21 Mayıs 2019 Salı 501 Okunma

En iyi seçim çalışmasıdır tevazu ve samimiyet.

Ekrem İmamoğlu şu sıralar siyasette konuşulan neredeyse tek isim.


Büyük kitlelerin ve özellikle de siyasete çok da ilgi duymayanların gönlüne girmeyi başardı.


Birkaç ay öncesine kadar varlığından haberdar bile olunmayan İmamoğlu, adeta bir yıldız’a dönüştü.


Peki, Ekrem İmamoğlu’nun bu denli önemli bir isim haline gelmesinin nedeni neydi?


Bu konuda elbette pek çok şey söylenebilir.


İmamoğlu’nun başarılı bir ilçe belediye başkanlığından tutun da muhafazakar kesimin içinden geldiğine, dış görünüşünden tavırlarına kadar pek çok önemli özelliği sıralanabilir.


Ancak…


Ekrem İmamoğlu’nu bugün bu denli konuşur ve önemli yapan husus bu saydıklarımızdan hiçbiri değil.


Zira…


CHP içinde Ekrem İmamoğlu kadar başarılı olmuş çok sayıda ilçe belediye başkanları mevcut.


CHP içinde muhafazakâr kesimin içinden gelmiş çok sayıda önemli isimler de mevcut.


Hatta.


Ekrem İmamoğlu kadar dış iyi bir dış görünüşe, güzel tavırlara, donanıma, yüksek profile sahip çok sayıda isim var CHP içinde.


Belki fırsat verilmedi bilinmez ama hiçbiri bir Ekrem İmamoğlu çıtasını yakalayamadı.


Bana kalırsa Ekrem İmamoğlu’nu bugün hayranlık duyulan önemli bir siyasetçi haline getiren bir çok özelliği yanı sıra çok önemli bulduğumuz iki özelliği  var.


Birincisi: SAMİMİYET.


İkincisi ise: TEVAZU


Aslına bakarsanız her iki özellik de her siyasetçide bulunması gereken meziyetler.


Fakat Ekrem İmamoğlu bu iki önemli meziyetlerini, insanlara bir şekilde dokunarak hissettirmeyi başardı.


Ekrem İmamoğlu ile birlikte “siyasetçi kriterleri” de böylece değişime uğramış oldu.


Artık Seçmen:
Samimi olan adayları, içten davranışları, rol yapmamaları, kendilerini oynamaları, söyledikleri gibi yaşam sürmeleriyle anında fark ediyor.
Aynı seçmen:
Samimi olmayan adayları da aynı şekilde, yapmacık tavır ve hareketleri, başkasını oynama çabaları, içten olmayan söylem ve davranışlarıyla da hissediyor.
Örneğin:
Seçmen herhangi bir adayın konuşmasını 10 dakika dinlediğinde, söylediklerinde samimi olup olmadığını hemen anlıyor.
Biriyle tokalaştığında, biriyle öpüştüğünde,  birine sarıldığında bu hareketlerin samimi ve içten bir şekilde yapılıp yapılmadığını anında anlıyor.
Kısacası…
Seçmen artık, hangi adayın samimi, hangi adayın samimiyetsiz olduğunu belirlemede bildiğiniz sarraf olmuş…


Köşemizi takip edenler bilir.


En iyi seçim çalışmasının SAMİMİYET olduğunu söyler dururuz yıllardır.


Ekrem İmamoğlu gerek samimiyeti ve gerekse gösterdiği tevazu ile başarıya ulaşarak bu tespitimizi adeta ispatladı.


Bundan sonra samimi ve tevazu sahibi olmayan siyasetçilerin seçmen nazarında itibar görmeyeceğini de göstermiş oldu.


NOT- AK parti’nin 2019 seçimleri ile ilgili stratejisi tevazu ve samimiyet üzerine kurulacaktı. Bu bizzat partinin seçim işleri başkanı tarafından açıklanmıştı. AK Parti kendi stratejisini hayata geçiremezken, aynı strateji Ekrem İmamoğlu’nu siyasetin yıldızı yaptı. Demek ki Tevazu ve Samimiyet kağıt üzerinde durmuyor. Bu özelliklere sahip siyasetçilerin üzerinde bir anlam kazanıyor.


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Uygulama güzel ama kazalar hoş değil…



Trafikte yaya öncelikli bir uygulama hayata geçirildi.


Araçlar, sinyalizasyon sisteminin olmadığı yaya geçitlerinde yayalara öncelik tanıyacak.


Bir süredir uygulama devam ediyor.


Araçların büyük bir bölümü uygulamaya riayet ediyor ve yaya geçitlerinde yayalara yol vermek üzere duruyor.


Ancak bu uygulamanın küçük çaplı kazaları neredeyse ikiye katladığını söylemek çok da abartılı olmasa gerek.


Zira…


Yaya geçitlerinde yayalara yol vermek için duran araçlara arkadan gelen araçlar sürekli çarpıyor.


Uygulama elbette güzel ve mutlaka devam etmesi gereken bir uygulama.


Ancak…


Bu uygulama nedeniyle oluşan kazaların önlenmesi, daha doğrusu uygulamaya alışılması biraz zaman alacağa benziyor.


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Anket firmalarının da sonu mu geliyor?


 


İnternet üzerinden ve özellikle de youtube kanalı üzerinden yayın yapan internet siteleri var.


Bu siteler özellikle İstanbul seçimleri ile ilgili ilçe ilçe dolaşıyor.


Her gün 100-200 kişiye mikrofon uzatıp, seçimde kime oy vereceğini soruyor.


Mikrofonun uzatıldığı tamamına yakını oy vereceği aday ya da partiyi, üstelik niçin oy vereceğine dair gerekçeleriyle birlikte açıkça söylüyor.


Çok azı görüş belirtmek istemiyor.


Fakat günün sonunda, değişik ilçelerde her gün yüzlerce insanın oy tercihi bu siteler üzerinden takip edilebiliyor.


Bildiğiniz canlı seçim anketi yapılıyor.


Hem de sansürlenmeden ve tüm sadeliğiyle…


Dün bazılarını izledik.


Bir de gördük ki bizimle birlikte yaklaşık 3,5 milyon kişi izlemiş…


Bir önceki gün yapılan sokak röportajlarını ise 4 milyon kişi…


Hemen her gün canlı yapılan sokak röportajları ve seçmenlerin oy tercihlerine yönelik bu yayınları izleyince insan ister istemez “Anket firmalarının da sonu mu geliyor?” diye düşünmeden edemiyor…


Zira…


İnternet üzerinden yapılan bu yayınlar zaten seçim sonuçlarının ne olacağı ile ilgili aşağı yukarı bir fikir veriyor…


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Teşkilatlarda Z takımı işbaşına geçiyor böylece…


 


-“Nasıl olsa oyu alan parti ya da genel başkan” diyorlar.
Partinin ve genel başkanın  var olan kişisel oyuna güveniyorlar.
Aslında örneklerine baktığınızda yalan da söylemiyorlar.
Bugün bakın AK partiye!
Erdoğan tek başına alıyor bütün oyları.
Sadece Erdoğan örneği de değil.
Herkes hatırlayacaktır DSP örneğini.
Neredeyse her 5-6 ayda bir yönetimleri görevden alıp, yeni yönetimleri atardı Rahşan Ecevit.
Üye sayısı hep 149’da sınırlı tutulurdu. Çünkü 150 üye ve fazlası oldu mu, yasal olarak kongre yapmak gerekirdi.
Ve bu yöntemle ve iktidarın en büyük ortağı oldu DSP.
Bu gün hala partilerin ve genel başkanların tamamı bu kafada.
Kendi teşkilatlarına güvenmiyor hiçbiri.
Ne yaptıkları üye profiline güven duyuyor, ne de teşkilat yöneticilerinin kendisine sadık oluşuna.
Halbuki teşkilatların şöyle bir rolü var.
Eğer, partinin mevcut oyu 2 milletvekili çıkartacak orandaysa, iyi bir teşkilat bu sayıyı 3 Milletvekiline çıkartabilir.
Eğer partinin mevcut oyu, 2 milletvekili çıkartacak orandaysa, kötü bir teşkilat bu sayısı 1’e düşürebilir.
Teşkilata önem veren ve iyi teşkilatlar oluşturan bir parti, mevcut oyun üzerine oy getirerek, her ilden ilave birer milletvekilini partiye kazandırabilir.
Ama korku var ya korku!
İşte bu koltuk korkusuyla hiçbir parti teşkilatını korumuyor, sevmiyor.
Bu yüzden teşkilatına aday belirleme yetkisini de vermiyor.
“Varsın bir milletvekili eksik olsun” diyor.
“Yeter ki benim yerim sağlam olsun” diye düşünüyor.


Hal böyle olunca insanlar teşkilatlarda görev almaktan imtina ediyor.


Parti düşük profilli insanların eline geçiyor.


Z takımı işbaşına geliyor.