29 Mayıs 2020 Cuma 926 Okunma

Bizim delimiz elin veli’sinden evladır!

Anadolu Üniversitesinde, yaptıkları ve söylemleri ile tepki ve eleştiri alan Rektör Çomaklı istifa etti.
Her ne kadar istifa gerekçesi olarak sağlık sorunlarını göstermiş olsa da kamuoyundaki genel algı Rektör Çomaklı’nın istifa ettirildiği yönündeydi.
İstifanın ardından YÖK Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü için bir başvuru süreci başlattı.
Söylenenlere bakılacak olunursa, aralarında Anadolu ve Eskişehir Teknik Üniversitelerinde görev yapanların da olduğu ancak büyük çoğunluğu Eskişehir dışından 80 civarında öğretim üyesi Rektörlük için YÖK’e müracaatta bulundu.
Prosedür gereği, Rektörlük için müracaatta bulunan tüm isimler YÖK’de bir mülakata tabii tutulacak.
YÖK, yapılan mülakat sonrası aday sayısını 3’e indirip Cumhurbaşkanına sunacak.
Cumhurbaşkanı da bu 3 adaydan birini ya da dışarıdan birini Rektör olarak atayabilecek.
***
Anadolu Üniversitesine atanacak yeni Rektörün öncelikle kurum içinden bir isim olması gerektiğini özellikle yazdık…
İlla dışarıdan biri atanacaksa da, bu ismin film insanı değil bilim insanı olması gerektiğini özellikle yazılarımız da dile getirdik.
Ancak…
Konuştuğumuz çoğu kişi, dışarıdan gelecek bir Rektörün, her ne kadar yönetim ve beceri kabiliyetine sahip olsa da, kurumu tanıma adına yaşayacağı zaman kaybının olumsuzluklar yaratabileceğini söylüyor.
Böyle düşünenlerden biri de Anadolu Üniversitesi’nin eski Rektörlerinden Davut Aydın…
Geçenlerde konuştuk kendisiyle…
Özellikle köklü kuruluşların başarısının altında bu özelliğin yattığını, kurumlardaki insani bilgi birikiminin önemli olduğunu, hatta bunun çeşitli araştırmalarla da ortaya konduğunu söyleyerek, konuya ışık tutması açısından bir anısını anlattı…
***

“Bir gün yolumuz İş Bankasına düşmüştü. Genel müdür ofisinde bizi kabul etti. Sohbet sırasında İş Bankasının Türkiye’nin en önemli ve başarılı bankası olduğunu söyleyerek, bu başarının arkasında hangi unsurların yer aldığını sormuştum.
Genel müdür önce masasının üzerinde duran bir faturayı gösterdi. Fatura, bir banka çalışanının başına gelen sağlıkla ilgili harcamaları gösteren bir faturaydı. Banka bu faturanın ödemesini üstlenmiş. Anlatmak istediği, kurumun ve kurumda çalışanların aidiyet ve sahiplenme duygusuydu. Ardından, Bankanın ilk genel müdürünün Celal Bayar olduğunu, kendisinin bankanın başına gelen bilmem kaçıncı genel müdür olduğunu ve Bayar’dan kendisine kadar gelen tüm genel müdürlerin, kurum içinde yetişmiş isimler olduğunu söyleyerek ‘Bu bankada böyle bir gelenek var. Kurumda çalışan herkes, benden sonra genel müdür olacak ismin de yine kurum içinden biri olacağını bilir. Bankanın başarılı olmasının nedeni de bu geleneğin sürmesiyle alakalı.’ Diye anlattı meseleyi…
O yüzden, köklü kurumların yöneticilerinin kurum içinden olması son derece önemli. Çünkü kurum hafızası ve bilgisine sahip olmak başarı için son derece önemli bir kriter oluşturuyor.” Dedi.
***
Yazının başına dönecek olursak…
Anadolu Üniversitesi’ne atanacak yeni Rektörün, kurum içinden, yani Üniversite içinden bir isim olması, genel düşünce olarak ortaya çıkıyor.
Yani…
Her ne kadar geride bıraktığımız dönem tam tersini yaşamış olsak da, eskilerin deyimiyle “Bizim delimiz elin velisinden evladır.” durumu söz konusu…
Sonuç olarak;
Anadolu Üniversitesinin yeni rektörü kesinlikle Üniversite içinden çıkmalıdır.
İlla ki… Özellikle belirtiyoruz “İlla ki” dışarıdan gelecekse, bu isim “veli” niteliğine haiz bir isim olmalıdır.
Her ikisine de eyvallah!
Ancak…
Hem dışarıdan gelip hem de “deli” olacaksa, bu kurum bir travmayı daha kolay kolay kaldıramaz…
Kaldırılan sadece kurumun cenazesinden ibaret olur.
Bizden söylemesi…


....


Seçim var seçim!


Erken bir seçim olup olmayacağı merak konusu…
Gerçi, “seçim olmaz” diyenlerin sayısı “Olacak” diyenlerden fazla olsa da, emareler sanki erken, hatta baskın bir seçimin olacağına yönelik…
Şöyle ki; özellikle ekonomik veriler sanki bir erken seçimi mecburen gündeme getirecek gibi görünüyor.
Ekonomistlerin söylediğine göre ülkede;
Rezervlerin bir yıllık dış borcu karşılayamaz durumda olması…
Risk priminin olması gerekenden iki-üç kat daha fazla olması,,,
Ve…
Dövizle borçlanabilmek için kredi notunun yetersiz bulunması bir erken seçimi zorunlu hale getiriyor…
Öte yandan…
Hatırlarsanız, CHP lideri bundan bir süre önce, baskın bir seçim olması halinde, grup kurmaları için  diğer partilere milletvekili verebileceklerini açıklamıştı.
Bunun üzerine, bunu engelleme adına iktidar kanadı siyasi partiler yasasında değişikliğe giderek, milletvekili transferinin önüne geçme çalışması başlattı.
Hâlbuki…
Gündemde erken bir seçim olmasa böylesine bir düzenlemeye de gerek olmaz.
Sonuç olarak, başta da söylediğimiz gibi her ne kadar “seçim falan olmaz” diyenlerin sayısı bir hayli fazla olsa da, ülkedeki ekonomik ve siyasi gidişat, en geç 2021 Mart ya da Haziran aylarında bir erken seçim olabileceği ihtimalini bir hayli arttırıyor sanki…


....


27 Mayıs algısı mı!


Televizyon kanallarının aynı yönde yaptığı yayınları bir tarafa bırakıp, şu son iki gün içinde 27 Mayıs ile ilgili yapılmış ne kadar belgesel varsa izledim.
Hemen hepsinde merhum Adnan Menderes’in yapılan darbeye ilişkin şu ifadeleri yer alıyor;
-“60 darbesi yeni olmuştur. Darbenin başında kimin olduğu merak konusudur.
İsmet İnönü’nün adı zikredilse de Adnan menderes buna karşı çıkar ve şöyle der;
Hiç zannetmiyorum. Atatürk mektebinde yetişenler orduya politikayı hiç sokmamışlardır. Vahiya iktidardan düştüğünden beri İsmet Paşa bizi daima bir takım mevhum kuvvetlerle tehdit etmiştir. Fakat onun bu kadar kendini kaybedeceğini ve prensipleri dışına çıkacağını, bir sandalye uğruna memlekette böyle bir çığır açacağını asla tahmin etmiyorum”
Olmadı…
Türkiye’nin en iyi tarihçisi olan İlber Ortaylı’nın 27 Mayıs darbesine ilişkin anlattıklarını dinledim uzun uzun…
Söylediği şu “Darbenin içinde İnönü var diyemeyiz. Kaldı ki yapılan darbe ülke açısından son derece kötü ve içinden çıkılmaz olumsuz sonuçlar doğurabilecek nitelikteydi. Ülke bu durumdan İnönü’nün devlet tecrübesi ve sonrasında başbakan olan Demirel’in sakin ve akıllı yönetim anlayışıyla sıyrıldı”
Tüm bunlardan sonra, iktidarın 27 Mayıs’ın sorumluluğunu İnönü ve CHP’ye yükleme yönündeki söylemleri bana bir algı yaratma çabası gibi geldi…


.....


Hayvanlardan da 10’ar lira…


Mera kanununda değişiklik yapılmış.
Yeni genelgeler hazırlanmış, ilgili yerlere gönderilmiş.
Çiftçilerden, meralarda otlayacak büyükbaş hayvan başına 10 lira, küçükbaş hayvan başına da 2,5 lira para alınacakmış.
Böyle bir süreçte alınabilecek en kötü karar bu.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşanların büyük tepkisine neden olan bu düzenlemeden umarız biran önce vazgeçilir.
Aksi takdirde bu uygulama…
Salgın sürecini,  “hayvanlardan da 10’ar lira istenildi” şeklinde hatırlatacak bir süreç olarak tarihe geçebilir.


....


Biraz da gülmek lazım


İtalya’da Vatikan yakınlarında bir eve gece hırsız girmiş. Hırsız evin içinde karanlıkta ilerlerken arkasından bir ses gelmiş: “Seni ben görüyorum. Isa da görüyor!”
 Hırsız panik içinde bir köseye sinip ve fark edilmemeyi umut ederken ses tekrar yükselmiş:
- Seni ben görüyorum. Isa da görüyor! Hırsız sesin kendine seslendiğine emin olunca el fenerini açıp, sesin sahibini aramaya başlamış ve bakmış bir Papağan!
Şaşkınlıkla söylemiş:
- Konuşan sen miydin?
Papağan tekrar konuşmuş:
- Evet ..
Bunun üzerine Hırsız:
- Ama
sen Papağansın!
Papağan cevap vermiş:
- Evet, ben Papağanım... Isa da Doberman…