30 Temmuz 2020 Perşembe 1211 Okunma

Tutanın elinde kalır bu gidişle…

AK parti’de il başkanı ile ilçe başkanlarının arası çok fena…
Bu durum, il Başkanı Zihni Çalışkan’ın yeniden aday gösterilmeye yönelik son ki ziyaretlerine de açıkça yansıyor.
Zira…
Çalışkan bu ziyaretleri ya kendisine yakın bir-iki yönetici ile ya da tek başına yapıyor.
Uzun süredir il Başkanının, yanına iki ilçe başkanını da alarak bir fotoğraf verdiği görülmedi.
Dahası…
İlçe başkanlarının zaman zaman yapmak istediği açıklamalar ve etkinliklere Çalışkan’ın izin vermediği de AK parti çevresinde sıkça konuşuluyor ve bu durum “Zihni Çalışkan ilçe başkanlarının ön plana çıkmasını istemiyor” şeklinde yorumlanıyor…
AK Parti Milletvekillerinin arasındaki kavgayı artık sağır sultan bile duydu.
Öyle ki; söz konusu kavga artık mikrofondan yapılan aleni konuşmalara ve sosyal medya üzerinden laf geçirmelere kadar vardı.
Sonuç olarak AK parti’de “huzur” adına“birlik-beraberlik” adına var olan hiçbir şey yok.
Üstelik…
Birbirlerini zerre kadar haz edemeyen, birbirlerine güç gösterisinde bulunan ve her daim birbirlerinin ayağına çelme takan aktörler ve gruplar mevcut.
***

CHP’nin durumu AK partiden de fena!
Önce il kongresi ardından yapılan kurultay, CHP içindeki önlenebilir kavgayı önlenemez noktaya getirdi.
Büyükşehir belediye Başkanı Büyükerşen, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ile köprüleri tamamen yakmış görünüyor.
Bu durumun, Büyükerşen ile Ahmet Ataç’ı birbirine daha da yakınlaştırdığını söylememize gerek yok.
Partide il Başkanı Odunpazarı sınırları dışına çıkamıyor. Çünkü hem Büyükerşen hem de Ataç il başkanına selam dahi vermiyor.
Hem il kongresi hem de kurultay’da, Gaye Usluer’in PM’ye seçilip, Nuray Akçasoy’un seçilemeyişinin Odunpazarı’nda yarattığı zafer naraları ve bu naraların Büyükerşen’e yönelik atılıyor olması, partideki ayrışmanın daha da keskinleşmesine neden olmuş durumda.
Bu arada Parti Meclisi’ne seçilen Gaye Usluer de, otomatikman Odunpazarı cephesinde konumlanmış, Büyükerşen ve Ataç’ın karşı cephesinde yerini almış görünüyor.
***

Sonuç olarak…
AK Parti ve CHP içinde görünen-görünmeyen büyük huzursuzluk var.
Üstelik…
Bu huzursuzluğun önümüzdeki süreçte fırtınaya dönüşmesi an meselesi…
Yarın bir erken ya da baskın seçim kararı alınsa, her iki parti de içinde yaşadığı bu sorunlarla seçim için nasıl toparlanıp, nasıl hazırlanır bilemiyoruz.
Her iki parti de aynı durumda olduğu için, muhtemelen Eskişehir tutanın elinde kalacak gibi…


.....


İyi de diğerlerine yakışıyor!


CHP ile ilgili yazıyoruz birkaç gündür.
Arıyor bazı CHP'liler...
-"CHP içinde yaşananları eleştiriyorsun ama sanki diğer partilerde yaşananlar sanki çok mu demokratik?" diyorlar.
Yani...
AK Parti başta olmak üzere diğer partilerdeki parti içi işleyişin CHP'den bin beter olduğunu söyleyip "Asıl yazılıp eleştirilmesi gereken o partilerdeki durum" diyorlar.
Kısacası meseleyi "Sen CHP'deki olup bitenler yerine diğer partilerdeki demokrasi işleyişine bak, onları yaz." demeye getiriyorlar.
Öncelikle CHP'lilerde (Tamamı bu tanımlamaya elbette dahil değil) büyük ilerleme var.
Eskiden arayıp "Sana ne bizim partiden? Neden ikide bir yazıp çiziyorsun. Sen parti üyesi misin?" diyorlardı.
Şimdi en azından "Bizim partide olup bitenleri eleştireceğine, diğer partilerde olup bitenleri eleştir" falan diyorlar.
Her neyse...
CHP'deki doğru ve demokratik olmayan uygulama, söylem ve davranışları eleştiriyoruz.
Çünkü...
Demokrasiyi içselleştirdiğini her fırsatta dile getiren bir partiye, demokrasi dışı uygulama söylem ve davranışlar yakışmıyor.
Benzeri durumların yaşandığı diğer partileri neden mi yazmıyoruz?
Hemen söyleyelim;
Diğer partilerde zaten kabullenilmiş bir durum var.
- “Bizim partide genel başkanın dediği olur.” Diye düşünülüyor ve bundan da herhangi bir rahatsızlık duyulmuyor.
Fakat…
Demokrasi söylemlerinin en sık kullanıldığı CHP’de demokrasi dışı uygulama, söylem ve davranışlar kolay kolay kabullenilemiyor.
Kısacası…
Parti içinde yaşanan anti demokratik uygulama ve davranışlar diğer partilere yakışıyor!
CHP'ye yakışmıyor!


.....


Denk gelirse bir izleyin mutlaka…


İnternette “Emekli TV” diye bir kanal var.
Emeklilerin dert ve sıkıntılarını dile getiren röportajlar yayınlıyor sürekli.
Önceki gün oldukça ilginç bir röportaja denk geldik.
Muhabir, Türkiye’den Emekli olan bir vatandaş ile İsviçre’den emekli olan ve Türkiye’ye dönen bir vatandaşımızı yan yana getirmiş.
Aldıkları maaşı soruyor önce…
Türkiye’den emekli olan 1500, İsviçre’den emekli olan 30 bin lira aldığını söylüyor.
Nasıl yaşadıklarını soruyor sonra.
Türkiye’den emekli olan “900 lira ev kirası veriyorum. Eşin dostun, kardeşlerimin yardımıyla” diyor, İsviçre’den emekli olan ise “Otelde kalıyorum. Yıkayamadığım için her gün bir tişört alıyor ertesi gün atıyor. Dünyayı dolaşıyorum” diyor.
Sorular geldikçe, iki emekli arasındaki yaşam koşulları daha da net çıkıyor ortaya.
İsviçre’den emekli olan vatandaş “dünya’da gezmediğim yer kalmadı.” Derken, Karslı olan Türkiye’den emekli vatandaş “parasızlıktan dolayı 30 yıldır memlekete gitmek nasip olmadı” diyor.
İsviçre’den emekli olan vatandaş “bana burada bir şey olsa beni gelip helikopter alıp götürür ve tedavimi yaparlar” derken, Türkiye’den emekli olan vatandaş “Akşam eve gittiğimde çocuk bir şey isteyecek diye ödüm kopuyor” diyor.
Röportajı izlerken, bir İsviçre’den emekli olanın söylediklerini dinliyorsunuz, ardından Türkiye’de emekli onanın anlattıklarını.
İkisi de emekli…
İkisi de yıllarını vermiş.
Biri “Açım!” diyor, diğeri ise “İyi ki İsviçre’ye gitmişim. Geleceğe yönelik küçücük bir kaygım yok” diyor…
Denk gelirse ne olur bir izleyin…
Emin olun yüreğiniz parçalanacak…