22 Ocak 2020 Çarşamba 603 Okunma

Vatandaş hiçbirini çekemiyor…

-Milletvekili, diğer milletvekilini kesinlikle çekemiyor…
Aynı partiden dahi olsa, sürekli “Ben daha etkiliyim”,  "En çok ben çalışıyorum, o şov yapıyor" düşüncesi hakim her birinde.
-Milletvekili, Belediye Başkanlarını çekemiyor.
Aynı partiden dahi olsa, "Benim sözümü dinlemeli, bana itibar etmeli" diye düşünüyor.
-Belediye Başkanları Milletvekillerini çekemiyor.
Aynı partiden dahi olsa "Burada vatandaşla karşı karşıya olan biziz, onlar bize tabi olmalı" diye içinden geçiriyor.
-Milletvekilleri, il ve ilçe başkanlarını haz etmiyor.
Aynı partiden olmalarına rağmen, il ve ilçe başkanlarını kendilerine tabi çalışanlar gibi görüyor.
-Belediye Başkanları da il ve ilçe başkanlarını çok haz etmiyor.
Aynı partiden olmalarına rağmen onlar da il ve ilçe başkanlarını adeta Belediye’nin birer personeli gibi görüyor.
-İl ve ilçe başkanları da Milletvekilleri ve Belediye Başkanlarından pek hoşlanmıyor.

Aynı partiden dahi olsa "Şehrin sınırları içine girdiklerinden itibaren bizim yönetimimizin emrinde olacaklar" gözü ile bakıyorlar.
-İl ve ilçe başkanları, yönetimlerini kazımıyor.
-Parti yöneticileri, partinin delegelerine pas vermiyor.
-Delegeler üyeleri beğenmiyor.
Kısacası…
Partilerde görev alan seçilmişlerin çoğunda "Ben" duygusu adeta tavan yapmış durumda.
Her biri adeta o partide her şeyin kendisiyle başlayıp kendisiyle biteceğine inanmış.
Uzun lafın kısası, egonun, kibrin gırla gittiği siyasetin içinde kimse kimseyi sevmiyor.
Çoğu vatandaş  ise doğru dürüst ne siyaseti, ne de bu yukarıda saydıklarımızı seviyor!


.....


AK parti ve
yeni stadyum…


Eskişehir’in yeni stadyumu 3 yıl önce açıldı.
Geçtiğimiz haftalarda yağan kar sonucu tribünlerin taşıyıcı ayakları yerlerinden sökülüverdi.
Bunun üzerine yeni stadyum, lig devam ederken “Çökme tehlikesi” ihtimaliyle kapatıldı.
Şimdi büyük bir çoğunluk, stadyumun başına gelenlerden TOKİ’yi ve dolayısıyla da AK parti iktidarını suçluyor.
-“nasıl olur da 3 yıllık bir stadyum çökme tehlikesi yaşar?”
-“nasıl olur da binlerce insanın gittiği stadyum inşaatı bu kadar özensiz yapılır?”
-“nasıl olur da milyonluk yatırım hiç kontrol edilmeden teslim alınır?” soruları birbiri peşi sıra soruluyor.

HHH

Aslına bakarsanız…
3 yılda çökme tehlikesi yaşamaya başlayan Stadyum ile o stadyumu şehre kazandırmakla övünen Eskişehir’deki AK parti arasında büyük bir benzerlik var…
Şöyle ki…
AK Parti de kurulduğunda tıpkı yeni Stadyum gibi yeni, havalı ve heybetliydi.
2002 seçimlerinde, Eskişehir’de 4 ncü milletvekilliğini 400 oyla kaybetmiş, 2004 mahalli seçimlerinde, Odunpazarı ve Tepebaşı dahil ilçelerin tamamını alırken, Büyükşehir’i 9 bin gibi az bir oyla kaybetmişti.
Ne olduysa, tıpkı yeni stadyumda olduğu gibi 3 ncü yıldan sonra oldu.
Tıpkı yeni stadyumda olduğu gibi, partinin taşıyıcı ayakları partiden koptu gitti.
Çöküş endişesi ve tehlikesi başladı ister istemez.
Parti önce Tepebaşı, ardından Odunpazarı ve 5-6 ilçeyi kaybetti.
Büyükşehir’i hiç alamadığı gibi, her seçimde yediği fark açıldı.
Sonuç olarak, Eskişehir’deki parti içinde, partiyi yönetenlere karşı temel bir kere sarsılmıştı artık…
Güven vermez hale gelmişti…
Şimdi stadyumda da aynı şey olacak.
Yeni stadyum eskisinden daha sağlam hale getirilse de (Bunun olacağına yüzde yüz eminiz) insanların içinde, taşıyıcı ve temeldeki yaşanan sıkıntıdan kaynaklanan o şüphe ve endişe hep var olacak…
Eskişehir’deki AK Partililer sık sık “Eskişehir’e yeni bir stadyum kazandırdık” diye övünüyor ya…
Bence övünmek hakları.  Gerçekten o veya bu şekilde şehre bu stadyumu kazandırdılar.
Keşke bununla övünürken “kaderimiz benzemesin” falan deselerdi…
Belki böylece: partinin yaşadıklarını yeni stadyum bari yaşamamış olurdu.


....


Yönetim anlayışı
farklıdır tamam da…


Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampusünde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı.
Söylenenlere bakılırsa, girişler, çıkışlar, kampusün her metrekaresi teknolojik kameralarla donatıldı. Yüz tarama, dudak okuma falan gibi sistemler kuruldu.
Önceki gün, servis araçlarının kampuse girişi de, yine güvenlik nedeniyle yasaklandı.
Bu yüzden Üniversitenin her iki kapısı önünde uzun araç kuyrukları oluştu.
Bu bir yönetim tarzıdır, tercih meselesidir, bu tutumu çok da yargılayacak ve eleştirecek değiliz.
Ancak…
Dün Anadolu Üniversitesi’nin eski bir Rektörü ile konuştuk.
-“Sistem oldukça değişmiş. Ben 40 yıla yakın hizmet ettiğim Üniversiteye, bir arkadaşımı görmek için gittiğimde, ancak “ziyaretçi” statüsüyle kampüsten içeriye girebilecekmişim. Çok da önemli değil aslında ama duyunca ister istemez üzülüyor insan. Bizlerden Üniversiteye hiçbir zarar gelmez ki” dedi laf asında…
Alenen söylemese de, diğer ziyaretçilerle aynı statü içinde değerlendirilmesi ister istemez yaralamış kendisini.
Anadolu Üniversitesi’nde görev yapmış eski rektörlerin, eski dekanların bekledikleri farklı bir ilgi, alaka ve ayrıcalık elbette yoktur.
Abartılmış bir itibar beklentisi içinde olduklarını zaten zannetmiyoruz.
Ancak…
Üniversiteye üst düzey görevlerinden ötürü emeği geçmiş insanlara da, özel konumlarından dolayı nezaket ve zarafet içinde hak ettiklerine inandığımız belli bir hürmet, belli bir ayrıcalık gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Gelenek, görenek ve teamüllerin bu yönde olması gerektiğini farz ediyoruz.
Bilemiyoruz; yanlış mı düşünüyoruz?


.....


Biraz da gülmek lazım


Temel, kahvehanede arkadaşlarına av maceralarını anlatmaktadır:
- Geçenlerde ormana ava gittum. Birden bi ayi ile karşulaştum. Tüfeği atıp kaçmağa başladum. O da beni kovalamaya başladı. Tam ayinun nefesini ensemde hissettuğum anda ayi kayup yere düşti. Bu durumu fırsat bilip arayı açmağa çaliştum. Ama ayi gene peşima düşti. Gene tam nefesini ensemde hissettuğum anda ayi tekrar kayup yere düşti. Ben tekrar arayı açmağa çalıştum.
O arada Dursun, dayanamayarak sorar:
- Ula Temel, çok cesaretli adamsun. Ben senun yerinde olsam, altuma ederdum.

Temel atılmış:
- Ula sen ayinun neye basup kayduğunu zannedeysun?