23 Ağustos 2019 Cuma 300 Okunma

Bir araya niçin gelemezler biliyor musunuz?

-AK parti il başkanını CHP il başkanı ile bir yerde oturmuş kahve içerken görsek “hayırdır! Neler oluyor?” diye sorarız ister istemez.
Biz sadece bunu sormakla kalırız ama AK Partililer ile CHP’liler böyle bir buluşmanın üzerine neler neler söylemez?
“İş btiriyorlar” dan tutun da “Kendi menfaatleri için anlaşmaya çalışıyorlar” a kadar söylenmedik hiçbir senaryo kalmaz.
Her iki il başkanı da kendi partileri içinde bildiğiniz aforoz edilir.
“Yahu tesadüfen karşılaştık. Oturup bir kahve içip, oradan buradan konuştuk” deseler de kimseyi inandıramazlar.
AK Parti milletvekili ile CHP milletvekilini bir mekanda oturmuş yemek yerken görsek mesela…
Yer yerinden oynar…
Her iki parti içinde bulunan ve trollüğü meslek haline getirenler anında kampanya başlatırlar her iki milletvekili için.
Bu buluşmadan hareketle, parti içinde ne kadar olumsuz olaylar yaşanmışsa yıkarlar milletvekillerinin üzerine.
-“Yahu bu aynı şehirde, aynı işi farklı partilerde yapan iki kişinin dostane bir yemeği” deseler de kimseye anlatamazlar.
-“Malı götürüyorlar” dan tutun da “Partiye ihanet ediyorlar” a kadar denmedik şey kalmaz haklarında.
Şöyle bir hatırlayın geçmişi.
Yılmaz Büyükerşen ile Nabi Avcı’nın, partilerinde en çok eleştirildiği konu birbirleri hakkında eleştiri yapmamalarıdır.
Partililerinin şerrinden korktukları için hiçbir AK partili CHP’lilerle, hiçbir CHP’li AK Partililerle bir araya gelmek istemez.
İşte bu yüzden hiçbir AK Partili CHP’li belediyelerin işini, hiçbir CHP’li belediye AK Partili hükümetin işini kolaylaştırmaya ve yapmaya yanaşmaz.

Korkarlar…
Çekinirler…
Sosyal medya ve kamuoyu önünde kendi partilileri tarafından linç edilmek istemezler.
İşte! Eskişehir’de birlik ve beraberlik olmayışının en büyük nedeni budur…
Her iki parti içinde var olan ve kendi partisinin seçilmişlerini yerden yere vurmak için fırsat kollayan insanlardır bunun nedeni.
İşin tirajı komik tarafı ise, Eskişehir söz konusu olduğunda bir araya gelinemiyor olmasını en çok eleştirenler de, her iki parti içinde mevzilenmiş aynı kişilerdir…


.....


Kurt “Kongre sürecinin
içinde elbette yer alacağım”


Dün gazeteye ziyarette bulunan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a, CHP’nin başlayacak kongre sürecini sorduk.
Daha dorusu, kongre sürecine müdahil olup olmayacağı sorusunun öncesinde hazırlık sorusuydu bu.
Ardından asıl sorunun geleceğini anlamış olsa gerek “Ben sana başka bir şey anlatayım” diyerek girdi lafa…
Sözü “İyi bir Milletvekili nasıl olur?” sorusuna getirdi.
-“Bana göre iyi bir milletvekilliği, mecliste görevini eksiksiz yapmasından, seçildiği şehirde varlığının hissedilmesinden ve partisine hakim olmasından geçiyor. Bunlardan biri eksik kalıyorsa iyi milletvekilliği söz konusu olamaz. Çünkü ya meclis ayağı, ya halk ayağı ya da parti ayağı ihmal edilmiş olur.. Bana göre iyi bir belediye başkanlığı için de aynı şey söz konusu. Belediye başkanı da ancak halkta ve partisinde var oluyor ve karışlık buluyorsa, o belediye başkanı iyi bir belediye başkanı olur” dedi.
Sözlerinden, CHP’nin kongreler sürecine müdahil olacağı anlamını mı çıkartmamız gerektiğini sorduk Kazım Kurt’a…
-“Ben partiliyim. CHP’nin belediye başkanıyım. Partimin kongre sürecine elbette müdahil olacağım” dedi…
-“Ama genel başkan, belediye başkanları olarak siz belediye başkanlarının parti kongre süreçlerine karışmamanızı söylüyor” diye sorduğumuzda ise:
-“ İyi güzel ilgilenmeyelim de,  İlçelerde, beldelerde, mahallelerde partinin tabelası dikilecekse, bize geliniyor. Seçim zamanı sandık başlarına oturtulacak insanların bulunması için yine biz aranıyoruz. Miting yapılacaksa yine aranan biziz. Parti ile ilgilenmeyip tüm bunları yapmak nasıl olabilir ki? O yüzden, ben genel başkanın kendisine de, bu gerekçeler üzerinden  kongre sürecine müdahil olacağımı açık açık söyledim. Sürecin içinde tabii ki olacağım. Fakat sadece ben olacağım. Belediye içinden bir ikinci isim asla bu sürecin içinde olamaz, olmamalı da. Zaten genel başkan da “belediyelerde siyaseti bir tek belediye başkanları yapacak” diye açıklamaları var.” Diyerek tamamladı sözlerini.


.....


İYİ gidiyordu ama…


İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in geçtiğimiz 4. Olağanüstü Kurultayda şunları söylemişti:
-“Biz kendi delegesinin iradesinden köşe bucak kaçanlardan değiliz”
-“Biz delegenin imzasını yok saymak için iktidara yanaşanlardan hiç değiliz”
-“Biz koltuğumuzu korumak uğruna 40 takla atanlardan da değiliz”
-“Biz Türkiye için vaat ettiğimiz demokrasiyi kendi partisinden esirgeyecek kadar şuursuz hiç değiliz.”
-“Bizde böyle. Bunun adı demokrasi”
Şapma çıkartmıştık bu sözlere…

Zira…
Parti içi demokrasi bağlamında duymayı unuttuğumuz son derece kıymetli sözlerdi bunlar.

Hatta.
Akşener’in bu sözlerinin siyasete de İYİ geleceğini paylaşmıştık bu köşeden.
Ama-fakat-lakin İYİ Parti’de son günlerde yaşanan uygulamaları,  yapılan atamaları ve istifaları gördükçe, söylenenlerle yapılanların birbirini tutmadığı konusunda ciddi şüphe sahibi olduk…


.....


Biraz da gülmek lazım


3 arkadaş balığa gitmek için sözleşmişler. Geçte olsa bir araya gelip balığa çıkmışlar. Yolda eşlerinden nasıl izin aldıklarını konuşuyorlarmış. Başlamışlar anlatmaya:
1.adam, valla ben eşimden izin alabilmek için bütün evi baştan aşağı boyayacağımı söyledim. Tabi severek izin verdi.
2.adam, bende evdeki koltuk takımlarını değiştireceğimi söyledim, yine de zor ikna oldu ama izin almayı başardım.
3.adam, ben sizin kadar zorlanmadım ki. Eşime sordum bugün annemlere mi gitmek istersin? yoksa balığa mı gideyim. Cevabı kısa ve net oldu: Balıkta üşütme, sıkı giyin...