22 Ekim 2019 Salı 503 Okunma

Onlar konuşamaz!

Odalar, Dernekler, Sendikalar…
Kısaca, Mesleki ve  Sivil Toplum Örgütleri…
Her biri aslında, demokrasi ile yönetilen toplumların sivil inisiyatifleri, demokrasinin vazgeçilmezleridir.
Çok kıymetlidir söyledikleri…
O yüzden sürekli konuşmaları, sivil inisiyatif yararına doğruya “Doğru”, yanlışa “yanlış” demeleri gereklidir.
Toplumun da, temsil ettikleri kitlenin de beklentileri bu yöndedir…
Ama gelin görün ki, yeterince konuşamazlar, eleştiremezler, karşı çıkamazlar…
Örneğin:
Ticaret Odası’ndan “Üyelerim sattığı malın yerine yenisini koyamıyor. İşyerleri tek tek kapanıyor. Üyeler bırakın para kazanmayı, üye aidatı bile ödeyemez halde. Biran önce önlem alınmalı. Böyle giderse ticaret hayatı bitecek” gibi laflar duyamazsınız…
Ya da Sanayi Odası’ndan “Bu ülkede üretim yapmak enayilik haline geldi. Fabrikalar üretim yapmak yerine, fabrika binalarını kiraya vermeye başladı. Her geçen gün kapasiteler düşüyor, işçileri işten çıkartmak zorunda kalıyoruz. Bir de bu yetmezmiş gibi Ankara’dan hızlı trene binen ne kadar bakanlık müfettişi varsa soluğu Eskişehir’de alıyor. Denetim geçirmekten kendi işimize bakamıyoruz. Böyle giderse üretim falan kalmayacak” gibi lafları da duyamazsınız.
Hatta…
Ticaret Borsası’ndan “Tarım her geçen gün yok oluyor. Çiftçi artık ekmiyor. Hayvancılık, Afganlılar çalıştırılmasa tamamen bitti. Bu ülkede üretilen her şey dışarıdan ithal ediliyor ve kimse buna bir son vermek istemiyor. Köyler boşalıyor” gibi laflar çıkmaz…
Sadece bu saydıklarımız mı?
Elbette değil…
Esnaf dernekleri, mesleki örgütler, sendikalar…
Hepsi her şeyi bilir ama hiçbiri çıkıp, görevi olmasına rağmen gerçekleri apaçık söylemez, söyleyemez…
Kısacası…
Siz “Birilerinden çekiniyorlar” deyin, ben “Birilerinden korkuyorlar” diyeyim, ülkede sivil insiyatif, ricacı olmaktan, icracı olmaya hala geçememiştir.


.....


Nereden buldun?


Zekeriya Temizel’in Maliye Bakanlığı yaptığı dönemde , gelir vergisi kanununda yeni bir düzenleme ile bir yasa yürürlüğe sokulmuştu.
Kamuoyunda ismi: “Nereden buldun?” yasasıydı…
Yasaya göre “Bildirilmeyen ve vergisi ödenmeyen bir gelirle tasarruf edildiği tespit edilen mal ve haklar, safi irat olarak” kabul ediliyordu.
Vergi inceleme memuru,defterlerini incelediği vergi mükellefini çağırıyor ve örneğin “Sen vermiş olduğun gelir vergisi beyannamende 500 bin liralık kazanç beyan etmişsin.Ancak, ben senin 5 milyon liralık gayrimenkul,2 milyon liralık otomobil, 4 milyon liralık tekne aldığını ve  bankada 3 milyon lira paran olduğunu tespit ettim. Bu varlıklarla bu kadar parayı nasıl edindin?”diye soruyordu.
Söz konusu vergi mükellefi;
-“Yılbaşında milli piyango bileti bana çıktı”
-Sahibi olduğum at yarış kazandı”
-Dedemden çok yüklü bir miras kaldı” gibi ispatlayabileceği bir gerekçe sunamıyorsa, o mükellef tam anlamıyla yanıyordu.
Söz konusu “nereden buldun yasası” 2003 yılında, AK parti iktidarı tarafından yürürlükten kaldırıldı.
Kaldırılmasına gerekçe olarak da “yatırım şevkini kırıyor” denildi.
Doğrudur, yanlıştır tartışılır.
Bana göre bu yasanın uygulanması yeniden düşünülmeli.
Üstelik…
Katma değer yaratan, üreten ve istihdam sağlayan mükelleften önce, özellikle bürokratlar da bu yasa çerçevesinde incelemeden geçmeli.

Böylece…
Miras kalmayan, piyango çıkmayan ve koşacak atı da olmayan bazı bürokratların, 8 Bin lira maaşla 8 milyon liralık gayrimenkulü nasıl alabildiğini herkes öğrenebilmeli…
Birileri “Nereden buldun?” diye sormalı ki, bulmak için bulunduğu yeri kullandığı da ortaya çıkmalı.


.....


Bizim kibirden uzak
evliyalara ihtiyacımız var…


Eskişehir’in bir sorunu var örneğin…
Öyle halledilemeyecek büyüklükte bir sorun da değil baktığınızda.
İki dakikalık bir mesele…
Sadece iki kurumun birbirleriyle ilişki kurması sorunu hallediyor.
İşte buradaki sıkıntı, çözülecek olan sorundan daha büyük bir sorunun olduğunu çıkartıyor ortaya.
Şöyle ki:
İki kurum da, iki kurumun başında bulunanlar da buna asla yanaşmıyor.
-“Ben onun ayağına gitmem” diyor biri…
Diğeri ise…
-“Onun ayağına gitmektense sorun olduğu gibi kalsın” diyebiliyor…
Nitekim öyle de oluyor…
Birbirini aramayan, birbirinin ayağına gitmeyen kurumlar ve o kurumların başında bulunanlar yüzünden, iki dakikada çözülecek olan şehrin sorunu, yıllarca çözülemiyor…
Daha önce de çeşitli vesilelerle yazdığımız oldu bu hikayeyi…
Nasreddin Hoca’ya bir dönem “Evliya” demeye başlamışlar…
Hoca da bakmış herkes kendisini evliye yerine koyuyor, havaya girmiş…
Bir gün biri çıkıp “Madem evliyasın kanıtla” deyivermiş…
-“Ne yapayım?” diye soran Nasreddin Hoca’ya “Şu karşıda duran ağacı yanına çağır. Gelirse evliya olduğuna inanacağım” deyince “Tamam” demiş hoca…
Bir çağırmış, iki çağırmış ağaç yerinden kıpırdamıyor…
-“Aman be” demiş… “Evliyada kibir olmaz. O Ağaç gelmiyorsa, ben onun yanına giderim!”

Sonuç olarak…
Bizim bu şehirde evliya gibi ego ve kibirden uzak kurum ve kurum yöneticilerine ihtiyacımız var…


.....


Biraz da
gülmek lazım


İtalya’da Vatikan yakınlarında bir eve gece hırsız girmiş. Hırsız evin içinde karanlıkta ilerlerken arkasından bir ses gelmiş: “Seni ben görüyorum. Isa da görüyor!”
 Hırsız panik içinde bir köseye sinip ve fark edilmemeyi umut ederken ses tekrar yükselmiş:
- Seni ben görüyorum. Isa da görüyor! Hırsız sesin kendine seslendiğine emin olunca el fenerini açıp, sesin sahibini aramaya başlamış ve bakmış bir Papağan!
Şaşkınlıkla söylemiş:
- Konuşan sen miydin?
Papağan tekrar konuşmuş:
- Evet ..
Bunun üzerine Hırsız:
- Ama
sen Papağansın!
Papağan cevap vermiş:
- Evet, ben Papağanım... Isa da Doberman…