5 Ağustos 2020 Çarşamba 620 Okunma

Bana öyle geliyor!

Sizi bilmem ala…
-Baroların yapısının değiştirilmesi ve çoklu baro sisteminin getirilmesi…
-Ardından hemen sosyal medya düzenlemesinin meclisten çıkartılması…
-Ayasofya’nın cami olarak, ibadete açılmış olması…
-Diyanet işleri başkanının Ayasofya’daki ilk namaza elinde kılıçla çıkması ve yaptığı konuşmada Atatürk’e göndermede bulunması…
-Ayasofya ibadete açıldıktan sonra özellikle parti çevrelerine yakın bazı kesimler tarafından hilafet taleplerinin dillendirilmiş olması.
-AK parti’de Erdoğan’ın mevcut il başkanlarının istifalarını alacağının konuşulması…
-AK parti tabanının bir kesiminde büyük rahatsızlık yaratan İstanbul sözleşmesi ile ilgili Erdoğan’ın “yeniden gözden geçireceğiz” diyerek, sözleşmeden çekileceğinin sinyallerini vermesi.
-Muharrem İnce’nin CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurmasının giderek ciddi bir hale gelmesi…
Tüm bunları alt alta koyduğunuzda, erken seçimin hazırlıklarının yapıldığı izlenimini doğuruyor.
Önümüzdeki süreç bu saydıklarımıza yenileri de eklendiğinde bilin ki, 2021 yılının Mart’ında bir erken seçim kararının alınması hiç de sürpriz olmayacak gibi…
Zira…
Yukarıda olduğu gibi yapılanları ve yaşananları alt alta koyduğunuzda ve sonunda topladığınızda, sonuç Erken ya da baskın bir seçim çıkıyor sanki…


.....


Fırsat bu fırsat!


Yaşanan virüs salgınının getirmiş olduğu bazı zorunlu kısıtlamalar var.
Bunlardan biri de yurtdışına yapılan turistik seyahatler.
Görünen o ki, salgının bitmediği ve tehlikenin hala söz konusu olduğu göz önüne alındığında, yurtdışı turistik seyahatlerin uzunca bir süre yapılamayacağı ortada.
Salgın nedeniyle ortaya çıkan bu zorunlu durum ülkemiz  açısından olumsuz sonuçları olacak.
Şöyle ki;
Nasıl ki Türkiye’den diğer ülkelere turistik gezi yapılamayacaksa, diğer ülkelerden de Türkiye’ye aynı şekilde turistik geziler yapılamayacak.
Bu turizm gelirleri açısından ülkemizi n büyük bir kayıp yaşaması demek.
Öte yandan…
Yurtdışı gezilerinin yerini yurtiçi gezileri alacak…
İşte virüs salgınıyla birlikte ortaya çıkan bu zorunlu durum, son yıllarda turizm hareketiyle göz dolduran Eskişehir açısından büyük bir fırsat doğuruyor…
Zira…
Salgın ile birlikte ortaya çıkan bu zorunlu durum, yerli turistin Eskişehir’e daha fazla ilgi duyacağı ihtimalini arttırıyor.
Sonuç olarak…
Son yıllarda yerli turizmin gözde şehri haline gelen Eskişehir’e olan ilginin, önümüzdeki süreçte daha da artması sürpriz olmayacak.
O halde bugünden yapılması gereken tek şey, Eskişehir’in artacak yerli turist oranını da hesap ederek, Eskişehir’in turizmi ile ilgili doğabilecek sıkıntıların ortadan kaldırılmasına yönelik bir yol haritası hazırlamak olmalı.
Bu bir sempozyumla mı yapılır yoksa kurumların geniş çaplı bir araya gelmesiyle mi bilemiyoruz.
Bildiğimiz tek şey, salgının Eskişehir’e yerli turizm konusunda bir fırsat yarattığı ve Eskişehir’in de bu fırsatı sorun-sıkıntı yaşayıp, yaşatmadan değerlendirmek durumunda olduğudur…


.....


Var mı bunun bir cevabı?


Kızılyer mevkisi olarak bilinen alan yapılan plan değişikliği ile imara kavuştu.
Ne zaman?
2016 yılının Kasım ayında yapılan Büyükşehir belediye meclis toplantısında.
Oy birliği ile kabul edildi Kızılyer’in imar planları meclis toplantısında…
Toplantıya katılan Kızılyer sakinleri de kararı alkışlarla karşıladı.
Kabul edilen planlara göre bölgede 2 katlı ticaret yapıları ile 5 kata kadar konutların yapımına izin çıkmış oldu…
Ancak…
O günden bu yana, bölge ile ilgili yapılan projelerin büyük bölümü belediyelerden çıkmadı.
Çünkü…
Projelerin belediye tarafından onaylanacağı, söz konusu imar değişikliği yapılırken hükme bağlanmıştı.
Şimdi, bölgede projelerini gerçekleştirmek isteyen müteahhitlerin projeleri belediyelerde bekliyor…
Projeler beklediği için inşaatlar da yapılamıyor.
Bu durum karşısında müteahhitler de yer sahipleri de soruyor?
“Madem imar planları değişti niçin projelere onay çıkmıyor?”, “Madem projeler onaylanmayacaktı, o zaman bu bölge imara niçin açıldı?” diye…
Var mı acaba bunun bir cevabı?


......


Bu iş AK Partililerin kafasını bir hayli karıştırdı...


İstanbul Sözleşmesi ülkeyi ikiye bölerken aynı bölünme Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ailesinde de bölünmeye neden oldu.
Sözleşme, AKP'ye yakınlığı ile bilinen ve yönetimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu ve kızının bulunduğu iki vakfı karşı karşıya getirdi. 
Sümeyye Erdoğan'ın yönetiminde olduğu KADEM İstanbul Sözleşmesini amasız fakatsız desteklerken Bilal Erdoğan'ın yönetiminde olduğu TÜGVA çekiliyoruz diyerek sözleşmenin feshedilmesini istedi.
Sonuç olarak...
Ülkede İstanbul sözleşmesini koşulsuz destekleyen ve karşı çıkanlara, İstanbul Sözleşmesiyle ilgili AK Parti içinde  "Sümeyye" ya da "Bilal" tarafında yer alanlar eklendi.
Biri Erdoğan'ın kızı, diğeri oğlu olunca, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili AK Partililerin de kafaları bir hayli karışmışa benziyor...


.....


BİRAZDA
GÜLMEK LAZIM


İkinci dünya savaşı sırasında İngiltere başbakanı Churchill radyoda konuşma yapmaya gidiyormuş. Radyoevinin kapısına gelince, bindiği taksinin şoförüne sormuş:
“beni yarım saat bekleyebilir misin?”
Karanlıkta müşterisinin yüzünü seçemeyen şoför:
“özür dilerim sör, ama başbakanın konuşmasını dinleyeceğim.”
Churchill yurttaşının bu ilgisinden pek hoşnut kalarak iki sterlin uzatmış.
Şoför parayı aldıktan sonra yerlere eğilerek selam vermiş: “Churchill’in canı cehenneme, sizi bekliyorum efendim.