12 Haziran 2019 Çarşamba 430 Okunma

Dünyayı sel bassa Ördeğin umurunda mı?

Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir.



Bir süre sonra düşünülür ;
‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’. Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla, iki kişi işe alınır.

Bir süre sonra ‘’İşleri yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek, 1.000’er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar .

Bir süre sonra ‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek‘’ diye tartışılır ve 1.500’er TL maaşla, bir mali müşavir, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.

Bir süre sonra ; ‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000’er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.

Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır...


Ülke ekonomisi iyi değil.


Piyasalarda adı konmamış büyük bir kriz yaşanıyor.


Alacağını tahsil edemeyen borcunu ödeyemiyor.


Konkordato ilan eden her firma beraberinde sayısız firmayı da iflasa sürüklüyor.


Parası olan yatırım yapmıyor.


İnsanlar ticaret yapma riskine girmektense paralarını mevduat faizine yatırıp, aylık yüklü miktarda para kazanıyor.


İşyerleri bir bir kapanıyor, her kapanan işyeri yeni işsizler ordusunun doğmasına neden oluyor.


Devletin alacağı vergi giderek azalıyor.


Nereden bakarsanız bakın ortada kapkara bir tablo var.


Böylesine olumsuz bir tabloyu ortadan kaldırmak için devletin harcamaları kısması, acil tedbirler alması, israf düzenini yok etmesi gerekiyor.


En azından, kamuda kullanılan ihtiyaç fazlası araçlardan biran önce kurtulması, bunun geliriyle de bir derde deva olması lazım…


Peki, kamuda var mı böyle bir niyet?


Maalesef yok.


Hala kamu araçları vızır vızır kullanılıyor.


Hala müdüründen şefine kadar her kamu çalışanın altında bir kamu aracı mevcut…


Hala tarifeli seferler yerine özel uçaklar vızır vızır uçup devlet görevlilerini oradan oraya taşıyor.


Hala 10 liralık alım için 110 lira ödenen ihaleler yapılıyor.


Kısacası…


Ortalık yangın yerine dönmüş saç taranmaya devam ediliyor.


Ne diyelim?


Dünyayı sel bassa Ördeğin umurunda olmuyor gerçekten…


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Kazım Kurt haksız mı?


 


Vaat seçim öncesi  AK parti’nin Odunpazarı adayı Volkan doğan’a aitti.


-“Eskişehir’e ikinci Millet Bahçesi, merhum Alparslan Türkeş’in adıyla kazandırılacakdemişti.


Yer olarak da Şahin Tepesi’ndeki TOKİ arazisi açıklanmıştı.


AK parti adayı Odunpazarı belediye başkanlığını kazanamadı.


Kazım Kurt yeniden Odunpazarı belediye başkanı seçildi.


Kurt seçilir seçilmez, AK Parti adayının “seçilirsem yapacağım” dediği Alparslan Türkeş Millet Bahçesi’nin peşine düşmüş.


-“Vaat onun ama ben seçildim, ben yapayım” diyerek TOKİ’ye müracaatta bulunmuş.


TOKİ “Olmaz” demiş…


Kazım Kurt şimdi “hizmeti kimin vaat ettiğinin, kimin yaptığının ne önemi var. Sonuçta bir hizmet yapılacak ve bu hizmet vatandaşa sunulacak. Ama demek ki böyle değilmiş. Demek ki ortada bir samimiyetsizlik var ki bize yaptırmıyorlar. Bizim yapmamızı istemiyorlar” diyor…


Haksız mı?


Bize göre sonuna kadar haklı


************


 


Benim anladığım…


 


Özel Gürlife Hastanesi, SSK anlaşma yapmadığı için kapandı.


Nasıl olduysa Odunpazarı belediye meclis toplantısında gündeme gelmiş bu mesele.


AK Parti grup başkanvekili Murat Özcan, hastane kapandığı için yapılan eleştirileri vicdansız bulduğunu söylemiş.


Ardından da “Eskişehir’e 2 tane şehir hastanesi açmış bir hükümeti eleştirirken lütfen vicdanlarınıza dokunarak eleştirin. Devlet hastanelerinin neredeyse 5 yıllık otel konforunda yapıldığı bir dönemde, yıllardır özel hastanelere karşı olan bazı STK’lar bir hastaneye neden ruhsat verilmediği konusunda sokaklara döküyorlar. 2 bin yataklı devlet hastaneniz oluştu. Bir teşekkür edin de ondan sonra niçin ruhsat verilmediğini gidin bir zahmet öğrenin sonra yaygara koparın” demiş…


Vallahi benim bu açıklamadan anladığım kadarıyla Murat Özcan şunu söylemek istiyor olsa gerek:  “Biz hasta garantili, otel konseptinde şehir hastaneleri açtık. Garanti sayıda hasta gitmezse bunun maliyetini devlet karşılayacak. O yüzden verilen garanti sayısında hastanın açtığımız bu hastanelere gitmesi lazım. İşte bu nedenle hastaların özel hastanelere gitmesini istemiyoruz. Özel hastanelerle anlaşma bu yüzden yapılmıyor”


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


Şeker’in güvenlik görevlileri…


 


Şeker Fabrikasında çalışan güvenlik görevlileri var.


Bu görevde bulunanlarla ilgili Yüksek Hakem Kurulu’nun 2 Mayıs tarhinde almış olduğu da bir karar mevcut.


Güvenlik görevlilerinin haklarıyla ilgili olarak Yüksek hakem kurulu kararının biran önce uygulamaya konulması ve görevlilerin hak kaybının giderilmesi gerekiyor.


Ancak şöyle bir sıkıntı var.


Şirket Şeker Fabrikası Genel müdürlüğüne bir yazı ile YHK kararının ne zaman uygulamaya konulacağını soruyor.


Genel müdürlükten bugüne kadar gelen hiçbir cevap yok.


Genel müdürlük münferiden arayıp, YHK kararının ne zaman uygulamaya konulacağını soranlara da bildiğiniz fırça çekiyor


Söz konusu cevap gelmediği için güvenlik görevlilerinin mağduriyeti de endişesi de devam ediyor.


Geçtiğimiz dönem de benzeri sıkıntıları yaşayan Şeker güvenlikçilerine huzur yok anlaşılan…


Umarız biran önce YHK kararı genel müdürlük tarafından uygulamaya konulur ve mağduriyet giderilir.


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


BİRAZ DA GÜLMEK LAZIM...
Yavru Kutup Ayısı
Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş
"Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?"
"Allah Allah?!.." deyip gitmiş yavru ayı.
Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş,
"Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Tabii evladım kutup ayısısın."
Yine "Allah Allah?!.." deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı.
Bir daha sormuş "Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız degil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum."
Baba dayanamamış artık "Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir soruyorsun ki bunu?"
Yavru ayı: "Yav donuyorum baba, donuyorum..."