23 Eylül 2020 Çarşamba 645 Okunma

Şuna bir açıklık getirelim…

Salgının tam da ortasında;
İnsanlar bir yerden bir yere gitsin diye uçak biletlerindeki KDV’nin yüzde 1’lere düşürüldüğü…
İnsanlar tatil yapsınlar dile kredi faizlerinin indirildiği…
Sınavların ötelenmek yerine tarihinin geri çekildiği…
Her yer kapısına kilit vurmuşken Alışveriş Merkezlerinin açıldığı.
Düğün salonlarının açılıp, toplantı salonlarına izin verildiği…
Saatler kala sokağa çıkma yasağı ilan edilerek paniğe neden olunduğu.
Yüz binlerce kişinin bir araya toplanmasını sağlayan Ayasofya’nın ibadete açıldığı…
Gece kulüpleri, eğlence mekanlarına izin verildiği…
Mitingler düzenlendiği…
Yaptırdıkları testin pozitif çıkması sonrasında insanların toplu taşıma araçlarıyla evlerine gönderildiği…
Neden sonra cenazelerin, taziyelerin ve asker uğurlamalarının yasaklandığı…
Maskelerin bile doğru dürüst dağıtılamadığı bir ülkede eğer salgın kontrol altına alınamıyorsa ve iş her geçen gün daha da ciddiye gidiyorsa, bunun tek suçlusu vatandaş değildir…
Süreci iyi ve sağlıklı yürütemeyenler de en az tedbirlere uymamakla suçlanan vatandaş kadar suçludur bu salgın meselesinde!


.....


Önümüzdeki siyasi süreç...


İYİ Parti MHP'nin içinden çıktı.
Partiyi kuranlar MHP'nin yürüttüğü siyaset anlayışından hoşnut olmayan ve MHP içinde siyaset yapma alanı bulamayan isimlerdi.
Çoğu kişinin düşüncesinin aksine parti teveccüh gördü.
Çok kısa süre içinde ülke genelinde teşkilatlanmasını tamamladı.
İlk girdiği seçimlerde de hem yüzde 10 barajını aşmayı başardı, hem de içinden çıktığı parti olan MHP'den daha çok oy aldı.
Şu anda geldiği konum bildiğiniz siyasetin kilit konumu.

***

AK Parti 18 yıldır iktidarda olan bir parti.
17 yıl parti içinde tek tük aykırı sesin haricinde hiçbir ciddi muhalefet bile yaşanmadı.
17 yılın ardından AK Partinin yürüttüğü siyaset anlayışından hoşnut olmayan ve AK Parti içinde siyaset yapma alanı bulamayan 2 parti doğdu.
AK Parti'den ayrılanların kurmuş olduğu DEVA ve GELECEK partilerinin, henüz bir seçime girmedikleri için nasıl bir konumda olduğunu söylemek güç.
Ancak...
Kurulan her iki partiye de teveccüh olmadığını söyleyemeyiz.
Yapılacak ilk seçimde alacakları oy oranı belki de bu partilerin etkisiz olduğunu çıkartacak ortaya.
Belki de yapılacak ilk seçimde alacakları oy oranları bu 2 partiden birini ya da ikisini birden siyasetin diğer kilit partileri haline getirecek.

***

Muharrem İnce CHP içinde bir hareket başlattı.
Başlattığı hareketin nedeni, partinin yürüttüğü siyasetten kaynaklı hoşnutsuzluk olduğu açıkça görülüyor.
İl il geziyor Muharrem İnce.
Parti içinde başlattığı hareketi destekleyen ciddi de bir kesim var.
Her ne kadar parti kurmayacağını beyan ediyor olsa da hareketin önümüzdeki süreçte partiye dönüşme ihtimali yok değil.
Parti kurması halinde kurduğu parti başarılı olur mu olmaz mı elbette bilemeyiz.
Ancak...
CHP içinde alternatif arayışı olmadığını söylemek doğru olmasa gerek.

***

Sonuç olarak...
AKP, MHP ve CHP...
3 partinin de içinde yaşanan hoşnutsuzluk ayrı hareket ve partileri ortaya çıkarttı.
Ve görünen o ki bu yeni hareket ve yeni partiler önümüzdeki süreçte  büyük ihtimal içinden çıktıkları partiler kadar konuşulacak gibi...


.....


Başı sonu değişmeyen senaryo…


İktidara gelen her partide 3 çeşit insan bulunur.
Birincisi: Gerçek Partililerdir…
İnanmışlardır bir kere…
En etkisiz ama sayıca en fazla olanlardır.
Dava sahibidirler.
İkincisi: Partili Geçinenlerdir…
Davayla alakaları yoktur aslında. Partili falan da değillerdir aslına bakacak olursanız.
Gerçek partililerin üzerinde bir yer açarlar kendilerine.
Tek dertleri şöhret, etiket ve laflarının dinlenmesidir.
Böylesine bir haz duyarlar bu konumda bulunmaktan.
Etkili-yetkili insanların yanında bulunmaktan keyif alırlar.
Aslında bir numaraları yoktur ama görüntüde partinin ağır abisi gibi rol keserler.
Üçüncüsü ise: Partiden Geçinenlerdir…

Ne dava bilirler ne de siyaset umurlarındadır.
Tek dertleri çıkarlarından başka bir şey değildir.
Menfaatleri için inanmadıkları yerde inanmadıkları şeyleri rahatlıkla söyleyebilirler.
Çıkar elde edebilme uğruna doğru’ya “yanlış”, yanlış’a “doğru” rahatlıkla diyebilirler.
Partileri çürüten ve en tehlikeli olan halka işte budur.
Partiden Geçinenler yüzünden Gerçek partililer yavaş yavaş sahneden çekilir.
Gerçek partililerin çekilmesiyle parti zafiyete düşer…
Parti zafiyete düşünce Partili Geçinenler de kayıplara karışır…
En sonunda,  Partiden Geçinenler kalan son parsayı toplayıp, son vurgunları yapar ve parti çöker…
İktidardaki pek çok parti böyle gitmiştir.
İktidardaki pek çok parti de böyle gidecektir.
Çünkü aynı senaryo her defasında Partiden Geçinenlere “dur” denilmeyip, göz yumulması ve müsamaha gösterilmesiyle başlar…
Başı aynı olan senaryonun sonu da farklı olmaz!


.....


BİRAZDA
GÜLMEK LAZIM


Kedi; Tanrı’dan, bir günlüğüne sahibinin yerine geçmek ister. Tanrı, kedinin isteğini kabul eder.Sabah uyandığında kendini evin erkeği olarak yatakta bulur ve günü insan olarak yaşamaya başlar. Akşam olduğunda Tanrı, kediyi çağırır, sorar:
- Ee..günün nasıl geçti? İnsan olmak hoşuna gitti mi?
Kedi yüzünü buruşturup başlar anlatmaya:
- Sabah tam kalktığımda yalanmak yerine aynanın karşısında bıçakla hiç gereği yokken elimi yüzümü kestim. Yetmiyor gibi otobüste yer olmadığı için yarım saat ayakta kaldım. Oysa kedi olsaydım bir yerlere sığışabilirdim. Sonra işyerinde patronum beni azarladı. Ama hiçbir şey yapamadım. Kedi olsaydım tırmığım ile haddini bildirirdim. Öğle yemeğinde ise haşlanmış sebze vardı. Tuvalete girmek için dakikalarca bekledim. Hâlbuki bir köşede işimi hemen halledebilirdim..
Tanrı şaşırır:
- Peki hiç beğendiğin bir şey olmadı mı?
Kedi, kötü kötü gülmeye başlar:
- Olmaz mı?! Komşunun köpeğini arabaya attığım gibi kentin öteki ucuna götürdüm, okkalı bir tekmeden sonra orada bıraktım lavuğu!