11 Temmuz 2020 Cumartesi 628 Okunma

Yok arkadaş! Bu ülke adam olmaz!

-Adam park ettiği aracına yaslanmış başka bir adamla sohbet ediyor.
"Yok arkadaş! Bizden adam olmaz!" diye başlıyor konuşmaya...
"Bak şimdi burası sokak arası. Şu geçen arabaların yaptığı hıza bak? Çoluk çocuk önüne çıksa ezip geçecek. Her şeyin bir kuralı var. Bu sokakta da hız kuralı var. Bak adam oraya hız tabelası koymuş. Ama ne çare. Ne tabelaya bakan var ne de kurala uyan. O yüzden bu insanlardan bir şey olmaz"
Adam bunları söylerken, yaslandığı aracının kaldırım üzerinde olması kendisine zerre kadar sıkıntı vermiyor.
Kurala uymayanlardan yakınırken, kendisinin de kural tanımadığının farkında bile değil.
Ya da kendisi dışında herkesin kurallara uymasını istemek gibi bir hakka sahip olduğunu düşünüyor.

***
Adam çarşının orta yerinde oturduğu bankta önce paketindeki son sigarasını yakıyor, sonra paketi elinde buruşturmasının ardından dönüp, yanındaki adama anlatıyor...
"Şu pisliğe bak?” Diye başlıyor konuşmaya.
"Burası şehrin merkezi. En temiz olması gereken yer. Herkes eline ne geçtiyse atmış. Belediye de buraları temizlemiyor. Burası temizlenmeyecek de neresi temizlenecek? Yok valla biz adam olmayız. Avrupada bir tane atılmış çöp göremezsin. Belediye de günün her saati temizlik yapar. Pislik bizim ruhumuza işlemiş." diyor.
Karşısındakinin söylediklerini başıyla onaylamasının ardından kalkıyor banktan.
Önce avucunda buruşturduğu sigara paketini kalktığı bankta bırakıyor, ardından biten sigarasının izmaritini baş ve işaret parmağının arasından fırlatıyor yanındaki ağaç dibine.

***
Adam kırmızı ışıkta geçen aracın arkasından korna çalarak tepki gösteriyor.
Yanındakine dönüp "Valla bunlardan adam olmaz" dediği sırada kırmızı ışıkta geçiyor.

***

Adam, hak etmediği halde bir göreve getirilmiş başka birini arkadaşına anlatıyor.
"Torpilini buldu koltuğu kaptı. Son derece yeteneksiz ve niteliksiz biri. Kabahat onda değil onu o göreve getirenlerde. O yüzden bu ülke adam olmaz." diyor, ardından oğlu ile kızını parti sayesinde işe yerleştirdiğini anlatmaya başlıyor.

***

Adam içki masasında, yanındaki ile bir başka tanıdıklarını çekiştiriyor.
"Çok dedikoducu" diye başlıyor söze.
Yaptıklarını uzun uzun anlatmaya başlıyor.
Çok tehlikeli olduğundan tutun da ne yalakalığı kalıyor üçüncü şahsın ne dalkavukluğu.
"Dedikoducunun kralıdır" diye uyarısını yapmadan edemiyor.
Aslında saatlerce dedikoducunun dedikodusunu yapıyor resmen.
Masadan kalkarken de "Bu ülke adam olmaz azizim!"diyerek ayrılıyor mekandan.

***

Sonuç olarak...
Kim neden yakınıyorsa aslında aynısını yapıyor.
Nedense kendi yaptığı değil de, başkalarının yaptığı batıyor.
Aslında herkes eleştirdiği kişiler kadar defolu ama başkalarına yaptığı suçlamayı kendine yakıştırmıyor.
Herkes işin kolayını bulmuş.
Önce kızdığı olayı anlatıyor, sonra buna "Bu ülke, bu millet adam olmaz!" Diyor...
Aslında söylediklerinde haklılık payı var.
Bu ülke adam olmuyorsa, bunu sık sık söyleyenlerin de ülkenin adam olmaması adına verdikleri katkıdan ötürüdür...


.....


"Ben hep 50 liralık alıyorum" diyenler için birileri
üşenmemiş liste yapmış.


Akaryakıta gelen zamları önemsemeyen ya da iktidara zeval geleceği endişesiyle zammı dikkate değer bulmadığını gösteren bir kitlenin sık sık kullandığı bir söz var...
-"Zam gelirse gelsin. Beni etkilemez. Ben sürekli 50 liralık akaryakıt alıyorum" diyorlar.
Artık bu söz akaryakıta gelen her zam sonrası sosyal medyanın espri konusu haline geldi.
Yapılan her akaryakıt zammı sonrasında sosyal medya "Sürekli 50 liralık akaryakıt alanların dışındakiler yandı" paylaşımlarıyla yıkılır oldu.
İlginçtir, olayın espri haline gelmesine ve bu denli geyiği yapılmasına rağmen, hala gelen akaryakıt zammı sonrasında ciddi ciddi "Ben hep 50 liralık alıyorum. Beni etkilemez" diyenler mevcut.
Hal böyle olunca birileri üşenmemiş 2003 yılından bu yana, yıllara göre benzin ve mazot fiyatları ile 50 liranın alım gücünü listelemiş.
Her gelen zam sonrasında "Beni etkilemez. Ben hep 50 liralık alıyorum" diyenlerin mutlaka incelemesi gereken bir liste çıkmış ortaya...


.....


İYİ Parti...


Öncelikle şunu baştan söyleyeyim de "Bu da nasıl bir güzelleme yapmış" falan diye algılanmasın.
Kişisel olarak İYİ parti seçmeni değilim.
Oy da vermedim.
Meslek icabı hem ülke genelinde hem de yerelde tüm partileri edebildiğim kadar takip etmeye çalışıyorum.
İzlenimim şu;
İYİ parti gösterdiği sükunet ve sağ duyu ile ülke geneli ve yerelde sorunlara karşı yükselttiği ses bakımından beğeni topluyor. Parti içi mücadelenin vahşice yapılmaması da ( En azından bugün için tablo böyle gözüküyor) dikkatlerden kaçmayan bir detay.
Sonuç olarak...
Genel başkan ve TBMM grup başkan vekili başta olmak üzere, söylemlerdeki ciddiyet, mecliste verilen isabetli soru ve araştırma önergeleri ve yerelde sorunları gündeme taşınması İYİ partinin iyi yolda olduğunun emarelerini koyuyor ortaya.
Umarız "Maşallah" dediğimiz üç ay yaşamaz!


.....


Siyaset ve siyasetçi…


-"Politikacılar, Nehri olmayan bir yere bile köprü kurma sözü verirler"
-"Hata yapmak insanlara özgüdür. Bunu başkalarına yüklemek ise politikadır.”
-"İyi bir partili, başkasının doğum gününü hiç unutmayıp, kaç yaşında olduğunu ise hiç hatırlamayandır"
-"Politikacı, hakkında hiçbir şey bilmediği toplantıya katılmakta hiç bir mahsur görmeyen kişidir"
-“Politikacı için tehlike, insanların hatırlayabileceği şeyler söylemektir"
Sonuç olarak; siyaset ve siyasetçi ile ilgili pek çok söylenmiş olumsuz söz var.
Belki, siyasetin yapılış şekli ve bu güne kadar görülen siyasetçilerin büyük çoğunluğu bu sözleri hak ediyor.
Ama yine de şöyle bir gerçek var…
-"Siyaset, insana hizmet edebilmenin en demokratik yolu ve aracıdır"
Her defasında tekrarlıyoruz…
Siyaset, demokrasinin en önemli unsurlarından biri…
Dolayısıyla…
Demokrasi içinde siyaset kurumunun kötü olması mümkün değil.
Zaten…
Kötü olan siyaset de değil…
Siyaseti kötü yapan ve yukarıda sıraladığımız alaycı ve eleştirisel sözlerin çıkmasına yol açan unsur, bizzat siyasetçinin kötü olmasından kaynaklanıyor.
O yüzden…
Siyasetçi iyi olacak ki, demokrasinin en önemli unsuru olan siyaset kurumu da onunla birlikte iyi bir konuma gelebilsin.


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar:
Sevgilim, Biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir sütanne tuttum.
Yalnız, bu sütannenin zenci olmasından dolayı çocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde Zenciye dönüştü.
Haberin olsun dedim.
Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım.
Öptüm Biricik eşin…
Kadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar:
Sevgili anneciğim, Karım bana gönderdiği son mektupta, sütü yetersiz olduğu için bir sütanne tutmak zorunda kaldığını, o sütannenin zenci olduğunu ve bu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor.
Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki .
Selam ve sevgilerimle…
Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar:
Sevgili oğlum Aslına bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı.
Ama biz fakir olduğumuzdan dolayı, sütanne tutamayıp onun yerine seni inek sütüyle beslemek zorunda kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkan bir öküz olmanın sorumlusu ben değilim.
Seni seven annen…