8 Temmuz 2020 Çarşamba 765 Okunma

Erken seçimi kim istiyor ki?

Siyasette şu sıralar en çok konuşulan konu; “Erken seçim olur mu?”
Aynı soru bize de sık sık soruluyor.
Şimdi “Erken seçim olur mu?” sorusuna cevap verebilmek için önce ”Erken seçimi kim istiyor” ve “Erken seçim kimin işine gelir?” sorularına cevap bulmak lazım.
Erken seçimi kim istiyor?
AK Parti istemez…
Çünkü Cumhurbaşkanının daha 3 yıllık bir görev süresi var.
Niye 5 yıl görev süresi için 3 yılı heba etsin?
MHP istemez…
Çünkü bunu alenen açıkladı ve seçimlerin zamanında yapılacağını ve mevcut Cumhurbaşkanına desteğin devam edeceğini belirterek “kimse erken seçim hesabı yapmaya kalkmasın” dedi.
Geriye, erken seçimi isteyebilecek tek muhalefet partileri geliyor.
Ama bakıyoruz, erken seçim muhalefet partilerinin de işine gelmiyor.
Zira…
Muhalefet, zor koşullardan geçildiği ve önümüzdeki sürecin de zor olacağı düşünüldüğünde, muhalefet seçimlerin zamanında yapılmasını, erken seçim yapılmamasını, bu sayede iktidarın daha da yıpranmasını ister.
O halde…
Ortalıkta erken seçimi isteyen yok…
Ama…
Herkes erken seçim olup olmayacağını konuşuyor.
Kaldı ki, muhalefetin ülkeyi erken seçime götürecek parlamento sayısı da yok.
MHP saf değiştirip, muhalefetle birlikte hareket etse dahi sayı yetmiyor…
Sonuç olarak…
Erken seçim, iktidarın da muhalefetin de işine gelmiyor…
Ama Türkiye ilginç bir ülke.
Siyasetin de mantığı olmadığı hesap edildiğinde, belli de olmaz.
Bir gün bir kalkmışız, ülke erken seçime gidiyor…
Olur, mu olur!


.....


İşler nasıl diye kime sorsak…


Padişah atını çok severmiş…
O kadar severmiş ki adeta yaşam kaynağıymış at’ı onun için.
Çevresindekileri sürekli “Aman haa… Atıma benden iyi bakın. Atımın hastalık ya da ölüm haberini getirenin bile başını keserim” diye uyarırmış.
Olacak ya, kısa bir süre sonra ölmüş at.
Herkesi büyük bir telaş almış.
Hiç kimse atının öldüğünü söylemek istemiyormuş Padişaha.
Sonuçta kellerinin gideceğin biliyorlarmış çünkü…
Ama bir şekilde de söylemek gerektiğinin farkındaymışlar…
Seyislerden biri “merak etmeyin ben söylerim” demiş.
Çıkmış padişahın huzuruna başlamış padişah ile konuşmaya…
-Padişahım sizin atınız var ya yemek yemiyor…
-Nasıl yani…
-Su da içmiyor…
-Niye ki?
-Vallahi bilmiyorum, sırt üstü yatmış ayakları da havada…
-Allah Allah!
-Üstelik kıpırdamıyor da…
Padişah dayanamamış:
-Yahu şuna öldü desene?
Seyis:
-Vallahi ben demiyorum padişahım. Siz söylediniz…
Şu sıralar kime işlerin nasıl gittiğini sorsak önce “Şükürler olsun!” diyor.
-“Sanki biraz durgunluk var” dediğimizde “Ehh Var biraz” diyor…
En son, “kiminle konuşsak kötü olduğunu söylüyor” dediğimizde ise fıkra misali “Ben demedim. Sen dedin” e getiriyor işi…


.....


Dürüst ama beceriksiz, becerikli ama hırsız…


Oda, dernek, kulüp, örgüt, parti, belediye, ülke…
İçinde bulunduğunuz ve içinde olmaktan da gurur duymak istediğiniz kurumlar bunlar.
Birileri tarafından yönetiliyor yıllarca.
İyi yöneten var, kötü yöneten de…
Yönetmek için hakkıyla bu saydığımız kurumların başına gelenler var, haksız yere gelenler de.
Bunun yanı sıra…
Tesadüfen gelip koltuğa oturanlar da yok değil hani…
Genelde…
Bir parçası olduğumuz ve aidiyet duyduğumuz bu kurumların iyi yönetilmesini isteriz.
Başarı getiren çalışmalar ortaya konulmasını bekleriz.
Böylece.
Aidiyet duyduğumuz bu kurumlarla övünme, gurur duyma hazzını yaşayabilelim.
Ancak…
Çoğu zaman yöneten kişi konusunda şanslı değilizdir.
Zira…
İster Oda, Dernek, Kulüp olsun, isterse örgüt, parti ve hatta ülke yönetimi olsun iki tip yönetici çıkar karşımıza.
Birincisi: dürüst ama beceriksizdir.
İkincisi ise: becerikli ama hırsızdır.
Hem becerikli hem de dürüst olanını bulamadığımız için bu iki yönetici tipinden birini seçmek durumunda kalırız.
Genelde seçtiğimiz ise, becerikli ama hırsız olandır.
Çünkü…
Dürüst ve beceriksiz yönetici ile başarıyı görmenin mümkün olmadığını düşünürüz.
Hırsız ama becerikli yönetici ile en azından başarıyı görme şansımız vardır.
-“Tamam, öyle bir kötü tarafı var ama bu işi de bu yapar kardeşim!…” deriz çoğu zaman.
O içinde bulunduğumuz kurumlara aidiyet hissediyoruz ya…
Hissettiğimiz o aidiyet nedeniyle, şartlar ve bedel ne olursa olsun başarıyı görmek istiyoruz ya…
O başarı sayesinde gurur duyacak ve egolarımızı tatmin edeceğiz ya…
Hiç düşünmeden basarız oyları hırsız olduğunu bildiğimiz ama becerikli olan yöneticilerin üstüne.
İşte…
O yüzden hırsızlar, beceriksizlerden daha makbul, daha değerli, daha kıymetlidir.
İşte…
O yüzden dürüstlük meziyet olmaktan çıkmıştır nazarımızda…
Sonuçta…
Dürüstlüğün hırsızlığa kurban edilmiştir ve bunun suçu hepimizindir…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Yaşlıca bir adam çok güzel bir kadınla mücevher dükkânına girer.
Adam satıcıya:
— Çok güzel bir yüzük satın almak istiyoruz beyefendi.
Satıcı vitrinden güzel bir yüzük çıkarır gösterir:
— Bu yüzüğün bedeli 4000 $’dır efendim, diye gösterir.
İkili yüzüğe bakar ve yaşlı adam satıcıya;
— Lütfen bana en iyi yüzüğünüzü gösterin!
Satıcı içerdeki kasadan bol pırlantalı şahane bir yüzük getirir;
- Bu dükkanımdaki en iyi yüzüğüm.. ve fiyatı 50 000 $ dır!.
Genç kadın heyecanla parmağına takar. Yaşlı adam cebinden çek defterini çıkarır 50 000 $ yazar ve açıklar:
— Bugün; Cumartesi ve akşamüzeri, bankaların kapalı olduğunu biliyorum. Sizin emin olmak istediğinden eminim. Çeki size bırakıyorum, Pazartesi sabahı bankama telefon edip çekin karşılığını aldıktan sonra, üzerinde yazılı olan telefonumdan beni arayın lütfen! Biz de gelip yüzüğü alırız.
Pazartesi sabahı mücevherci yaşlı adamı arar:
— Sen benimle alay mı ediyorsun be adam? Hesabında hiç paran yokmuş!
Yaşlı adam:
— Sen yüzüğü dükkânında saklamaya devam et  ve çeki yırtabilirsin. Sayende şahane bir hafta sonu geçirdim.