26 Eylül 2020 Cumartesi 425 Okunma

Önemli olan üye sayısı skoru değil ki!

 


Şehir merkezinin değişik yerlerinde CHP’nin açtığı stantlar var…


Söz konusu stantlar genel merkezden gelen tavsiye kararı üzerine açılmış “Üyelik ve bilgi verme” stantları.


Partinin başlatmış olduğu “İktidar yolunda sen de omuz ver” ismiyle başlatılan kampanya doğrultusunda açılmış olan stantlar.


Yapılan işi elbette eleştirmeyeceğiz.


Neticede birileri kafa yormuş, başka birileri uygulamaya koymuş ve sonuçta birkaç kişiden oluşan gönüllü partili orada gün boyu emek veriyor…


İnsanlara parti hakkında bilgiler verip, üye kayıtları topluyor.


Sonuçta…


Başlatılan kampanyanın gereksiz ve başarısız bir kampanya olduğunu söylemek de doğru değil.


Hiçbir fayda sağlamasa bile, gelip geçen insanların orada o stantları görmesi bile tanıtım ve görüntü açısından önemli bir şey.


 


xxx


Bizim bu yazıda asıl bahsetmek istediğimiz, CHP açısından meselenin üye skor sayası olmadığı…


Şöyle ki;


Cumhuriyet Halk Partisi üye olmak, yapılabilecek en kolay iş.
Emin olun, internet üzerinden ayakkabı almak, CHP üye başvurusunda bulunmaktan daha zor.



Geçiyorsunuz bilgisayarın başına, giriyorsunuz CHP üye başvuru bölümüne, dolduruyorsunuz formu.
İstenilen sadece geçerli bir adres ve TC kimlik numarasına sahip olmanız.
Ha bir de üye aidatının ödendiğinin belgesini koymanız lazım.
Yapacağınız sadece bu!
5 dakikanızı almıyor CHP üyesi olmanız.
Bilgisayar başında 5 dakikada CHP üyesi olunuyor olunmasına da, gerçekten CHP’li olunuyor mu? İşte burada büyük sıkıntı var.

Zira…
CHP’li olmanın taşıyacağı sorumluluk, sadece formu doldurup, aidat ödeme ile olmuyor.
-İyi bir CHP’li olmanın yolu, partinin program ve tüzüğüne uygun bir şekilde davranış göstermekten geçiyor.
-İyi bir CHP’li olmanın yolu, bir kişinin ya da grubun değil, davanın adamı olmaktan geçiyor.



-İyi bir CHP’li olmanın yolu, para ve iktidar peşinden gitmek değil, ilkeler ve idealler peşinde koşmakla oluyor.
Dahası…
-İyi bir CHP’li olmanın yolu, halkın iktidarı söylemiyle yola çıkıp, kendi iktidarlarını kurmak isteyenlerin karşısında durmaktan geçiyor.

Hatta…
-İyi bir CHP’li olmanın yolu, başkalarının dağıttığı makarna ve kömürü eleştirirken, delegeleri yemekle kafaya alma çabalarına karşı çıkabilmekle oluyor.
Hatta,hatta…
-İyi bir CHP’li olmak, hiçbir çaba harcamamanıza rağmen, size sunulan tepeden inme görevleri “Bu demokratik değil” diyerek elinizin tersi ile itmenizden geçiyor.
O yüzden…
CHP üyesi olmak, yukarıda da anlattığımız gibi dünyanın en kolay işi.
Zor olan, gerçekten “CHP’li olmak”
Sonuç olarak…
CHP’nin bugün için binlerce üyesi var.
Kaç tane “İyi bir CHP’li” diyeceğiniz insan var?
Konumlarını korumak için dokuz takla atanları, hedefledikleri makama ulaşabilmek için yapmadıklarını bırakmayanları, “Demokrasiyi” ağızlarından düşürmeyip, ilk fırsatta demokrasi dışı yöntemlere başvuran ve göz yumanları, oğlunu, kızını hatta karısını belediyelerde işe sokmak için pervane olanları, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda parti program ve tüzüğünü yok sayanları ayırın bir kenara…
Kaç tane “iyi CHP’li” diyeceğiniz kişi var ki?
Başlayın bakalım sağdan ve soldan saymaya, kaça kadar gelebileceksiniz?
Ya da yorulmayın saymak için biz söyleyelim.
Çok gidemeyeceksiniz.
Çünkü…
Aklınıza gelen her isim, geçmişteki defoları ile birlikte gelecek…


.....


Keşke yaşayanlar da olsa…


 


Eskişehir ile ilgili sık sık yapılan bir tanım var ya "Avrupa kenti" diye.


Bu en çok tartışılan da bir tanım.
Çoğu insan bu tanıma hak veriyor.
Kimisi ise büyük tepki gösteriyor.
Aslına bakarsanız, önemli olan kentin değil de kentte yaşayanların Avrupalı olması galiba.
Keşke:
-Yaya geçidine yaklaştığında gaz kesenlerin...
-Yürürken sağa sola tükürmeyenlerin...
-Elindeki çöpü Porsuğa atmayanların...
-Otomobilini kaldırımın üzerine park etmeyenlerin...
-Yolun ortasına araç bırakıp gitmeyenlerin...
-Engelliler için ayrılan yerlere araç park etmeyenlerin...
-Toplu taşım araçlarında telefonla bağıra bağıra konuşmayanların...
-Yolda yürürken etrafında kadın ve çocukların olduğuna bile aldırmadan ağız dolusu küfür etmeyenlerin...
-Tramvaydan inenleri beklemeden binenlerin olmadığı insanların yaşadığı bir kent olsa...
Zaten...
Yaşayan insanların geneli yukarıda saydığımız bu özelliklerin ve hassasiyetlerin sahibi olsa, kent otomatikman o tarifi yapılan konuma kendiliğinden gelir.


...........


Özür dileme kültürü,,,


 


‘Özür dilerim’ demenin anlamı kültürden kültüre değişiyor.


Bazı kültürlerde özür dilemek hatanın salt kabulü anlamına geliyor ve utanç verici, onur kırıcı bir durum olarak görülüyor. Bu kültürlerde, kişiler genellikle, kendisinin hatalı olduğunu bilse bile karşı taraftan özür dilemekten kaçınıyor. ‘Büyük, küçükten özür dilemez’, ‘Özür dilemek büyüklüktür.’ gibi atasözleri de bu gerçeği ortaya koyan kanıtlar.
Bazı kültürlerde de durum tam tersi.


Hatanın kimde olduğundan bağımsız olarak, bir sorun yaşayan taraflar birbirleri ile iletişime açık ve karşı tarafla empati içinde olduklarını ifade etmek için ‘özür dilerim’ diyorlar.
Özür dilemenin bizim kültürümüzde ne anlama geldiği sorusunu sorduk kendi kendimize…
İkisi de değil…
Çünkü…
Bizde, özellikle de son yıllarda özür dileme gibi bir eylem hiç mi hiç söz konusu olmadığı için, herhangi bir anlam da taşımıyor zaten…


xxx


Bakın en son yaşanan olay.


Salgın nedenliyle uzaktan eğitimin yapıldığı sistem ilk gün çöktü.


Ne öğrenciler ne de öğretmenler sisteme giremedi.


Sisteme girenler “çok kalabalık” uyarısıyla karşılaştı.


Bunun üzerine milli Eğitim bakanı çıktı ve “Bu sevindirici bir olay aslında. Demek ki talepte patlama var” dedi…


Bakan ertesi gün bu sözlerini düzeltir diye umut ettik ama o çıkıp yine 2Ne olmuş yani? Whatsapp da çöküyor” dedi iyi mi?


Halbuki…


Bakan ilk gün çıkıp “Tüm öğrencilerimden ve öğretmenlerimden bu aksaklık için özür diliyorum. Karşılaşılan aksaklık en kısa süre içinde giderilecektir” deseydi, yaşanan bu durum daha şık olur, daha tepkisiz ve hoşgörü ile karşılanabilirdi…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


 


Adam barda dublelerle içki içip sonunda gömleğinin önüne kusunca:
— Eyvah! Karım bunu görünce canıma okuyacak!!
Barmen:
— Merak etme, bir fikrim var. Koy gömleğinin cebine 20 dolar, karına bara gittiğini, yanına oturan adamın kazara üzerine kustuğunu, özür dileyerek temizleme parası olarak da 20 dolar verdiğini söyle!
Adam bu fikre bayılmış ve dönmüş evine.Gömleğinin önünü gören karısı delirmiş tabii.. Adam da barmenin senaryosunu anlatarak yanında oturan adamın kendisine temizleme parası olarak 20 dolar verdiğini söylemiş ve uzatmış ön cebindeki parayı…
Uzatılan parayı gören karısı:
—Dur, ama burada 40 dolar var !
Adam başını öne eğerek:
—Şey, o herif bir de altıma kaçırdı!