26 Mart 2020 Perşembe 730 Okunma

AK parti’de “Bizden değil. Verin sopayı!” kurnazlığı…

 


 


 


 


Katılırsınız ya da katılmazsınız bilemem…


Ancak…


AK Parti içinde, kendi partililerine yönelik değişik bir direnç söz konusu…


Şöyle ki;


Örneğin CHP’de genel başkan dahil partinin üst düzey ne kadar yöneticisi varsa eleştirilirken. AK Parti’de  parti içi eleştiri ancak parti dışından gelenlerle sınırlı kalabiliyor.


Örneğin; herhangi bir CHP’li. Kendisine yanlış gelen bir eylem ya da söylem karşısında rahatlıkla çıkıp “Bizim genel başkan da saçmalamış” diyebiliyorken, AK Partide ise aynı durum, “Bizim genel başkana bu yanlışı kim yaptırdı?” reaksiyonu şeklinde oluyor.


Kısacası…


AK Partililerde ya korkudan ya da “Mutlaka öyle olmuştur” inancından olsa gerek, “Genel başkanımız yanlış yapmaz. Yanlış bir şey söylemez. Yapsa bile bu yanlışı ona çevresi ya da danışmanları yaptırmıştır.” davranışı var…


xxx


İlginçtir!


Partinin genel başkanı ve başından beri AK Parti içinde yer almış Bakan ve diğer isimlere karşı gösterilen bu korumacı davranış, AK parti’ye dışarıdan gelmiş isimler için söz konusu değildir…


AK Partililerin alenen eleştirdiği AK partililere baktığınızda, partinin bakanı dahi olsa, bu isimlerin tümünün partiye dışarıdan geldiğini ve parti tabanının kabullenmekte zorlandığı isimler olduğunu görürsünüz.


Nitekim geçmişte Erkan Mumcu’dan, Ertuğrul Günay’a kadar bakanlık yapmış bazı isimler, AK Partililerin aleni eleştirdiği isimler olmuştur.


Genel başkanın şahsi ve aleni yanlışlarını bile açıkça söylemekten çekinip, korkan ve “O’na bu yanlışı kim yaptırıyor?” diyerek, yanlışın adresini değiştirme kurnazlığı yapanlar, partiye dışarıdan ve sonradan gelmiş bakanları, korkmadan, çekinmeden, aleni olarak eleştirmiştir.


İşte AK Parti içinde “AK Partideki AKP’liler” söyleminin çıkış noktası tam da budur!


xxx


Dün Eskişehir’de gelişen bir olay tam da bu anlattıklarımızı ispat eder niteliktedir.


Koronavirüs nedeniyle öğrencilere uzaktan eğitimin verildiği ilk gün çocuklara Adnan menderes’in idamının izlettirilmesi olayı vardı hatırlarsanız.


Kamuoyu tepkisi üzerine Milli Eğitim Bakanı çıkıp, bunun gözden kaçtığını ve onaylamadığını söylemişti.  Aynı bakan bir gün sonra, konuyla ilgili soruşturma başlattığını da duyurmuştu.


Gazeteci Ayhan Aydıner yazmış konuyu sosyal medya hesabından.


Eskişehir’de çeşitli defalarca aday olmuş, AK partililiği tescilli ve Üniversitede çalışıp,  unvanı Profesör olan bir isim, sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşımda bulunup, partisinin Milli Eğitim bakanını eleştirmiş.


-“Milli Eğitim bakanı Can Ataklı’ya da soruşturma açacak mı?” diye bir soru sormuş.


Gazeteci Aydıner de bu paylaşımı üzerine  “Can Ataklı Milli Eğitim personeli mi ki bakan Selçuk ona soruşturma açsın? Ataklı’nın yaptığında bir suç varsa Cumhuriyet Savcıları soruşturma açar? Bunu dahi idrak edemeyen biri nasıl oluyor da Profesör olabiliyor?” yorumunda bulunmuş.


xxx


Aslında mesele; savcıların yapması gereken bir görevi Milli Eğitim Bakanından bekleme saçmalığı falan değil.


Asıl mesele; yukarıda da uzun uzadıya anlattığımız şekilde, AK partiye dışarıdan gelen birinin, görevi Bakan da olsa, AK partililer tarafından rahatlıkla eleştiriliyor olması.


Çünkü partide dışarıdan gelen herkese karşı geleneksel hale gelmiş müthiş bir “Bizden değil. Verin sopayı!” düşüncesi var.


Örneğin; Partiye dışarıdan gelen milli Eğitim bakanı yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Adalet Bakanı çıkıp “Soruşturma başlattık” deseydi, aynı AK partili Profesör, aynı paylaşımları aynı şekliyle yapabilir miydi?


Hiç zannetmiyoruz!


En fazla söyleyebileceği ancak ve ancak “Erdoğan’a, Adalet bakanına bu yanlışı kim yaptırdı!” demekten ileriye gidemezdi.


 


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Aile hekimliği arıyor tek tek…


 


Aile Hekimliği bazı isimleri arıyor telefonla…


-“İçişleri Bakanlığı bundan bir süre önce yurtdışı çıkışınız olduğunu belirlemiş. Bize gönderdiği isimleri tek tek arıyoruz. Şu anda herhangi bir şikayetiniz var mı?” diye soruyor…


Bir takım belirtilerin olup olmadığını sorduktan sonra, “14 gün süreyle karantina altındasınız. Eviniz den dışarıya kesinlikle çıkmayın. Süreç içinde saydığım belirtilerin biri ya da birkaçını yaşarsanız en yakın sağlık kurumuna bildirin” diye tembihliyor.


Son olarak da…


-“Sizi her gün arayacağız ve durumunuzu öğreneceğiz. Yurda giriş tarihiniz itibarıyla, üzerinden belirli gün geçtiyse ve herhangi bir sorun yaşamıyorsanız karantina durumunuz kaldırılacak. Bunu da biz size bildireceğiz” diyerek sonlandırıyor görüşmeyi…


Ne yalan söyleyelim, yapılan bu iş hoşumuza gitti.


Bakanlıklar arası koordinasyon ve bu koordinasyonun gerektirdiği müdahalelerin titizlikle yapılıyor olması, olayın ciddiyetine uygun bir çalışma sistemini ortaya koyduğunu düşündük.


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


 


Umarız bu telaş işler rayına girdikten sonra da devam eder.


 


 


Sonu olmayan bir kibir…


İnsanları insanlıktan uzaklaştıran hırslar…


Bir türlü bitmeyen aç gözlülük…


Patlamaya doymayan egolar…


Halktan izole edilmiş zenginlik dolu dünyalar…


Kurulan gösterişli hayatlar…


Seçkin yeme içme mekanlarında yaşanan özel anlar…


Muhteşem tatil köylerinde geçen yaz ayları…


Şehir merkezlerinden izole site yaşamları…


Daha aklınıza gelebilecek her türlü özellikli, plaza yaşamları.


Gözle dahi görülemeyen bir virüsün yarattığı çöküntünün resmen altında kaldı.


Tüm hayatlarını yukarıda saydıklarımıza sahip olmak için harcayan ve bunları koruma derdinde olan kesimde ister istemez bir telaş başladı.


Birlikte yaşadığı insanlarla birlikte ve aynı şartlarda tehlike altında olduklarını bilmek, bu insanların telaşlarını daha da arttırmış vaziyette.


Ne diyelim?


Umarız bu telaş, bu salgın geçtikten ve hayat normale döndükten sonra da devam eder…


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,


Biraz da gülmek lazım


 


Ünlü bir iş adamımız, patronu olduğu şirketin genel müdürünü yanına almış ve fabrikalarını dolaşmaya çıkmış. Patronun çok titiz olduğunu bilen genel müdür, fabrikaların müessese müdürlerini cep telefonuyla tek tek arayıp uyarmış: 
- Patron fabrikanızı teftiş edecek!.. Çalışanlarınızın haberi olsun. Bizim patron çok titiz bir insandır. Hadi çocuklar göreyim sizi!.. Aman bir aksilik olmasın!.. 
Bursadaki bir fabrika patronun geleceğini tüm çalışanlarına duyurmuş. Biraz sonra genel müdür ile gelen patron, müssese müdürünü de yanına alarak fabrika içinde geziye çıkmış. Onu gören tüm elemanlar patronun gözüne girmek için harıl harıl çalışıyorlarmış. Herkesin canla başla çalıştığını gören patron, hayatından çok memnunmuş. Üretim bölümünü gezen patron, fabrikanın ham madde hazırlama bölümüne yönelmiş. Yanındaki müdürlerle gezisine devam eden patron, bir sandalyeye oturup bacak bacak üstüne atıp çay içen bir adam görünce çok şaşırmış. Hemen adamın yanına giden patron sormuş: 
- Sen benim kim olduğumu biliyor musun? 
Adam istifini bozmadan cevap vermiş: 
- Bilmiyorum. 
Tam bu sırada fabrika müdürü söz istemiş, ama çok sinirlenen patron, onu susturarak adama yine sormuş: 
- Sen ne kadar maaş alıyorsun? 
- İki bin lira alıyorum. 
Patron hemen cebinden dört bin lira çıkararak adama uzatmış: 
- Al şu dört bin lirayı, defol buradan!.. 
- Teşekkür ederim efendim!.. 
Adam parayı alıp ortadan kaybolmuş. Patron daha da sinirlenmiş: 
- Utanmaz herife bak yahu!.. Kovduğum halde bir de bana teşekkür ediyor!.. 
Patron tarafından susturulan fabrika müdürü dayanamayıp feryat etmiş: 
- Aman efendim, siz ne yaptınız? 
Patron, fabrika müdürüne dönüp bilgiç bir eda ile seslenmiş: 
- Ne yaptım ki? Sadece işe yaramayan bir elemanı kovdum!.. 
Müdür ağlamaklı bir şekilde sitem etmiş: 
- Ama efendim, o kovduğunuz adam bizim çalışanımız değildi ki, bizim fabrikaya ham madde gönderen firmanın kamyon sürücüsüydü!..