16 Eylül 2019 Pazartesi 557 Okunma

Vatandaş torpil yaptırmanın en ince detayını dahi öğrendi…

Kızını Ankara’da önemli bir kuruma yerleştiren baba konuşuyor:
-“Benim çalıştığım yerin patronu. Birlikte iş yaptığı ve halen iyi görüştüğü bir milletvekili var. Ben kendisine durumu anlattım. O da arayıp milletvekilinden rica etti. Sonuçta sağolsun uğraştı ve kızım işe başladı.”
Oğlunu kurum değişikliği ile başka bir göreve atanmasını sağlayan baba anlatıyor:
-“Benim bacanağımın devresi bakanlıkta görev yapıyor. Bakanlıktaki bütün üst düzey bürokratlarla arası çok iyi. Seviyorlar keratayı. Geçenlerde söyledik ‘Ben hallederim’ dedi. Pek ihtimal vermemiştik ama gerçekten kendisini çok seviyorlarmış. Hemen yaptılar. Şimdi oğlum kurum değişikliği ile daha iyi ve rahat bir göreve geldi”
Eşini tayin ile yanına aldıran adam anlatıyor:
-“Benim üst komşum var. Kayınbiraderi sendikada yönetici. Sözü de geçen biri. Sürekli milletvekilleri parti yöneticileriyle oturup kalkıyor. Geçenlerde durumu komşuma anlattığımda “Söyleyelim hemen” dedi. Yanımda açıp telefonla söyledi. Not aldı. Ben olmaz, ilgilenmez diyordum ama yaptı. Gerçekten de sözü geçiyormuş. Uzun süredir başka yerde olan eşimi o sendika yöneticisi sayesinde yanıma böylece almış oldum”
Bu ve benzeri pek çok hikâyeyi defalarca ve pek çok kişiden duymuşsunuzdur.
Zira…
İnsanlar Türkiye’de artık torpilsiz hiçbir iş yapılmadığına inandıkları için, torpil yaptırmanın en ince detayını dahi öğrenmiş vaziyette.
Bundan da kötüsü…
İş öyle bir hale geldi ki, herhangi bir işe girişte, herhangi bir görevde yükselmede ya da herhangi bir tayin meselesinde, hakkaniyet esaslı doğru bir yöntem izlenmiş olsa dahi, insanlar buna inanmayıp, torpille olduğunu düşünüyor.


.....


Sağ’ın alternatifi yine sağ ise…


Türkiye’de Sağ partilerin alternatifi hep diğer bir Sağ parti olmuştur…
Adalet Partisi yerini Anavatan Partisi’ne…
Anavatan Partisi yerini Doğru Yol Partisi’ne…
Doğru Yol Partisi yerini sırasıyla Refah Partisi ve AK Parti’ye bırakmıştır.
Sağ parti iktidarlarının zaman zaman uğradığı zafiyet Sol için iktidar şansı yaratsa da, sonuçta iktidara sağ’ın içinden çıkan başka bir sağ parti gelmiştir.
Çünkü…
Sol hiçbir zaman önüne çıkan iktidar fırsatını değerlendirememiş, kendi içinde yaşadığı çekişmelerle enerjisini tüketmiş ve bu yüzden topluma “Ülkeyi en iyi şekilde yönetirim” güvenini bir türlü verememiştir.
Aslında “Türkiye’de Sağ’ın alternatifi yine sağ’dır” geleneğinin yerleşmiş olmasındaki en büyük katkı şüphesiz, önüne çıkan iktidar fırsatlarını bir türlü beceremeyen sol’un ta kendisidir.
Bugün için iktidarda bulunan AK Parti’de bir düşüş, muhalefetteki CHP’de yükseliş konuşuluyor.
AK Parti’de işlerin iyiye gitmediği, CHP’nin bu durumda iktidar alternatifi olabileceği tartışılıyor…
Yani…
CHP için yukarıda bahsettiğimiz iktidar fırsatlarından biri daha gündeme geliyor…
Doğrusu merak etmiyor değiliz süreci…
Gerçekten süreç içinde bu iktidar giderse, sol nihayet iktidara mı gelecek?
Yoksa…
İktidarı başka bir sağ partiye mi sunacak?


.....


Dünden bugüne ne mi değişti?


Bildiğimiz kadarıyla…
-Eskiden işi düzgün olan insanlar kulüp başkan ve yöneticisi olurdu.
Bu gün, işini düzgün hale getirmek isteyenler oluyor.
-Eskiden, yönetime talip olan Başkan ve yöneticiler "Şu kadar para vereceğim" diye işe başlardı…
Bu gün, "Şu kadar para alacağım var" diye işe başlıyor.
-Eskiden, kulüp yöneticileri şehrin tanınmış kişileri olurdu…
Bu gün Takımın tek maçını dahi izlemeyen yöneticiler var.
-Eskiden, kulübe giren ilk para futbolculara verilirdi.
Bu gün en son futbolcular alıyor parasını tabi alabilirse…
-Eskiden, imkânsızlıklarla boğuşulurdu.
Bu gün var olan imkan paylaşılamaz hale geldi.
-Eskiden her yöneticinin kendine göre bir ağırlığı vardı.
Bu gün her yönetici Başkana en yakın adam olma mücadelesine girdi.
-Eskiden, takım yenilse bile taraftar alkışlayıp, motive ederdi.
Bu gün, takım kazansa bile taraftarın içinden alkışlamak gelmiyor.
-Eskiden, laf ağızdan çıkardı…
Bu gün, yöneticilerin söylediği ertesi gün değişiyor.
-Eskiden, yönetici maç öncesi dışarıda gördüğü futbolcuyu haşlar "Yarın maçın var git eve dinlen" diye azarlardı…
Bu gün, yönetici futbolcu ile mekanlarda oturmaya can atar hale geldi.
-Eskiden, kulüp başkanı her olayı yönetimiyle paylaşırdı…
Bu gün, kulüp başkanı ne derse o oluyor.
-Eskiden, her yöneticinin her olaydan haberi olurdu…
Bu gün, çoğu yönetici olup biteni gazetelerden okuyor.
-Eskiden, kulüp başkan ve yöneticileri yaşamlarına dikkat ederdi.
Bu gün, herkes kulüp başkanı ve yöneticilerin nasıl yaşadıklarına dikkat eder hale geldi.
-Eskiden, kulüp denetim kurulları nefes bile aldırmazdı…
Bu gün, hiç sesleri bile çıkmaz oldu.
-Eskiden, kulübe para ve çek verip, kefil olanlar yargılanırdı.
Bu gün, kulübün imkânlarını yanlış kullananlar bile yargılanmaz oldu.
Eskiden, yöneticiler başkana kan kustururdu.
Bu gün her biri başkanın sözünden çıkmaz oldu.
-Eskiden, görev süresi biten başkan ve yöneticiler cepten harcadıkları için "kurtulduk" der sevinirdi.
Bu gün, "Gitseler de kurtulsak" diyenler çoğaldı.
Kısacası…
Görebildiğimiz kadarıyla dün’den bu güne hemen her şey değişti.
Olaylar tam anlamıyla tersine döndü.
İş çığırından çıktı, kabak tadı vermeye başladı.
Haa bu arada.
Dünden bu güne ne mi değişmedi.
Sadece bir tek şey…
Bu gün hala, tıpkı dün olduğu gibi taraftar taraftarlığını yapıyor…
Bu gün hala, son parasıyla bilet alıp Tribünde ki yerini bırakmıyor.
Bu gün hala, Eskişehirspor neredeyse, oranın yolunu tutuyor.
Taraftar bugün hala:
Galibiyet ve başarı ile sevinip, mağlubiyet ve başarısızlıkla kahroluyor.
Dünden bu güne ne değişirse değişsin, taraftar yaşam tarzı haline getirdiği Eskişehirspor sevgisini asla terk etmiyor…
Dünden bu güne her şeyi değiştirenlere inat bunu hala yapıyor…
Ne diyelim?
taraftara helal, diğerlerine haram olsun!


.....


Biraz da gülmek lazım


Zengin ve ikram seven ağanın konağına bayramda önce bir molla gelmiş, peşinden de Bektaşi...
Ağa ikisini de ağırladıktan sonra ocak başında kahvelerini içerken mollaya sormuş:
— Tütün içer misiniz?
— Estağfurullah, mekruhtur!
— Ya içki?
— Aman efendim haramdır, hiç olur mu?
— Ya kadınlarla ilişkiniz?
— Hiç olur mu, biz harama uçkur çözmeyiz!
— Saz, çalgı, musiki?
— Tövbe tövbe! Bunları, bana sorarak günaha giriyorsunuz.
Ağa, Bektaşi’ye dönmüş, aynı soruları ona da sormuş, Bektaşi her soruya;
— Eyvallah imanım, emrin olur! diye cevap vermiş...
Yemek bitmiş, misafirler yola çıkarlarken ağa onlara diş kirası vermiş.
Mollaya bir altın, Bektaşi’ye de elli altın. Bunun üzerine Molla itiraz etmiş:
— Böyle bir kâfir adama elli altın, bana bir altın veriyorsun.
Sana yakıştı mı bu ağam?
Ağa gülmüş;
— Onun masrafı ağır be Molla!