16 Temmuz 2019 Salı 535 Okunma

Büyükerşen’in fikri değişmiştir umarım!

 Yılmaz Büyükerşen önce 1982, ardından da 1987 yılında Cumhurbaşkanı tarafından Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü görevine atanıyor.
Ardından…
1992 yılında yapılan Rektörlük seçimlerinde en çok oyu alıyor.
Ancak…
YÖK Kanununa ilave edilen "İki dönemden fazla Rektörlük yapılmaz" hükmü nedeniyle, üçüncü kez ataması yapılamıyor.
O yılları Gazeteci olarak yaşadık.
Eskişehir ayaklanmıştı adeta.
Otobüsler dolusu Eskişehirli, Yılmaz Büyükerşen’in Rektör olarak atanabilmesi için Ankara’ya akın etmişti.
Günler sürdü bu istek.
Hemen her gün TBMM ve Başbakanlık önünde mutlaka 10-12 otobüs Eskişehirli mutlaka olurdu.
Ne yazık ki YÖK kanununa eklenen madde, Yılmaz Büyükerşen’in lehine çevrilemedi.
En çok oyu almasına rağmen, iki dönem Rektörlük yaptığı gerekçesiyle üçüncü dönemi olamadı Büyükerşen’in.

O OLAY ŞEHRE “SAHİP ÇIKMAYI” ÖĞRETTİ…

Ama başka bir şey oldu.
Eskişehirli belki de ilk kez kendi şehrinden yetişen bir isme sahip çıktı.
Günlerce Ankara’ya akın etti.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan adeta faks yağmuruna tutuldu.
Bu resmen şehrin topyekun başlatmış olduğu  "Rektörümüzü isteriz" kampanyasıydı.
Kampanya, oyların çoğunu almasına rağmen Büyükerşen’e üçüncü dönem Rektörlüğü getirmedi ama…
Eskişehirliye, kendi içinden çıkan bir insana sahip çıkmayı öğretti.
Bu hareket, Eskişehirlilerin kendi içlerinden çıkan birine sahip çıkma anlamında yaptığı belki de ilk toplu hareketti.
Bilebildiğimiz, bir ikincisi de olmadı.

İNSANI DOĞDUĞU ŞEHİRDE
PEYGAMBER YAPMAZLAR

Üçüncü dönem rektör olamayan Yılmaz Büyükerşen ile o tarihlerde bir topluluk içinde denk gelmiş, yine topluluk içinde yapılan sohbetine şahit olmuştuk.
Sohbet sırasında topluluk içinden bazıları Büyükerşen’e;
-"Niçin siyasete girmiyorsunuz?" diye sormuş…
Büyükerşen de; "Siyaset bizim işimiz değil" cevabını vermişti.
-"Ama Eskişehir’in sizin gibi insanlara ihtiyacı var" denilince de Büyükerşen;
-"İnsanı kendi şehrinde peygamber yapmazlar" demişti.
Daha dün gibi hatırlıyoruz bu sohbeti.
Her dönem gelen tekliflere rağmen siyasete girmemeye kararlıydı ama bir anda  siyasetin içinde buldu Büyükerşen kendisini.
Büyükşehir belediye Başkanlığına aday olmayı kabul etti.
O günden bu yana da Büyükşehir Belediye Başkanı.
Aslına bakarsanız…
Büyükerşen’in Eskişehir’de geldiği nokta, yine Büyükerşen’in "İnsanı kendi şehrinde peygamber yapmazlar" sözünü de tamamen çürüttü.
Büyükerşen kendi şehrinde haşa peygamber olamadı elbette ama…
Eskişehirli de, hiçbir zaman, hiç kimseye, kendisine olduğu kadar, bu denli sahip çıkmadı.

HEYKEL FALAN İSTEMEM. MEZAR
TAŞIMI KIRMASINLAR YETER DEMİŞTİ…

Büyükerşen yıllardır her gittiği yerde ilgi ile karşılanıp, "Heykeli dikilecek insansınız" sözleriyle övgüler alıyor…
Bu sözü her duyduğunda "Ben heykelimin dikilmesini falan istemiyorum. Mezar taşımı kırmasınlar yeter" dediğine defalarca şahit olduk.
Ama gelin görün ki Eskişehir’de Büyükerşen’in heykeli de yapıldı (Balmumu Müzesinde), son olarak ismi, kurucusu olduğu Üniversite Caddesine de verildi.
Sonuç olarak…
Eskişehirliler, kendisinin bu konudaki düşüncelerini her defasında boşa çıkarttı
Hani “Büyükerşen bu şehre ne yapmış ki?” denildiği zaman büyük bir çoğunluk “Daha ne yapacak ki?” diye soruya soruyla cevap verip, reaksiyon gösteriyor ya…
“Eskişehirli Büyükerşen’e ne yaptı?” sorusuna da Büyükerşen’in bundan böyle  “Daha ne yapsın?” cevabını vermesi gerekiyor…
Öyle ya…
Rektörlük kampanyasından heykeline, 5 dönem üst üste göreve getirmekten, caddeye ismini vermeye kadar, Eskişehirli kendisine sonuna kadar hak ettiği, onur ve gurur duyulabileceği ne varsa yerine getirdi, belki bundan sonra da getirmeye devam edecek…
Umarız bu gelinen noktada Büyükerşen’in de “İnsanı doğduğu şehirde Peygamber yapmazlar” ve “Mezar taşımı kırmasınlar yeter” şeklindeki olumsuz düşünceleri, yerini “Eskişehirli hak edene hakkını fazlasıyla verir” düşüncesine dönüşmüştür…


.....


Babacan’ın
partisi…


Siyasette Babacan’ın kuracağı parti konuşuluyor…
Kimi başarısız bir girişim olarak bakıyor kurulacak partiye.
Kimi ise “Başarılı olabilir” yorumunda bulunuyor…
Bazıları Türkiye’de sağın alternatifinin yine sağ olduğu düşüncesiyle “AK parti’nin içinden tıpkı AK parti’nin iktidar olduğu gibi yeni bir iktidar çıkabilir” diye düşünüyor Babacan’ın partisi ile ilgili, kimi ise “Bundan önceki denemeler gibi bu da fos çıkar” yorumunda bulunuyor.
Sonuç olarak…
Babacan’ın kuracağı parti ile ilgili olarak “İlk seçimde en az yüzde 20 oy alır” diyen de var, “Yüzde 1-2 oyda kalır” diyen de…
Ancak…
Hiç kimsenin hesap etmediği bir husus var Babacan7ın kuracağı parti ile ilgili…
Eğer bu parti kurulduğunda yüzde 1-2 oy dahi alsa, iktidar ile muhalefet arasında yüzde 49 ila 51 dengesi olduğu hesap edildiğinde, kurulacak parti iktidarın canını fena halde yakabilir…
İktidar cephesinden alınacak yüzde 1-2 oy bile, iktidara, iktidarı dahil her şeyi kaybettirebilir…


.....


Sorumlu sorumsuzluk aslında bizdeki hastalığın adı…


Şu geçen on yıl içinde pek çok olay yaşadık, pek çoklarına şahitlik ettik.
Bana göre örnek alabileceğimiz en büyük olaydı köprü inşaatında çalışan bir Japon teknisyenin intihar etmesi.
Kopan köprü halatı nedeniyle, yapması gereken ama yapmadığına inanan bir sorumluluk haliyle yaşamına son verdi.
Kısacası…
Hayatı pahasına Türk milletine vermiş olduğu müthiş bir dersti yaptığı Japon teknisyenin…
Üstelik…
Kopan halat Türkiye’de üretilmiş ve asıl sıkıntı halat üretiminden kaynaklandığı kısa bir süre içinde ortaya çıkmıştı.
Yaşadığımız bu olay bile örnek teşkil etmedi iyi mi?
Bu olay bile bizi kendimize getirmedi.
Bu olay bile bize sorumluluğun bir bedeli olduğu gerçeğini sorgulatmadı.
Hala her birimiz sorumlu olmanın olabildiğince sorumsuzluğu içindeyiz.
İki büyük hastalığımız var…
Birincisi: Herkes kendi işinde başarılı olmaktan çok, başkasının işini daha iyi yaparım sevdasında…
İkincisi ise: Herkes, yüzde yüz kabahatli olduğu bir olayda dahi, kabahatini kabullenmeyip, başka suçlu arayışında…
Tıpkı aşağıda okuyacağınız olay misali:
Olay Erzurum’da geçer…
 Tebriz kapısından aşağı inişte bir kamyonet zorlukla durur; şoför fırlar, yerden bir taş kapıp tekerleğin önüne koyar; trafik polisi yetişir:
"Burada durulur mu?"
"Aman ağabey zaten zor durmuşum, fren tutmuyor!"
"Ne demek, frensiz araba olur mu, üstelik farlardan biri de kırık!"
"Ağabey, taş sıçradı kırdı!"
"Ulan silecekler nerede?"
"Vallahi mahallede uşaklar çalmış!"
"Ver ehliyet ruhsatını!"
"Ne ruhsatı, ağamın ehliyetini beraber kullanırıh, bende değil!"
Polisin tepesi atar, çıkarır makbuzunu, 500 lira ceza yazar…
Erzurumlu boynu bükük:
"Ağam 500 lira vermesine verelim de suçumuz ne onu anlayak!"