18 Kasım 2019 Pazartesi 1223 Okunma

Sözde kongre süreçleri…

AK Parti'de 7. Olağan kongre süreci başladı. 10 milyon 400 bini aşkın parti üyesi Kasım ve Aralık ayında 430 bin ilçe delegesini belirlemek için sandık başına gidecek.
Sırasıyla…
Üye listeleri askıya çıkacak.
Süre bittikten sonra itirazlar görüşülüp karara bağlanacak.
Ardından üye listeleri kesinleşecek.
Kesinleşen üye listeleri ile mahallelerde ve köylerde delege seçimleri yapılacak.
Yapılan bu seçim sonucu ortaya bir delegasyon çıkacak.
Bu delegasyon ilçe kongrelerinde ilçe başkanları ile il delegasyonunu belirleyecek.
Belirlenen il delegasyonu ile il kongresi yapılacak ve bu kongrede de il başkanı ile büyük kongre delegasyonu belirlenmiş olacak.
Böylece…
AK Parti’deki kongre süreci tamamlanmış olacak…
***

Buraya kadar anlattığımız tabii ki kağıt üzerinde yapılması zorunlu olan prosedürden ibaret.
Herkes biliyor ki süreç kesinlikle bu yazdığımız gibi olmayacak.
Zira…
Üye listelerinin askıya çıkmasının ardından yapılacak olan delege seçimlerinde, hangi
2/4
mahalleden hangi ismin delege olacakları zaten liste halinde belli olacak.
İlçe kongrelerinde hangi isimlerin ilçe başkanı olacaklarının kararı kongreden önce verilecek ve kongrede ikinci bir aday kesinlikle çıkamayacak.
İl Başkanı ve yönetimindeki isimlerin kimler olacağına yukarısı karar verecek ve delegeler paşa paşa gidip, sevmeseler de o il başkanı ve yönetimine oy verecek.
Üyeler, istedikleri kişileri değil, istenilen kişileri delege seçecek.
Delegeler, istedikleri kişileri değil, istenilen kişileri ilçe ve il başkanı seçecek.
Dahası…
Ne delegasyonu oluşturan kişilerin ne de ilçe ve il başkanları ile yönetimlerde bulunan kişilerin, partinin milletvekili ve belediye başkan adaylarını belirlemede küçücük bir etkisi dahi olmayacak.
Adayları yukarıda bir kişi belirleyecek, buradakiler sevse de sevmese de, içlerine sinse de sinmese de bu belirlenen adayı desteklemek zorunda kalacak ya da destekliyor ayaklarına yatacak.
O yüzden…
AK Parti’de başlayacak kongre süreci öyle çok önemli çok hayati bir süreç falan değil.
AK parti’de başlayacak kongre süreci daha çok, partililerin oyalanması ve gazının alınması ve prosedür gereği yapılması zorunlu olduğu için yapılacak bir süreçten ibaret…

***
“AK Parti’de durum böyle de CHP’de farklı mı?” dediğinizi duyar gibiyim…
CHP’deki kongre süreci AK parti’ye oranla biraz farklı olsa da, sonucu itibarı ile pek de farklı olmadığı ortaya çıkıyor.
Şöyle ki…
CHP’de delege seçimleri AK Parti’deki uygulamanın aksine kıran kırana geçiyor.
CHP’li üyeler AK Parti’deki uygulamanın aksine istediği kişileri delege seçebiliyor.

CHP’li delegeler AK parti’deki uygulamanın aksine istediği İlçe başkanına oy verebiliyor. Çünkü CHP kongrelerinde birden fazla aday çıkıyor ve kimse buna müdahale edemiyor.
CHP’li delegeler AK parti’deki uygulamanın aksine istediği il başkanını seçebiliyor.
Ve en önemlisi, kongrelerde seçilen ilçe ve il başkanlarına CHP genel merkezi istemese de  “Olmaz” diyemiyor.
CHP’deki kongre süreci buraya kadar AK parti’deki uygulamadan ayrılıyor.
Ancak…
CHP’de, delegeyi, ilçe başkanları ve yöneticilerini, il başkanı ve yönetimini hatta Genel başkan ve genel merkez yönetimini seçen CHP üyesi, partinin adaylarını belirleyemiyor.
Eskişehir’de önseçim yapmadığı ve muhtemelen de yapmayacağı için, Eskişehir’de partinin adayları yine bir ya da birkaç kişi tarafından masa başında belirleniyor.

Sonuç olarak…
Şu sıralar Türkiye’nin en büyük iki partisi olan AK Parti ve CHP’nin gündeminde kongre süreçleri var…
Bu süreçlerin, sonuç itibarıyla, her iki partide de üye ve delege tercihlerini yansıtmayacağı daha işin başında gün gibi ortada.


.....


Pirince giderken
bulgurdan olmak…


Vaktiyle Anadolu’da pirinç yetiştirilmezken, en iyi pirinç Mısır’ın bir liman kasabası olan Dimyat’tan gelirmiş. 
Kârı da buğdaya göre oldukça yüksekmiş. O yüzden birçok çiftçi buğday yetiştirmektense pirinç getirip satmayı tercih etmeye başlamış. 
Bu çiftçilerden biri, kendi buğday tarlasını satmış, aldığı parayı yol parası yapıp Dimyat’a pirinç almak için yollara düşmüş. Daha o Dimyat’a varamadan bindiği gemiyi Akdeniz’de korsanlar yakalamış, diğer yolcularla birlikte adamcağızı soyup soğana çevirmişler. Tabii pirinç almak için sattığı koca tarlanın parası da böylelikle uçmuş gitmiş.
Çiftçi bin bir zorluk içinde kös kös memleketine geri dönmüş. 
Geldiğini duyan arkadaşları ziyaretine koşmuş. “Ee hayırlı olsun, sen de pirinç tüccarlığına başladın demek. Yakında köşeyi de dönersin artık” demişler. 
Adam kızgın “Ne köşeyi dönmesi!” demiş çiftçi omuzları düşerek. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldum.”cevabını vermiş.
İşte bu sık sık kullandığımız sözün hikayesi böyle…
“ Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elinde bulunanları da yitirmek.” Anlamında kullandığımız o meşhur söz buradan yelerleşmiş ağızlara.
Biz bu sözü çok severiz…
Zira her alanda karşılığı vardır bu sözün…
Şu sıralar siyasette de bu sözü anımsatacak olaylara şahit oluyoruz…
Partiler, sırf karşı cepheden oy alma uğruna, kendileriyle özleşmiş politikalardan vazgeçiyor.
Sırf karşı cepheye şirin gözükme, onları partiye çekebilme uğruna, ağız değiştiriyor.
O güne kadar savunduğu ne kadar düşünce ve ilke varsa, rafa kaldırıyor.
Böylece karşı cephede olanları yanına çekiyor mu bilemiyoruz…
Ama bildiğimiz…
Bu şekilde davranmakla kendi elindekileri yitiriyor.
Tıpkı, pirince giderken bulgurdan olunduğu gibi…


.....


İki gün izin!


“Bu mevsimde, bu havada bu izin de neyin nesi?” diye sormayın…
Zira…
Zihin ne mevsim dinliyor ne de izin.
Bir kere yorulmaya görsün, tıpkı bilgisayar misali acilen formatlanması gerekiyor.
Tatil için iyi bir mevsim ve hava şartları olmasa da tatil süresi oldukça kısa olsa da iki günlük bir fırsat yarattık kendimize…
Umarım anlayışla karşılarsınız.
İki gün sonra buluşmak dileğiyle…


.....


Biraz da gülmek lazım


Coca- Cola’nın pazarlama temsilcilerinden biri Ortadoğu’daki görevinden büyük bir hayal kırıklığıyla dönmüş. Niye başarılı olamadığını da arkadaşlarına anlatmış…
— Beni Ortadoğu’ya ilk gönderdiklerinde iki sorun vardı. Ben Arapça bilmiyordum. Halkta da okuma yazma öyle yüksek değildi… Bu yüzden onlara vermek istediğim mesajı yan yana 3 resim halinde düzenledim. 
Birinci resimde bir Arap… Çölde kumların üstünde sürünüyor, susuzluktan kavrulmuş, ölüyor.. İkinci resimde kumlar arasında bulduğu Coca- Cola’yı içiyor.. Üçüncüde adam dipdiri.. Ayakta… Canlı ve neşeli…
— Eeeeee. Harika fikir .. Anlamadılar mı?
— Anladılar tabii. Sorun da bu.. Araplar sağdan sola okuyorlarmış meğer…