7 Nisan 2020 Salı 702 Okunma

Önce karar alıp sonra düşünmek işte tam da bu!

Şu salgın sürecinde alınan bazı kararlar var.
Zannımca alınan bu kararlar biraz düşünülmeden ve aceleyle alınıyor.
Karar almadan önce oturup etraflıca konuşulmuyor.
Bu olmadığı için ve kararlar alel acele alındığı için aynı karara ertesi gün bir fasıl daha ilave ediliyor.
Ne mi demek istiyoruz?
Söyleyelim:
Önce 65 yaş ve üzeri insanların sokağa çıkmaları yasaklandı.
Karara rağmen dışarıya çıkanlara cezai işlemler uygulanmaya başlandı.
Sonradan bir baktılar ki ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı ve parti başkanları dahil, neredeyse bütün bakanlar ve yöneticiler 65 yaşın üzerinde.
Ertesi gün söz konusu karara “kamu görevlileri hariç” ibaresi getirmek durumunda kaldılar.
Daha geçtiğimiz günlerde bu kez 20 yaş altındaki gençlere sokağa çıkma yasağı getirildi.
Bu da alel acele alınmış bir karardı.
Zira.
20 yaşın altında çalışan bir sürü genç vardı.
Bu gençler ya sokağa çıkamadığı için işe gidemedi, ya da işe gitmek için çıkınca para cezası yedi.
Ertesi gün söz konusu karara “20 yaş altında olup çalışanlar çıkabilecek” ibaresi eklendi.
Daha 2 gün önce maske takma zorunluluğu kararı alındı.
Ardından “maskeler ulaşılabilir yerde satılacak” denildi.
Belediyeler ücretsiz maske dağıtmaya başlayınca, PTT aracılığıyla ve internet üzerinden maske dağıtılma kararı alındı.
Maskeleri ücretsiz dağıtacak PTT’nin sitesi çöktü.
Muhtemelen bu işin başka türlü hal çaresi aranacak.
Diyeceğimiz o ki, bundan sonra alınacak olan kararlar biraz daha etraflıca düşünülse hiç fena olmayacak.


.....


Bugünün gelişi…


Devlette uzun yıllar görev yapmış, geçtiğimiz yıllarda emekliye ayrılmış,  üst düzey bir bürokratla sohbet ediyoruz.
İlginç bir şey söyledi…
-“Biliyor musun? 2005’li, hatta 2007’li yıllara kadar geçen süre içinde ülkedeki iyi okullarda öğrenim görmüş, bilgi ve beceri donanımı elde etmiş bütün gençlerin hedefi devlette çalışmaktı. Özellikle Mülkiye’nin çeşitli bölümlerinde okuyan ve mezun olanların tek hedefi devlet kadrolarıydı. Bölümlerine göre ya kamu görevlisi olmak, ya da dışişleri, maliye ve hazine bakanlıkları ile benzeri devlet kadrolarına girmek için müracaat ederdi her biri. Öte yandan, yine önemli üniversitelerin Mühendislik ve Temel Fen Bilimleri ile Elektrik-Elektronik gibi bölümlerini okuyanların da hedefi devlet kadrolarıydı. Bu durum 2005’li yıllardan itibaren adeta bıçak gibi kesildi. Bu ciddi eğitim almış parlak öğrenciler, devlet kadroları yerine özel sektörü seçmeye başladı. Bunun tek sebebi, devlette liyakat sisteminin yerini, bu yıllardan itibaren eş-dost-akraba-partidaş sistemine bırakmasıdır. Kısacası, liyakat sisteminin bozulmaya başlamasıyla, eğitimli gençlerin devlet kadrolarından kendilerini uzaklaştırmaya başlaması aynı döneme denk gelir. Bundan sonra ne mi oldu? Devlet kadrolarında mucize yaratacak insanlar devlette çalışmayı seçmedi, kadrolar Z takımına kaldı. Bugün devlet kadrolarında liyakatsizlikten bahsediyorsak, bunun en büyük nedeni bu anlattıklarımdır ”
Yaptığı tespiti adeta nefes almadan dinledik…
Anlattıklarına yorum yapıp “Doğru” ya da “Yanlış” demeyeceğiz…
Ona da siz karar verin!


.....


Medeniyeti yok etmek için!


Bir videoda izlemiştim.
Şöyle diyordu adam;
-“Şayet bir medeniyeti yok etmek istiyorsanız, bunun 3 tane etkili yolu var.
Aileyi ve Eğitimi yıkmanız, örnek olanı da itibarsız hale getirmeniz gerekir.
Aileyi yıkmak için önce Anne’yi, çalışıyor olsa dahi aynı zamanda ev hanımı olmaktan kopartacaksınız.
Eğitimi yıkmak için, öğretmenliği itibarsız hale getireceksiniz.
Örnek olanı itibarsız hale getirmek için de, Alim, Bilim ve fikir adamlarını değersizleştireceksiniz ki, hiç kimse lafını dinlemesin…
İşte bunları aynı anda yaparsanız, bir medeniyeti top-tüfek kullanmadan kolaylıkla yok edebilirsiniz…
Ne dersiniz?
Er üç tespit de doğru değil mi sizce de?


......


Bakalım hangisi olacak?


Bu virüs salgını yaşam şeklimizi tamamen değiştirdi.
Yaşadığımız bu süreç bir şekilde sona erecek…
İşte bu sürecin atlatılmasından sonra oluşacak ortama dair iki farklı görüş var…
Birinci görüş; Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair…
Bu görüşü savunanlar, koronavirüs tehlikesi halledilse dahi insanların bu süreçte edindikleri alışkanlıkların devam edeceğini, ekonominin ve sağlığı şekil ve boyutlarının değişeceğini, teknolojinin bile bu deneyim sayesinde farklı bir boyuna yöneleceğini düşünüyor.
İkinci görüş ise; Her şeyin eskisi gibi olacağına ilişkin.
Bu görüşü savunanlar da, salgın tehlikesi geçer geçmez her şeyin eskiden olduğu şekle dönüleceğini ve hiçbir şey olmamışçasına hayatın devam edeceğini düşünüyor.
Hatta…
İnsanların ne yaşarlarsa yaşasınlar, yaşadıklarını unutma dürtüleri olduğunu söylüyorlar.
Evet… Bu salgın bir gün öyle ya da böyle bitecek.
Bakalım salgın tehlikesi geçtikten sonra ne olacak?
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyenlerin mi?
Yoksa,,,
“her şey eskisi gibi olacak” diyenlerin mi dediği çıkacak?
Yaşarsak göreceğiz!


......


Biraz da gülmek lazım


Kriz yüzünden işten çıkarılan bir akademisyen ile bir gazeteci yurt dışına çıkmışlar. Bir süre yiyip-içip eğlenmişler.
Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş. İş aramışlar ve bir çitlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp römorkuna atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar, başarılı olmuşlar, çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak "Size daha kolay bir iş vereceğim" diyerek onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş .
"Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini bu taraftaki kutuya koyacaksınız" demiş.
Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar, "Bu iyidir, değildir, küçüktür, büyüktür" tartışmaları ile işleri aksatmışlar.
Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, "Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz? " diye sormuş. Bizimkiler "Gazeteci" ve "Akademisyen" diye cevaplamışlar.
Kahya, "Belli belli, sizin Türk aydını olduğunuz belli" demiş.
"Çok iyi b..k atıyorsunuz ama iyi ve kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!"