12 Temmuz 2019 Cuma 424 Okunma

Hedefe bilgi ile ulaşacağız. Başka yol yok!

Kısa bir süre öncesine kadar Organize Sanayi Bölgesi’nde 10 Bin metrekarelik alan üzerinde, yaklaşık 6-7 bin metrekare kapalı alanı bulunan, gazetemizin de basımının yapıldığı bir matbaamız vardı.
Bildiğiniz fabrika binasıydı…
Yaklaşık 50 kişinin çalıştığı, önemli oranda bir elektrik kullanımının olduğu ve üretimin yapıldığı bu matbaamızda yıllık fena sayılmayan belirli bir ciro elde ederdik.
Sağlanan istihdam, sağlanan katma değer ve oluşturduğumuz küçük çaplı yan sanayi ile faaliyet gösterirdi bu matbaamız…
Bir zaman geldi ki, dört tane gencin 5 metrekarelik bir odada, 5 kuruşluk CD içine yerleştirdiği bir programın, bizim 10 bin metrekare alan üzerinde 50 çalışanla yaptığımız cironun 100-150 katı fazla olduğuna tanık olmaya başladık.
İşte o zaman insan geçmişte duyduğu fakat pek de ciddiye almadığı “bilgi en kıymetli hazinedir” sözünün ne denli doğru söylenmiş bir söz olduğunu anlıyor…
İşte o zaman insan, zamanında duyduğu bu sözün niçin üzerinde durmadığının mahcubiyetini yaşıyor.
Efendim dün Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof Dr Kemal Şenocak geldi ziyaretimize…
Bilgiyi konuştuk…
-“Üretimin tanımı eskiden sermaye ve emekten ibaretti. Şimdi ise bu ikisinin yanına emn az bunlar kadar önemli bilgi geldi” diyerek başladı söze…
Ardından da, özellikle Japonya ve Güney Kore’nin sosyal alanda ve özellikle de ekonomik anlamda yaptığı atılımın tamamen bilgi tabanlı olduğunu ifade ederek devam etti anlatmaya:
-“1960’larda bilim kentleri kurmuşlar. Laboratuarlar kurulmuş, fonlar bulunmuş, birbiri peşi sıra araştırmalar yapılmış. Kurulan bu bilim kentleri sayesinde her iki ülkenin de geldiği nokta ortada”
Prof Dr Şenocak “Bunu niye Türkiye’de, Eskişehir’de yapmıyoruz? Ülke olarak bunu yapmada ne kadar gecikmiş olursak olalım, bugün yapacağımız yarını kurtaracaktır” diyor.
Eskişehir’de 3 tane Üniversite olduğunu, bu şehrin bunu yapabilecek altyapısı olduğunu, kurulacak bilim kentinin giderlerinin 3 Üniversite tarafından karşılanıp, devlet desteğinin de alınabileceğini sözlerine ekliyor…
Kısacası “Bizlerin bir hedefi varsa, bir yerlere ulaşmak istiyorsak, Dünya’ya “biz de varız” diyeceksek bu ancak bilgiyle, bilgiye ulaşmakla olacak. Başka hiçbir yol yok” diyor Kemal Şenocak…
Sözünü ettiği projen hayata geçirildiğinde ülke için de Eskişehir için de ne denli Kıymetli olacağını söylemeye dahi gerek yok…
Sözünü ettiği projenin bu şehirde hayata geçirilmesinin aslında önünde engel de yok…
Tabi kibrin dışında…
Umarız bu defa bilgi kibri yener bu şehirde…
Umarız bu şehir geçmişten bu güne kadar kaçırmış olduğu bunca fırsat gibi bu son derece kıymetli projeyi kaçırmaz.
Ve umarız Eskişehir, Türkiye’de ilk olacak bu projeyi hayata geçiren şehir olmanın gururunu da yaşar, havasını da atar…
Umarız!


 


.....


 


 


 


Kim tutuyor elini-kolunu bu Tülomsaş’ın anlamadık ki!


 


Sanayi Odası Başkanı, Ticaret Odası Başkanı, Demiryolu İşçileri Sendikası başkanı ve ismini sayamayacağımız mesleki ve diğer sivil toplum örgüt başkanları çıkıyor “Tülomsaş Hızlı Tren üretmeli” diyor…
Kime diyor peki bunu?
Cevap çok kolay…
 Elbette “yapın şu işi” diye, İktidara diyorlar, hükümete diyorlar…
Söyledikleri  de talepleri de son derece mantıklı…
Mantıksız olan ne biliyor musunuz?
Hemen söyleyelim:
Eskişehir’e Cumhurbaşkanı geliyor “Tülomsaş üretebilir” diyor.
Zamanın Başbakanları geliyor “Hızlı Treni Tülomsaş niçin üretmesin?” diyor…
Bakanlar sürekli geliyor, her geldiklerinde uğramadan gitmedikleri Tülomsaş’ta “Artık hızlı Tren’i Tülomsaş üretir” diyor…
Milletvekilleri zaten her ağızlarını açtıklarında “Tülomsaş hızlı Tren üretmeli” demeden edemiyor.
AK parti’nin ne kadar görev yapmış il ve ilçe başkanı varsa “Tülomsaş Hızlı Tren üretecek” açıklamaları yapıyor.
Hepsinin söylediği bir yana, yıllar geçiyor Tülomsaş Hızlı Treni bir türlü üretmiyor, üretemiyor.
İyi güzel de…
Cumhurbaşkanından ilçe başkanına kadar “Tülomsaş Hızlı Tren üretmeli” diyenlerin hepsi iktidarın, hükümetin birer temsilcisi…
Tülomsaş gerçekten hızlı Tren üretecekse, buna karar ve olur verecek olanlar bizzat saydığımız kişiler.
Ama gelin görün ki, Oda Başkanları, mesleki örgütler, STK’lar ve sendikalar çıkıp “Tülomsaş Hızlı Tren üretmeli” derken, bu talebin muhatabı olanlar  “Valla doğru… Bizce de üretmeli” diyor iyi mi?
İşte bu yüzden, Hızlı Tren üretmesiyle ilgili bu Tülomsaş’ın elini kolunu kim tutuyor vallahi anlamış değiliz…
Amerikan senatosu mu izin vermiyor!
 Avrupa Birliği temsilciler meclisi mi taş koyuyor!
Yoksa Mozambik Ulusal kurtuluş Cephesi mi engel oluyor bu işe bilemiyoruz!
Bu hainliği! kim yapıyorsa o ellerini Tülomsaş’ın üzerinden derhal çekmeli!
Zira…
 Onların yüzünden koskoca iktidar, koskoca hükümet, Tülomsaş’a bir Hızlı Tren ürettiremiyor!
Bu dış güçler kadar fenası yok!


 


.....


 


Belediye ihaleleri…


 


Belediyelerin 3 büyük ihalesi olur.
1-Temizlik ihalesi…
2-Asfalt ihalesi…
3-Akaryakıt ihalesi…
Taşeronların kadroya geçirilmesiyle birlikte belediyeler temizlik ihalesi yapmaktan bir anlamda kurtuldu.
Artık kendi kadrolu personeli ile temizliği yapıyor.
Sadece temizlikte kullanılacak araçların ihalesini yapmak durumunda ki bu da çok büyük bir meblağ tutmasa gerek.
Ancak…
Asfalt ve Akaryakıt ihalelerini mutlaka yapmak zorunda belediyeler.
Asfalt ihalesi yapılmazsa, altyapısı olmayan mahalle ve sokaklar asfaltlanamaz.
Şehrin yeni yerleşime açılan yerlerinden gelen yakınmaların ardı arkası kesilmez.
Akaryakıt ihalesi yapılmazsa, belediyenin iş makineleri dahil hiçbir aracı yerinden kıpırdayamaz.
Sonuç olarak…
Asfalt ve Akaryakıt ihaleleri, en az temizlik işi kadar önemli ve ciddidir…
Son günlerde kulağımıza gelenlere bakılırsa Eskişehir’deki belediyelerin tümü bu iki önemli ihalenin yapılmasıyla ilgili sıkıntı yaşıyormuş.
Ne Asfalt şirketleri ne de Akaryakıt şirketleri, belediye ihalelerine girme niyeti taşımıyormuş.
Bazıları geçmiş ihalelerden paralarını hala alamadığı için, bazıları da verecekleri Asfalt ve Akaryakıt karşılığında paralarını zamanında alamayacağını düşünerek bu ihalelere girmek istemiyor, bu durum da belediyeleri bir hayli düşündürüyormuş…
Sonuç olarak…
Yaşanın bir ekonomik sıkıntı var.
Bu sıkıntı toplumun tüm kesimlerini etkiliyor.
Görünen o ki aynı sıkıntı belediyeleri de, özellikle bu iki ihaleyi yapabilme adına bir hayli sıkıntıya sokmuş gibi…