olayını Eskişehir’de yaşamayalım!


İstanbul kartal’da yıkılan bina ve yitirilen canlar gündemdeki sıcaklığını hala koruyor.
Dün ciddi bir uyarı aldık Eskişehir’deki benzer bir binanın her an çökebileceği ile ilgili.
Sözünü ettiğimiz bina İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi ile Deliklitaş Caddesi’nin köşesindeki bina.
2009 yılında yıkım kararı alınmasına rağmen bugüne kadar ne tahliye edilmiş ne de yıkılmış söz konusu bina…
Binanın çürük olduğu Bakanlık imar birimi tarafından tasdik olunmuş.
Belediyeye mühürlemesi için, Odunpazarı tapu müdürlüğüne yazı gönderilmiş.
Tapu müdürlüğü 2 yıldır cevap vermemiş.
Oysa devlet yazışmalarında bir ay içinde cevap verilmesi gerekiyormuş.
Aslında binanın biran önce kordon altına alınıp, tahliye edilmesi gerekiyormuş.
Bize durumu bildiren vatandaş, yukarıda verdiğimiz bilgileri doğrulayan gerekli yazışmaları da gönderdi.
Durum bir hayli ciddi anlayacağınız.
Eğer bu söylenenler doğruysa, ikinci bir Kartal vakasının Eskişehir’de yaşanması içten bile değil.
O nedenle biz de sorumlu gazetecilik gereği gerekli uyarılarımızı yapalım.
Umarız bugünden itibaren söz konusu bina ile ilgili olarak Grekli müdahalelerde bulunulur.
Aksi takdirde kötü bir olay yaşanırsa, bunun altından kurumlar dahil bu olayı ciddiye almayan herkes kalır bizden söylemesi…


.....


O halde niçin
yıllarca eleştirildi?


Bir okuyucumuz mail göndermiş:
-“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sebze ve meyve fiyatlarındaki artışa karşı oluşan tepkiye ‘bir kurşunun maliyeti ne kadar biliyor musunuz?’ sözleriyle karşılık vermesi, yani fiyat artışlarının bir anlamda dışarıda yapılan operasyonlara endekslenmesi, 2 nci Dünya savaşı sonrasında ekmeğin karne ile dağıtılması olayını aklamıyor mu? Kıbrıs harekatı sonrasında konulan ambargo nedeniyle yağ kuyruklarının oluşmasını doğal hale getirmiyor mu? O halde Erdoğan niçin bu olayları yıllarca eleştirdi?”
Gönderdiği mail aynen böyle…
Aynen aldık köşemize


.....


Biraz da gülmek lazım


Adamın biri otomobiliyle şehirler arası yolda gidiyormuş yol kenarında bir köylünün otostop yaptığını görmüş, yanında bir inek olan köylü geçen araçlara durmaları için el ediyormuş. Durumu merak eden adam köylünün yanında durmuş.
"Hayırdır hemşerim, ne tarafa gideceksin?"
"İlerdeki kasabaya kadar beyim."
"İyi ama bu inek ne olacak?"
"O önemli değil beyim, arka tampona bağlarız o gelir."
Bu duruma pek aklı yatmayan adam köylünün durumuna acıyarak onu arabaya almış. İneği ise köylünün dediği gibi arka tampona bağlamışlar. Araba yavaş yavaş ilerlemiş. Adamın hızlanmaya çekindiğini anlayan köylü: "Sen yürü beyim o gelir." demiş. Bunun üzerine adam hızlanmaya başlamış. 20,30,40 bakmış inek gerçekten geliyor. Adam şaşırmış, 50, 60, 70 bakmış hala geliyor ve inekte hiçbir yorgunluk belirtisi yok. Artık şaşkınlığı iyice artmış ve sinirlenmeye de başlamış. Öyle ya sonuçta bir inek ne kadar hızlı koşabilir ki. Derken adam iyice hızlanmış. Gösterge 120 yi gösteriyor. Dikiz aynasından ineğe bir bakmış ve gülümseyerek köylüye dönüp: "Senin inek yoruldu herhalde baksana dili dışarda."
"Ne tarafa çıkarmış dilini?"
Buna dikkat etmeyen adam tekrar bakar ve "Sol tarafa" der. Bunun üzerine köylü kendinden emin bir tavırla:
"O yorgunluktan değil, seni sollayacak da sinyal veriyor…"