4 Nisan 2020 Cumartesi 662 Okunma

Madem başladık, buradan yürüyelim bakalım!

Dün bu köşede siyasetçi ile devlet adamlığının birbirinden ayrılan farkları ile ilgili bir yazı kaleme almıştık.
Madem buradan başladık, buradan da yürüyelim isterseniz…
Şimdi:
Eskiler, “Siyasetçi nerede ne söyleyeceğini bilen adam olmalıdır…” diye bir tanım getirmişler meseleye…
Yine o eskiler…
Benzeri bir tanımı bürokratlar için de getirmiş sözünü ettiğimiz o eskiler…
-"Bürokrat nerede ne söylenmeyeceğini bilen adam olmalıdır" demişler…
Aslına bakarsanız…
Nerede ne söyleneceğini bilmekle, nerede ne söylenmeyeceğini bilmek aynı şeyler…
Dolayısıyla…
İyi siyasetçi ve iyi bürokrat…
Bir şey söylerken;
-"Acaba bu söylediklerim edep kurallarının dışına taşıyor mu?"
-"Acaba, bu söylediğim sözleri bu insanlar hak ediyor mu?"
-"Acaba, bu söylemiş olduğum sözler nedeniyle ben itibar kaybına uğrar mıyım?"
-"Acaba, bulunduğum mevkii ve makam, bu sözleri söyleme hakkını bana veriyor mu?" diye tartmak zorunda.
Bu sorular daha da çoğaltılabilir…
O nedenle, özellikle siyasetçi ve bürokratların söylemiş olduğu sözler çok önemli…
Çok iyi bir siyasetçi olabilirsiniz…
Nerede ne söyleyeceğinizi bilemediğiniz an, iyi siyasetçiliğiniz bir anda yok olup gider…
Verdiğiniz emekler de, yaşadığınız tecrübe de…
Ağzınızdan çıkan birkaç sözcükle birlikte yok olur…
Çok iyi bir bürokrat olabilirsiniz…
Ancak…
Nerede ne söylenmeyeceğini bilemediğiniz an, tıpkı siyasetçilerde olduğu gibi her şey uçup gider…
İyi bürokrat olduğunuzu kimse hatırlamaz ama…
Söylenmemesi gereken yerde söyledikleriniz, yapmamanız gereken davranışlarınız,  insanların ebedi hatırında kalır.
Kısacası…
Hem siyasetçi, hem de bürokratların başarılarının en büyük sırrı…
Görevlerini iyi yapmanın ötesinde…
Neyin, nerede ve nasıl söylenmesi gerektiğini bilmeleridir.
Zaman zaman siyasetçiler ve bürokratlar, söylenmemesi gereken sözleri söylerler…
Bu sözlere de, bazıları tepki gösterir…
Bazıları ise susar…
Tepki gösterenleri bilmeyiz ama…
Susanlara da kızmamak lazım…
Mutlaka bir bildikleri olduğu için susmuşlardır…
Ne demiş Mevlana…
-"Söylenecek her lafa bir cevabım vardır. Ama önce lafa bakarım ‘Laf’ mı diye, sonra adama bakarım ‘Adam’ mı diye"
Neyin nerede söylenmeyeceğini bilmeyen tüm siyasetçilerimize ve bürokratlarımıza duyurulur…
Hele hele, olağanüstü süreç yaşadığımız şu günlerde!


.....


Gerçek kan kardeşliği şimdi başlıyor!


Dünya’ya diz çöktüren Koronavirüs ile mücadele kapsamında bir yandan hastalığa yakalananların iyileştirilmesi için yoğun bir çaba harcanıyor.

Diğer taraftan da…
Dünya, Koronavirüs’e karşı ilaç ve aşı geliştirme araştırmalarına büyük bir hızla devam ediyor.
Hemen her ülke, virüsün etkisini azaltacak, hastalığa yakalananları tedavi edecek ve söz konusu virüsün bundan sonraki süreçte insanlara  zarar vermesi için yeni tedavi yöntemleri geliştiriyor.
İşte bu yeni tedavi gelişmelerinden biri de “Bağışıklık Plazma Tedavisi”
Söz konusu tedavi aslında basit anlatımla şu;
Koronavirüs nedeniyle hastalık kapmış, tedavi altına alınmış ve tedavisi sonucunda hastalığı yenerek iyileşmiş insanlardan kan plazmaları alınıyor.
Virüsü vücutta yenen bu plazmalar diğer hastalara naklediliyor.
Böylelikle, tedavide başarı oranı daha da yükseliyor.

Kısacası…
Bu yöntemle hastalığı yenen insanların kan plazmaları, hastalığı yenmekte zorlanan insanlara nakledilecek…
Böylelikle…
Onların da iyileşmesi sağlanacak.
“Bağışıklık Plazma Tedavisi” yöntemi, birçok ülkeden sonra Türkiye’de sağlık bakanlığı tarafından da onaylandı.
Bir bilim insanı, onaylanan ve Türkiye’de de uygulanmaya başlanacak olan “Bağışıklık Plazma tedavisi” yöntemi için şunu söylemiş;
-“İşte gerçek kan kardeşliği şimdi başlıyor”
Bu tanım sahiden de çok hoşumuza gitti.
Şu olağanüstü sürecin bile engel olamadığı düşmanca tutumları bu da engelleyemezse, yapacak bir şey kalmıyor artık!


.....


İyi de arkadaş!


Virüs salgını nedeniyle şehirlerarası seyahate sınırlama getirildi.
Zorunlu seyahat yapacaklara izin alma mecburiyeti getirildi.
Yine virüs salgını nedeniyle şehirlerarası otobüslere oturma düzeni getirildi.
Otobüste seyahat edecek olan yolcular belirli aralıklarla oturarak seyahat edebilecek.
Bu şu demek:
40 yolcu kapasitesi bulunan otobüsle ancak 20 ve daha altı yolcu taşınabilecek.
Hal böyle olunca ne olur?
Haliyle bilet fiyatı en az ikiye katlar değil mi?
İşte tam da böyle olmuş.
Şehirlerarası seyahatte bilet fiyatları fırlamış.
Bu durum vatandaşlar tarafından tepki görüyor.
Otobüs firmaları fırsatçılıkla suçlanıyor.
Firmaların bu durum karşısında yapacakları 2 şey var…
Ya bilet fiyatlarını aynı tutacak, zararı devlet tarafından karşılanacak…
Ya da…
Bilet fiyatları otomatikman yükselecek.
İlk söylediğimiz, yani devlet böyle bir zararı karşılamadığı için firmalar da bilet fiyatlarını mecburen iki katına çıkartmış.
Bana kalırsa bu konuda kabahatli firmalar değil…
Ne yapsalardı yani?


.....


Ta ki koronavirüs çıkana kadar…


Grip bir hastalık değildir…
Grip metabolizmanın ana organlarını yani kalp ve beyni tehdit edecek kadar dolması sonucu kendini temizlemek için tüm vücudu kontrollü çalıştırmasıdır.
Sahip olduğunuz enerjiyi içeriye çekerek beden temizliği yapmasıdır.
Grip ile beden ne ister ?
•    Halsizlik yaparak, vücudun harekete ayırdığı enerjiyi toksin yakımına yönlendirir.
•    İştahı keserek, sindirim organlarında ki kireçlenme, iltihaplanma, iç zar ve kaslarda ki (ağız, mide vs.) bakım onarımı sağlar.
•    Öksürük, balgam ve geniz akıntısı yaparak, beyni temizler tüm üst solunum yollarını temizler.
•    İshal yaparak, beynimizden aşağıya doğru inen tüm toksinleri boşaltım yolu ile atar ve bağırsakları da onarır.
O nedenle Grip şifadır…
Bu yüzden eskiler grip olmuş birini gördüklerinde “Şifayı kapmışsın” derdi.
Ne yalan söyleyelim, Grip ile ilgili bu yaklaşımı hep doğru bulurduk.
Her gri olduğumuzda da “Akasından şifa geleceğini” bilir, vücudumuzun temizlediğini düşünürdük.
Ta ki şu Koronaviras çıkana kadar.