22 Şubat 2019 Cuma 801 Okunma

Ama rakamlar iyi gösteriyor!

-“Ekonomide durum kötü” diyenler çoğunlukta…
Bunun karşılığında…
-“Rakamlar hiç de öyle demiyor. İyi durumdayız” diyen de bir hükümet tarafı var…
Bir taraf “yandık. Bittik. Yaprak kımıldamıyor. İflas eden edene” diye feryat ediyor, diğer taraf, yani hükümet cephesinden ise “sıkıntı küresel. Ülkemiz yine bunu en az hisseden taraf. İleride daha da iyi olacağız” söylemi sürekli tekrarlanıyor.
Ticaret hayatı içinde olanlar “Böyle bir dönem hiç yaşamadık. Hiçbir zaman ekonomi bu kadar kötü olmamıştı” diye tarif ediyor yaşananları…
 Diğer taraf ise “Ekonomi denildiği kadar kötü olsa, ortaya böyle güçlü rakamlar çıkar mıydı?. Bakın rakamlara? Yaşanan sıkıntının hiç de onların söylediği boyutta olmadığını açıkça gösteriyor” diyor ısrarla…
Kısacası…
Ekonominin kötü olduğunu söyleyen taraf “Bizzat yaşıyorum arkadaş” derken, diğer taraf “Rakamlar iyi olduğumuzu gösteriyor” da diretiyor…
Ekonomide bizzat yaşananlar ile ekonomide ortaya sürülen rakamlar adeta çarpışıyor anlayacağınız…
Ekonomide yaşadığımız bu karmaşık durum bir fıkrayı getirdi aklımıza…
İki tane bankacı parkta yürüyorlarmış. Birisi yaşlı bir kurt, diğeri ise yeni bankacıymış. Yaşlı bankacı yürürken ekonominin sırlarını öğretmek için genç olana nasihat veriyormuş.
Yaşlı Bankacı:
Bak evlat ekonomide önüne hangi fırsat çıkarsa çıksın bunu değerlendirmen gerekir. Mesela önümüzde bir hayvan dışkısı var. Sana 1 milyar versem onu yer misin der.
Genç Bankacı
Gerçekten mi efendim. Tamam neden olmasın der.
Ve gerçekten de dediğini yapar. Sonra tekrar yürümeye devam ederler. Karşılarına bir tane daha çıkar.
Yaşlı Bankacı
Bak şimdi evlat misal bana da 1 milyar versen bende bunu yerim.
Genç Bankacı
Tamam o zaman efendim yediğiniz taktirde bende size 1 milyar vereceğim der.
Gerçekten de yaşlı olanda dediğini yapar ve genç olan 1 milyarı kendine uzatır. Daha sonra yürümeye devam ederler.
Genç Bankacı
Sizden 1 milyar aldım ben yedim. Sizde benden verdiğiniz parayı aldınız sizde yediniz. Peki söylemesi ayıp ikimizde karlı çıkmadık, biz bu b.ku niye yedik der.
Yaşlı Bankacı

Öyle deme evlat. 2 milyarlık işlem hacmi yarattık.
Fıkra adeta yukarıda anlatmaya çalıştığımız ekonomik karmaşayı anlatıyor…
Yediklerini bir tarafa koyar, görmezden gelirseniz, ortada yaratılmış muazzam bir rakam var…


.....


Tevazu ve samimiyet…


“Bir Tepebaşı Belediyesi işçisi, bugün Şirintepe mahallesini gezen Belediye başkanı Sayın Ahmet Ataç’la sokakta karşılaştı. Bir konuyu aktarmak için yanına gitti, kırk yıllık arkadaşı gibi hiç çekinmeden başkanın koluna girdi ve konuyu aktardı. İşte Tepebaşının Türkiye’nin en yaşanılabilir sekizinci ilçesi olmasının altında yatan şeylerden birisi bu tevazu ve samimiyettir.”
Yukarıdaki sözler ve fotoğraf CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Atilay Dalgıç’ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşım.
Fotoğrafın yapmacık ve düzmece olmadığı, bir anda gelişen ani bir olay olduğu o kadar açık ve net ki…
Aslında bizim zaman zaman bu köşede siyaset yapan ve aday olanlara tavsiye ettiğimiz “Rol yapmayın. Başkası olmaya çalışmayın. Kendiniz olun. En etkili seçim çalışmanız samimiyetiniz olacaktır” önerimizin fotoğraflanmış ve hayat bulmuş hali bu…
Ne diyelim?
Umarız örnek olur…


.....


CHP adayı olabilseydi bu ziyaret yine de yapılır mıydı?


Haydar Çorum, CHP’nin Mihalıççık belediye başkan adayı ilan edildi…
Millet ittifakı çerçevesinde yapılan anlaşma sonucu bu ilçe İYİ parti’ye bırakıldı…

Yani…
CHP bu ilçede aday çıkartmayıp, İYİ Parti adayına destek vermesi kararlaştırıldı.
Haydar Çorum’un da CHP adaylığı ortadan kalkmış oldu.
Bunun üzerine Haydar Çorum DSP’nin Mihalıççık adayı oldu.
Geçenlerde MHP Eskişehir milletvekili Nurallah Sazak ile AK Parti Eskişehir büyükşehir belediye başkan adayı Burhan Sakallı Mihalıççık’a gitmiş…
DSP Mihalıççık adayı Haydar Çorum’un seçim ofisini ziyaret etmiş, seçimde başarılar dilemiş…
Şimdi şunu sormak lazım?
Haydar Çorum DSP’den değil de CHP adayı olarak seçime girseydi, bu ziyaret yine gerçekleşir miydi?
Sazak ve Sakallı yine seçim ofisinde ziyaret edip başarılar diler miydi?
Cevabı söylemeye bile gerek yok öyle değil mi?


.....


Geciken adalete razıydık…


90’lı yılların başlarıydı…
Urfa’nın Siverek ilçesinde 2 aşiret arasındaki kan davasında yine silahlar konuşmuş, her iki taraftan da ölenler olmuştu.
Urfa’daki savcılık cinayet davasını açtı ama dava bir türlü görüşülemedi.

Zira…
Her mahkeme günü geldiğinde her iki aşiret Adliye önüne silahlı insanlarını yığıyor, Emniyet güçleri iki aşiretin de kontörlünü sağlayamıyordu.
Birkaç mahkeme bu şekilde ertelenince, söz konusu davanın Urfa’da yapılmasının imkansız olduğu çıktı ortaya.
Dava, güvenlik nedeniyle Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine alındı.
Davanın yapılacağı gün Adliye binasına gittiğimizde, her iki aşiretin Eskişehir’e gelen mensuplarının Adliye önünü adeta miting alanına çevirdiğini görmüştük…
Aşiretlerden birinin taraftarlarını Vilayet tarafında toplayan Eskişehir Emniyeti, diğer aşiret taraftarlarını da Reşadiye Camii tarafında toplamış, ortada da polislerden oluşan büyük bir güvenlik tedbiri almıştı.
Bu şartlar altında başladı dava.
Mahkeme, kan davası soncu işlenen cinayetlerin failleri ve mağdurlarının ifadesini aldı önce…
Ardından da, cinayetlerin işlendiği bölgede keşif yapılmasına karar vererek, duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
Yaklaşık bir ay sonra ikinci duruşma yapıldı.
Adliye’nin önü, ilk duruşma öncesinde olduğu gibiydi.
Her iki aşiretin mensupları dava için yine Eskişehir’e gelmiş, polis yine büyük bir güvenlik önlemi almıştı.
Mahkeme başladı.
İlk duruşmada mahkemenin “Olay yerinde keşif yapılsın” isteğine Urfa Adliyesi’nden cevap gelmişti.
Gelen cevapta “Cinayetlerin yaşandığı bölgede yasa dışı terör örgütü bulunduğundan dolayı keşif yapılamamıştır” yazıyordu…
Mahkeme heyeti de, duruşmayı izleyen biz gazeteciler de şok olmuştuk.
“Nasıl olur da koskoca bir devlet, ülke sınırları içinde bir keşfi yapamazdı?” diye düşündük.
Ertesi gün haberi “İşte geciken adalet! Koca devlet bir keşif yapamıyor” diye manşetten vermiştik…
Olayın üzerinden birkaç duruşma daha geçti.
Beklenen keşif hiç yapılamadı.
Keşif yapılamadığı için dava bir türlü bitirilemedi.
Geciken adalet geciktikçe gecikti…
Dava yıllar sonra ancak karara çıkabildi
Benzeri davalar da göz önüne alındığında, geciken adalet ülkenin en büyük sorunu haline gelmişti artık…
O günleri bizzat yaşadık…
Bugünlere gelindiğinde ise geciken adaletten yakınılmıyor bile…
Adalete duyulan güven, geciken adaleti bile unutturup, adeta geride bıraktı…