13 Temmuz 2020 Pazartesi 538 Okunma

Nedenlere ve emarelere bakıp siz karar verin!

Türkiye'de özellikle 1980'den sonra yapılan erken seçimlerin nedenleri çıkartılmış…
Buna göre…
1. Ülke ekonomisinin kötüye gitmesi nedeniyle, yüksek enflasyondan olumsuz yönden etkilenen çeşitli toplum kesimlerinin, hükümete karşı cephe almaları ve bu tepkilerin gittikçe artarak devam etmesi…
2.Başta muhalefet partileri olmak üzere, çeşitli sivil toplum örgütleri ve kamuoyunun iktidardaki parti veya partilere baskı yapması ve erken genel seçim için ısrarlı olması.
3. Mecliste çoğunluğa sahip bir partinin, siyasi konjonktürün kendi lehine işlediğini anladığında, “fırsat bu fırsat” diyerek seçimleri erkene alması.
4-Mecliste çoğunluğa sahip bir partinin, siyasi konjonktürün kendi aleyhine işleyeceğini anladığında “İktidardan olacağım” endişesiyle erken seçim kararı alması, erken seçim nedenleri olarak sıralanmış.
***
Öte yandan…
Türkiye’de özellikle 1980’den sonra alınan erken seçim kararları öncesindeki emareler de çıkartılmış.
Buna göre;
-Eğer iktidar para ve kredi musluklarını açmaya başlıyorsa…
İktidarının önündeki engellemeleri kanunlar çıkartarak kaldırmaya çalışıyorsa…
-Yine iktidarın  “son kozları” olarak kabul edilen kararları ve  uygulamaları devreye sokmaya başlıyorsa…
- Ülkede yolunda gitmeyen ve geniş kitlelerin mağduriyet duyduğu ekonomi ve işsizlik gibi olumsuz vaziyetlerin üzerini, alakasız konuları gündeme taşıyarak örterek, bu konuların tartışılmasını engelliyorsa…
Bunlar da erken seçimin yapılacağına dair emareler olarak sıralanmış…
***

Tüm bunlardan sonra, gerek bugüne kadar yapılan erken seçimlerin nedenlerine ve emarelerine bakılırsa, önümüzdeki süreçte erken ya da baskın bir seçim yapılıp yapılmayacağı ihtimali  az çok ortaya çıkıyor sanırım…


.....


Apartman yöneticisi, Köy muhtarı!


En adil seçim, üyelerin tamamının özgür iradesiyle oy kullandığı ve adaylar arasından en yüksek oyu alanın başkan seçildiği seçimdir.
Apartman yöneticisinden Köy muhtarına, Oda ve Dernek başkanından ülkeyi yönetecek kişiye kadar her seçim bu yöntemle yapılır.
Ama gelin görün ki, binlerce Akademisyenin görev yaptığı Üniversitelerde böyle bir uygulama olmaz…
Apartman sakini Apartman yöneticisini, Köy’de yaşayan muhtarını, oda ve dernek mensubu başkanını seçer de, Üniversitede görev yapan öğretim üyesi, kendisini yönetecek olan rektörü seçemez.
Ha böyle olunca…
İnternet üzerinden adaylık başvurusu yapan, atama makamından torpili olup Rektör atananların da, kusura bakmayın ama Apartman yöneticisi ve Köy muhtarı kadar havası olmaz.
Zira…
8 dairelik Apartmanın yöneticisi olan adan çıkıp göğsünü gere gere “Ben seçildim” der de, binlerce insanın görev yaptığı Üniversitenin Rektörü olsa olsa ancak “Beni tayin ettiler” diye avunur.
Kısacası…
Üniversite Rektörlerini belirleme sistemi, atanan Rektörleri, seçimle gelen Apartman yöneticisi ve Köy muhtarından daha kıymetsiz bir hale getirmiştir…
4 katlı bir Apartmandaki özgür irade, 400 bin metrekarelik kampusların içinde yok olmuştur…


.....


Aslında tam zamanı ama…


29 Ekim 1923 tarihinde Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman Türkiye’de sadece medrese anlayışıyla öğretim yapan Darülfünun adlı bir İmparatorluk Üniversitesi vardır.
1923’ten sonra Darülfünun, Mustafa Kemal hareketine, Ankara Hükümeti’ne destek olmaz, yapılan reformlara karşı çıkar..
İnönü Hükümeti, Mustafa Kemal’in önerisi doğrultusunda 1931 yılında Türkiye’de üniversite reformu yapmak, özgür bilim yapılan bir üniversite kurmak için hazırlıklara başlar.
 Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip, diplomatik kanallardan Avrupa’da bu işi yapabilecek uygun bir bilim adamı arar.
Sonunda Nazi Almanya’sından kaçan Prof. Dr. Malche Türkiye’ye getirilir ve İstanbul Üniversitesi kurulur.
İstanbul Üniversitesi’nde görev verilmiş olan her Alman bilim insanı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayılacak, Almanya’da hapiste ise, hapisten, toplama kampındaysa toplama kampından çıkarılarak Türkiye’nin koruması altında İstanbul’a getirilecektir.
Böyle de yapılır.
İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda, 38’i ordinaryüs ve 4’ü profesör, toplam 42 Alman bilim insanına görev verilir.
1933-1955 yılları arasında ise çoğunluğu Alman toplam 100 kadar bilim insanı İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak çalışır.
Sonuç olarak;
1933-1938 yıllarında Nazilerin görevden attığı çok sayıda Alman kültür insanı, sanatçı, tiyatrocu, orkestra yöneticisi, müzik öğretmeni, opera sanatçısı, felsefeci, sosyolog, araştırmacı, mimar, mühendis, iktisatçı da Ankara ve İstanbul’da görevlendirilir. Bu insanlar modern Türkiye’nin kurulmasında ve bilimin ilerlemesinde çok büyük katkıda bulundurlar.
***
Geçtiğimiz günlerde saygın bir öğretim üyesiyle konuştuk meseleyi.
-“Şu an tam sırası biliyor musun?” dedi.
Neyin sırası olduğunu sorduk, yukarıda özetlediğimiz 1930’lu yılları işaret ederek; Şu sıralar salgın nedeniyle pek çok bilim insanı ve araştırmacının işsiz ve laboratuarlarını kapatmak durumunda kaldığını belirterek “İşte bu bilim insanlarını, tıpkı Atatürk’ün 1930’larda yaptığı gibi ülkeye getirmenin tam zamanı.” Dedi.
Sonra da içini çekip, “Ama bunun için vizyon lazım, özgürlük lazım, hukuk lazım” demeyi de eklemeden etmedi…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Amerika' da yaşayan zencinin biri tam Türkiye' ye uçmak için hazırlık yaparken pasaportunu kaybetmiş. Tam kara kara düşünürken yerde bir pasaport bulmuş. Bakmış Leonardo Di Caprio' nun pasaportu. Fotoğrafı çıkartıp, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Binmiş uçağa ve Türkiye' ye gelmiş. Gümrük memuru Temel pasaportu eline alıp bakınca şaşırmış. Pasaportta Leonardo Di Caprio yazıyor ama adam zenci. Bakmış bakmış ama işin içinden çıkamayınca yan taraftaki Dursun' a sormuş :
- Ula Dursun, bu Titanic batmiş miydi yoksa yanmiş miydi daaa…