17 Eylül 2020 Perşembe 507 Okunma

Biz o yolları Unakıtan’a yaptırmalıydık.

 


Hafta sonu İstanbul’a gittim aracımla…


Saat tutum, Eskişehir’den gidiş 3 saat, dönüş de 3 saat tuttu…


Hatırlayanlar bilir…


2008 yılı öncesinde Eskişehir-İstanbul yolu tam bir kabustu…


Zira…


Aracınızla gidiyorsanız en az 5-6 saat, otobüs ile gidiyorsanız en az 7-8 saat sürerdi söz konusu yol…


“En az” diyoruz, çünkü Eskişehir’e çıktığınızda İstanbul’a varış, ya da İstanbul’dan çıktığınızda Eskişehir’e geliş saatiniz, yolda önünüze çıkacak kamyonların sayısına bağlıydı.


Kamyon trafiğinin çok olduğu ya da kar-kış havasında yola çıktıysanız, günün yarısını bu yol üzerinde geçirirdiniz.


Abarttığımı zannetmeyin ama kar yağışlı bir günde İstanbul’dan Eskişehir’e 11 saatte geldiğimi çok iyi hatırlarım.


xxx


Eskişehir’in 2008 yılına kadar en büyük sorunuydu Eskişehir-İstanbul karşılıklı yol güzergahı.


Uzun değildi ama bölünmüş yol olmaması nedeniyle trafiği adeta şehir içi trafiği gibi yavaş işlemek zorunda olan bir şehirlerarası yoldu.


Kesinlikle yolun bölünmesi ve şerit sayısının arttırılarak genişletilmesi gerekiyordu.


Bu dünyanın yatırımı, dünyanın parası demekti.


Açıkçası kimsenin de umudu yoktu bu yolun yapılacağından.


Hiçbir hükümet bu parayı kolay kolay bu yol için harcamamıştı.


Bundan sonra da harcayıp, bu yolu yapacağı yoktu.


Sonuç olarak…


Eskişehir, yıllardır halledilmeyen bu yol sorunu ile yaşayacaktı.


xxx


 


O yıllarda olmayacak bir şey oldu…


Dönemin iktidarında, Erdoğan’dan sonra en kudretli ikinci ismi olan maliye bakanı Kemal Unakıtan Eskişehir’den milletvekili adayı gösterildi.


Unakıtan şehre geldiğinde, şehrin önemli isimlerine yönelik ilk sorusu “Kasanın anahtarını cebime koyup geldim. Benden ne istiyorsunuz söyleyin bakalım?” sorusu oldu.


Hemen herkes “İstanbul yolu” dedi Unakıtan’a…


Yol boyunca çekilen çileler anlatıldı, kaydedilen görüntüler izlettirildi.


Unakıtan “Tamam” dedi. “yolu olmuş bilin.”


Dedi demesine ama yolun yapılacağına inanan pek çıkmadı.


Zira…


Söz konusu yol ile ilgili olarak yıllarca avutulduklarını, yolun yapılacağı vaatleriyle kandırıldıklarını öğrenmişti Eskişehirliler…


xxx


sonra ses seda kesildi yoldan.


Unakıtan bir gün Eskişehir’e geldiğinde sordular;


-“Hani siz yol sözü vermiştiniz. Ne oldu o söz?” diye…


Güldü önce.


Ardından…


-“Sözü verdiğim gün talimatı verdim. O günden bu yana orada büyük bir çalışma var. Bunu siz o yoldan giderken falan göremezsiniz. Yakında hepinizi bir helikoptere bindirip göstereceğim yukarıdan. O zaman göreceksiniz neler yapıldığını” dedi.


Sahiden de doğru söylediği çıktı ortaya.


Bir yandan tüneller açılıyor, bir yandan birbirinden ayrı bölünmüş yolların inşaat yayılıyordu.


Sonuçta yol tamamlandı.


Eskişehir’in bu yol üzerinde yıllardır çektiği sıkıntı sona erdi.


Eskişehir’den İstanbul’a, İstanbul’dan Eskişehir’e gidip gelenler, tamamı bölünmüş, karşılıklı üçer şerit yolda ve maksimum 3-3,5 saate gidip gelmeye başladılar.


xxx


O yüzden…


Hafta sonu bu yol üzerinden İstanbul’a gidip gelirken hep Unakıtan geldi aklımıza…


“yapacağım” demiş ve yapmıştı sonuçta…


Bana göre, AK Parti iktidarının Eskişehir’e yapmış olduğu en önemli hizmetti.


Ardından…


“yapacağım” denilmesine rağmen yıllardır yapılmayan Eskişehir’in Güney ve kuzey çevreyolları geldi aklımıza…


Dedik ki kendi kendimize;


-“Biz Güney ve Kuzey çevre yollarını zamanında Unakıtan’a yaptıracaktık… Keşke onun zamanında yaptırmış olsaydık…resmen ayağımıza gelen fırsatı kaçırdık” diye düşündük…


Eminiz “yapamayız” demezdi.


Elini cebine atıp, kasanın anahtarını gösterip, “O yolları yapılmış bilin” derdi ve yapardı…


Biz de bugün olduğu gibi, yıllardır “yapacağız-edeceğiz” söylemleriyle avutulmaz, vaatleriyle kandırılmazdık!


......


@font-face { font-family: "Calibri"; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }


İnsanın zekasıyla alay eder gibi!




Televizyon kanallarından birinin  haberler kuşağı...
Haberler içine bir özel haber konulmuş.
Özel haber şöyle;
Okullar şu anda kapalı ya, öğrenciler sabah kalkıp okula gidiyormuş gibi beslenmeliymiş.
Yani...
Her ne kadar evde olsalar da, çocukların evde beslenmeleri çok önemliymiş.



XXX


Konu ile ilgili bir tane diyetisyen bulunmuş ve ona "Okula gitmeyen çocuklar evde nasıl beslenmeli?" diye soruluyor.
Diyetisyen hanım, okula gitmeyen çocukların evde nasıl beslenmesi gerektiğini başlıyor anlatmaya;
-"Bir kere çocukların sabah kahvaltısı çok önemli! Sabah kahvaltısında mutlaka Yumurta, Süt ve Bal olmalı..."
Devam ediyor diyetisyen hanım...
-"Kahvaltı ile öğle yemeği arası da son derece önemli. Bu arada ceviz, badem ve meyve mutlaka olmalı..."
Şimdi geliyor çocukların öğlen ne yiyeceğine;
-"Öğlen yemeğinde bir sebze yemeği, yanında da Makarna ya da Pirinç ile bulgur pilavı olabilir"
Ve akşam yemeği...
Diyor ki diyetisyen hanım;
-"Bir akşam et, ertesi akşam balık, daha ertesi akşam beyaz et mutlaka dönüşümlü olarak çocuklara yedirilmeli.



XXX


Okula gitmeyen öğrencilerin evde sağlıklı bir şekilde beslenmeleri için gerekenlere bakar mısınız?
Sabah; Yumurta, Süt, Bal...
Arada; Ceviz ile Badem...
Öğlen; Sebze yemeği, Pilav.
Akşam ise; sırasıyla dönüşümlü Et, Balık, Tavuk...



XXX


Haber adeta dalga geçer gibi...
İnsan zekasıyla adeta alay eder gibi...
Haber sanki Türkiye'de değil de, İsviçre'de, Almanya'da yapılmış sanki.
Yahu!
Bu ülkede 10 milyon çalışan asgari ücret ve altında ücret alıyor.
Aylık 3 bin liranın altında maaş alan 24 milyon çalışan var.
Bu ülkede 12 milyon emekli var...
Hangi biri çocuklarına bu sayılan yiyecekleri alabilir Allah aşkına!
Keşke "Çocuklar böyle beslenmeli" diye haber yapanlar, bu gıdaların bu maaşlarla nasıl alınabileceğinin de reçetesini haber yapsa...


Daha doğrusu…
Birileri de çıkıp “Sağlıklı yaşama” reçetesi yerine birileri çıkıp bu şartlar altında sadece “yaşama” reçetesini verebilse keşke!


......


@font-face { font-family: "Calibri"; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }


Biraz da gülmek lazım


 


Süper markette alışveriş yapmakta olan genç adam, kendisini takip etmekte olan bir hanımı fark eder. Kadını görmezlikten gelse de,kadın dik dik bakmaya devam eder.Nihayet kasa önünde kuyruğa gelirler.Kadın adamın birkaç sıra önüne düşmüştür.Kadın derki:
-Özür dilerim. Böyle dikkatli bakmam sizi rahatsız etmiş olmalı. Üzgünüm ama geçenlerde ölen oğluma o kadar benziyorsunuz ki...
Adam şöyle cevap verir:
-Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?
-Evet yavrum az sonra eşyalarımı alıp çıkarken, ne olur bana güle güle anne diye seslene bilir misin?
Tabii ki der, genç adam.Yaşlı kadın çıkarken genç adam ona el sallar ve güle güle anne diye seslenir.Adam birisini mutlu etmenin mutluluğu içinde gülümser ve ödeme sırası kendine gelince kasanın 150 dolar yazdığını görür, kasiyere sorar:
-Bu nasıl olur, alt tarafı üç parça eşya aldım, der.
Kasiyer gayet sakin cevap verir:
"Anneniz hesabını sizin ödeyeceğinizi söyledi"