9 Kasım 2019 Cumartesi 574 Okunma

Seçilsen ne olur ki?

CHP’de delege seçimleri var.
Kulisler bir hayli hızlı.
Mahallelerde çalışmalar oldukça yoğun.
Bu arada, kongreler sürecine yönelik hesaplar had safhada.
Hesaplar bazı partilileri memnun ediyor, bazılarını da son derece kızdırıyor.
Partide birileri ilçe başkanlıklarının, birileri de il başkanlığının hazırlığı içinde.
Kimileri belediye başkanlarının yanında yer alma adına büyük bir yarış var.
Sonuçta…
Kongreler süreciyle birlikte büyük bir mücadele öncesindeyiz…
Mücadelenin adı: Delege olma, İlçe Başkanı olma, İl Başkanı olma, kısaca Eskişehir’de parti yönetiminin sahibi olma mücadelesi…
Bu mücadeleyi görünce insan ister istemez “Ne beyhude bir mücadeledir bu!” demekten kendini alamıyor…
Öyle ya!
Bir yanda, 5 kez Büyükşehir belediye başkanlığını kazanmış Yılmaz Büyükerşen’in…
 Bir yanda 4 kez belediye başkanlığını kazanmış Ahmet Ataç’ın…
Bir yanda da 2 kez belediye başkanlığını kazanmış Kazım Kurt’un bulunduğu ve üçünün de etkili olduğu bir şehir burası.
Böyle bir şehirde, partinin delege, ilçe ve il başkanı olmanın nasıl bir önemi, nasıl bir başarısı olabilir ki?
Neticede…
Seçilen delege de, ilçe ve il başkanı da, bir şekilde yukarıdaki isimler istediği için delege, ilçe ve il başkanı olacak.
Hiçbiri “Ben kendi çabamla delege, ilçe ve il başkanı oldum” diyemeyecek mesela…
Göğsünü gere gere “beni partinin üyesi ve delegesi seçti” diye dimdik yürüyemeyecek farzı mahal…
Seçilen delegeye, ilçe ve il başkanına herkes “belediye başkanı istedi de oldu” diyecek örneğin.

O nedenle…
CHP’de bugün kongreler süreciyle başlayan mücadele, kişisel özellikler ve başarılı particiliğin yarışacağı bir mücadele değil.
Bu mücadele; “belediye başkanları beni delege, ilçe ve il başkanı yapsın” mücadelesinden başka bir şey değil...


....


Borç ekip, icra biçmek…


Son 2 yılda;
Elektrik fiyatı %138
Üre gübresi %79
DAP gübresi %47
 Mazot fiyatı %41 artmış…
Devletin verdiği fiyat ve destekler ise bu süre zarfında azalmış.
Şimdi bu rakamlardan sonra…
Çiftçi, tarlasını ekmeyip, tarlasını ekmek için kullandığı para ile gübre alıp, bir kenara koysaydı, yüzde yüz’e yakın kar elde edecekti.
Üstelik…
Yüzde 138 oranında artan elektrik ile yüzde 41 oranında artan mazot umurunda bile olmayacaktı.
Böyle bir kar hiçbir ticari alanda yok.
Dediğimiz şekilde yapan çiftçi varsa parayı iki yılda ikiye katladı.
Çiftçilik yapan ise şu sıralarda “meğer biz borç ekip, icra biçmişiz” diye kara kara düşünüyor…


.....


Öngörünün de böylesi…


 ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Douglas Mac Artur 1932 yılında Atatürk ile görüşüyor.

Bu görüşmede ağırlıklı ekonomik konular konuşuluyor.
Sonrasında gelecek ile ilgili görüşlerini aktarıyor ulu önder.
-“Bence dün olduğu gibi yarın da, Avrupa’nın geleceği Almanya’nın davranışlarına bağlı görünüyor. Büyük bir dinamizme sahip 70 milyonluk çalışkan ve disiplinl bir millet, ulusal tutkuları kamçılayacak bir siyasal akıma kendisini kaptıracak olursa, Wereailles sözleşmesini ortadan kaldıracaktır” diyor önce.
Daha ortada Hitler faan yok.
Ardından…
Almanya’nın çok kısa sürede İngiltere ve Rusya dışında tüm Avrupa’yı egemenliği altına alabilecek güçte bir ordu kurabileceğini, savaşın 40-45 yılları arasında patlayabileceğini söylüyor.
Devamla da…
-“Avrupa’da çıkacak savaşı kazanan ne İngiltere ne Fransa ne de Almanya olacak. Savaşı Bolşevik Rusya kazanacaktır. Tehlikeyi bütün açıklığıyla görüyoruz. Uyanan doğu halklarının duygularını pek güzel kullanan, onları okşayan ve kinlerini dile getirmesini bilen Bolşevikler, yalnız Avrupa’yı değil, Asya’da da gözdağı veren bir güç haline gelmektedir” diye ilave ediyor.
Mac Artur bu görüşmeyi rapor haline getirip ülkesine göndermiş.
Sonra kitap haline de getirilmiş…
Hani Nutuk’u ve Gençliğe hitabı okuduğumuzda, Atatürk’ün o ileri görüşlülüğü ve yıllar öncesinden yaptığı uyarıların bu gün ne denli isabetli uyarılar olduğunu konuşup duruyor ve “Bu nasıl bir öngörüdür?” diye bir kez daha hayran oluyoruz ya…
İşte bu da aynı duyguları yaşamamızı sağlayacak bir başka örnek…
Hitler diye biri ortada yok.
İkinci Dünya savaşı başlamamış.
Öngörüye bakın ki Atatürk sanki geleceği yaşamış gibi gelecekte Dünyayı nelerin beklediğini tek tek anlatıyor…
Ne desek az…
Yarın,  ulu önderimiz olan o dahi insanın aramızdan ayrılışının yıldönümü.
O’na ne kadar şükretsek az…
 Ruhu şad olsun…


.....


Üretimin olmadığı her yer ağzına kadar dolu


Sabah saat 10.00-11.00 arası çıkın sokağa…
Ya da…
Öğleden sonra 14.00-15.00 arası yapın aynı işi.
Kalabalıktan sokakta yürüyemezsiniz.
Refah düzeyi yüksek hiçbir ülkede yoktur bu.
Refah düzeyi yüksek hiçbir ülkenin cadde ve sokaklarında, hafta sonları hariç bu saatlerde bu denli kalabalık öremezsiniz.
Çünkü…
Herkes işinde gücündedir.
Bizde sadece cadde ve sokaklar mı?
Üretimin olmadığı, başta Kahvehaneler, Çay bahçeleri, Ganyan ve İddia bayileri olmak üzere her yer ağzına kadar doludur.
Her iki tarafı da bilmeyen biri gelip görse, sürekli çalıştıkları için onları fakir, sürekli yattığımız için bizi zengin sanır!