21 Ekim 2019 Pazartesi 504 Okunma

Film Adamı… Bilim Adamı…

Türkiye’deki en güvenilin meslekler yapılan bir araştırma neticesinde sıralanmış.
En güvenilir mesleklerin başında Bilim Adamları var…
Listenin en sonunda ise Politikacılar yer almış…
Aradaki diğer meslekleri es geçecek olursak, Türkiye’de insanlar en çok Bilim Adamlarına güveniyor.
Siyasetçilere ise hiç mi hiç güvenmiyor…
-“Bunun sebebi ne ki acaba?” diye düşündük kendi kendimize…
-Evinde ev hanımı olarak otururken, komşusunun ısrarı ile siyasete girmiş ve hasbelkader iktidar partisinin bilmem ne başkanı olmuş bir kadının, çalıştığı hastanenin başhekimi ve müdürüne talimatlar vermeye kalktığı, onları tehdit falan ettiği geldi aklımıza…
- Sağlık memuruyken hasbelkader başkan olmuş hükümete yakın bir sendika başkanının, hastanelerde amirlik yapmaya kalktığını hatırladık.
-Hasbelkader iktidar partisinin il ve ilçe başkanı olmuş, silik geçmişlerinden başka bir şeyi olmayan birilerinin çıkıp, Dekanlara, Rektörlere “Beni kapıda niçin karşılamıyorsunuz?” falan dediğini anımsadık.
Eeee… Hal böyle olunca, insanlar elbette Bilim Adamı’na güvenir…
Film Adamları, filmlerini çevirmeye devam etsin!


.....


Odunpazarı’nın esnafı…


Geçtiğimiz Cuma akşamı Kazım Kurt’a denk geldik tarihi Odunpazarı bölgesinde.
Katılacağı bir nikah töreni saatini beklemek, hem de bir akşam kahvesi içmek için “Muhtarın yeri”nde oturuyordu.
Oturduk yanına…
Sohbet ettiğimiz sırada işyerleri birbiri ardına kapatmaya başladı.
Halbuki daha hava bile tam anlamıyla kararmamıştı.
İş yerlerinin ışıklarını söndürüp kapatmaya başlamasıyla birlikte, tarihi Odunpazarı bölgesine de karanlıkla birlikte sessizlik çökmeye başladı.
Sorduk “Erken değil mi?” diye.
-“Erken… Söylüyoruz ama anlatamıyoruz” dedi Kazım Kurt…
Ardından da…
-“Buradaki esnafa defalarca söyledim. Sabah biraz geç açın, akşam da geç kapatın. İnsanlar, işyerlerinin kapalı olduğu yere gelmez. Nitekim bölgede gece saatlerine kadar açık olan işyerleri var ve bir hayli de çalışıyor. Her işyeri bunu yapsa, bölge gece de yaşayan bir yer haline gelecek. Ama ben bunu söylediğimde ‘Erken açalım, erken kapatalım’ diyorlar. Böyle olunca da bir şeyler eksik kalıyor” dedi.
Kazım Kurt, tarihi bölgenin sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar çevre illerden gelen turist kafileleri ile dolduğunu söylüyor.
Devamla da…
-“Hele hafta sonları büyük kalabalıklara şahit oluyoruz. Bazı esnaflarımız yeterli satış yapamamaktan yakınıyor. Bunun nedenini de genellikle tur rehberlerine bağlıyor. Halbuki çok ilgisi yok. Mesele samimi,  iyi ve temiz hizmet verebilmekte.  Zira rehber yönlendirmesi olsa dahi turist, oturacağı ve alışveriş yapacağı mekanları arayıp buluyor.”diyor.


.....


Partililer, Partili geçinenler, Partiden geçinenler…


İktidara gelen her partide 3 çeşit insan bulunur.

Birincisi: Gerçek Partililerdir…
İnanmışlardır bir kere…
En etkisiz ama sayıca en fazla olanlardır.
Dava sahibidirler.

İkincisi: Partili Geçinenlerdir…
Davayla alakaları yoktur aslında. Partili falan da değillerdir aslına bakacak olursanız.
Gerçek partililerin üzerinde bir yer açarlar kendilerine.
Tek dertleri şöhret, etiket ve laflarının dinlenmesidir.
Böylesine bir haz duyarlar bu konumda bulunmaktan.
Etkili-yetkili insanların yanında bulunmaktan keyif alırlar.
Aslında bir numaraları yoktur ama görüntüde partinin ağır abisi gibi rol keserler.

Üçüncüsü ise: Partiden Geçinenlerdir…
Ne dava bilirler ne de siyaset umurlarındadır.
Tek dertleri çıkarlarından başka bir şey değildir.
Menfaatleri için inanmadıkları yerde inanmadıkları şeyleri rahatlıkla söyleyebilirler.
Çıkar elde edebilme uğruna doğru’ya “yanlış”, yanlış’a “doğru” rahatlıkla diyebilirler.
Partileri çürüten ve en tehlikeli olan halka işte budur.
Partiden Geçinenler yüzünden Gerçek partililer yavaş yavaş sahneden çekilir.

Gerçek partililerin çekilmesiyle parti zafiyete düşer…
Parti zafiyete düşünce Partili Geçinenler de kayıplara karışır…
En sonunda,  Partiden Geçinenler kalan son parsayı toplayıp, son vurgunları yapar ve parti çöker…
İşte bugün için AK Parti’nin yaşadığı tam da budur…
Aslında her şey Partiden Geçinenlere “dur” denilmeyip, göz yumulması ve müsamaha gösterilmesiyle başlar…


....


Bizi Ayten Usta’ya götür…


Geçenlerde yaşanan bir olayı anlatmışlar Kazım Kurt’a…
“Ayten Usta” Eskişehir’in son yıllarda ortaya çıkan en güzel markalarından biri.
Tarihi Odunrpazarı’nın girişinde, eski “Bahçeli Kahve” nin olduğu alana güzel bir şube açtı Ayten Usta.
Açılan şubeye Eskişehirlilerin yanı sıra gelen yerli turistlerin de büyük ilgisi var.
Şehir dışından gelen bir aile tam da Odunpazarı’nın girişinde bir taksiciye sormuşlar “Ayten Usta’ya gitmek istiyoruz. Nerede acaba?” diye.
-“Götüreyim” demiş taksici…
Almış aileyi, kilometrelerce uzakta bulunan, çevre yolu üzerindeki Ayten Usta’ya götürmüş ve bırakmış orada.
Halbuki turist aile, özellikle duydukları tarihi mekan içindeki Ayten Usta’ya gitmek istediklerini özellikle belirtmelerine rağmen…
Kazım Kurt “Umarım o taksici Ayten Usta’nın Odunpazarı’nda da olduğunu bilmeden bunu yapmıştır” dedi önce.

Sonrasında da…
-“Eğer bilerek yaptıysa bu samimiyet anlayışıyla turizm falan olmaz. İnsanları bir kere kandırırsınız. O yüzden, bu işten herkes kazanç elde edecekse, bu samimiyetle, kandıramayarak, haksız kazanç elde etmeyerek olur. Kısacası, herkesin üzerinde bu samimiyeti taşıması lazım.” Diyerek tamamlıyor sözlerini.


.....


 


Biraz da gülmek lazım


Trafik polisi Temelin kullandığı arabayı durdurur ve:
-Sizi tebrik ederim beyefendi, bu günkü kontrollerimizde emniyet kemeri takan tek sürücü sizsiniz bu yüzden size üçüyüz milyon lira ödül vereceğiz, ne yapmayı düşünüyorsunuz, demiş. Temel:
-Hemen cidup bi ehliyet alacağım demiş.
-Ne! senin ehliyetin yok mu? demeye kalmadan yandan Fadime söze girmiş:
-Siz ona bakmayin memur bey içince hep böyle sapıtıyi
Polis iyice sinirlenmeye başlamış. Derken arkadan dursun:
-Ula ben size demedim mi çalıntı arabayla yola
çıkmayalım başımıza bi iş gelir diye. Trafik polisi iyice zıvanadan çıkmış ve bagajdan idris
atlamış:
-Noldi uşaklar geçtik mi siniri?