27 Eylül 2020 Pazar 442 Okunma

Ulaşılamayacak, oy vermeyecek üyeler!

1 Kasım seçimlerinden sonra, seçim sonuçlarının masaya yatırıldığı CHP İl danışma Kurulu toplantısında konuşmuştu dönemin CHP İl başkanı Sinan Özkar…
-“Partinin Eskişehir’de topu topu 13 bin oyu var ve biz bu parti üyelerinin üçte birine hiç ulaşamadık” demiş ve kendi partisi içinden büyük eleştiri almıştı.
-“Ne demek ulaşamamak? Ulaşacaksın kardeşim!” eleştirileri yapılmıştı günlerce.
Aslında söylediği doğruydu…
O üyelere ulaşmak mümkün değildi.
Çünkü…
Partiye ya kongre sürecinde birileri tarafından ya da ayaküstü kaydı yapılan üyelerdi büyük bir çoğunluğu.
Partinin nerede olduğunu dahi bilmezlerdi.
Birilerinin kongre süreçlerinde amacını gerçekleştirmesi için ve rica üzerine üye yapılmışlar, kısa bir süre sonrasında da, partinin üyesi olduklarını dahi unutmuşlardı.
HHH
17 Haziran seçimlerinde AK parti kötü bir sonuç almıştı.
Seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra AK partili bir yöneticiden gelmişti itiraf;
-“Bazı yerlerde parti, sahip olduğu üye sayısı kadar oy alamadık. Yönetimler sırf kendilerini başarılı göstermek için önüne düşeni üye yaparlarsa sonuç elbette böyle olur. Parti olarak üye sayımızın altında oy aldığımız bir sürü yer var ” demiş, kendi partilileri tarafından bile eleştirilmişti.
O da doğru söylüyordu aslında…
Zira…
Dediği gibi pek çok kişi işe girebilmek ve benzeri nedenlerle üye olmuşlardı partiye.
Birçoğu da istek ve talepte bulunduklarında “Önce partiye üye ol” denildiği için, zorla üye kaydı yaptırmıştı.
Neticede…
Seçim sonuçları yapılan işin ne kadar fuzuli olduğunu açıkça ortaya koydu.
Zira…
Pek çok parti üyesinin, üye olduğu partiye oy vermediği seçim sonuçlarıyla ortaya çıkıverdi.
HHH
Şu sıralar, partilerde üye yapma furyası yaşanmaya başlandı.
AK parti, üye olacaklara Cumhurbaşkanlığı külliyesinde bir gün geçirme vaadi veriyor.
CHP ve İYİ parti, şehrin merkezine kurdukları stantlar aracılığıyla patilerine üye kazandırmaya çalışıyor.
Partiler, bu şekilde yapılan üyelerin çoğuna ulaşamayacak.
Yine partiler…
Bu şekilde yapılan üyelerinin oyunu dahi alamayacak.
Fakat…
Üye yapma kampanyası başlatan partilerin bunu çok da fazla düşündüklerini zannetmiyorum…
Zira bunu yapan partiler büyük ihtimalle…
-“Sayı olabildiğince fazla olsun, bununla rakiplerimize korku salalım yeter!” diye düşünüyor olsa gerek!


.....


Tıpkı bizim yönetim anlayışımız gibi…


Konya'lıların iyi bildiği bir hikâyedir bu.
Bilenler mutlaka vardır.
Biz bu hikâyeyi bilmeyenlere anlatalım istedik.

Köylerin Ağaları toplanmış bir gece.
Geç saatlere kadar sohbet sürmüş.
Gecenin bir yarısı acıkmışlar tabii.
Göz gözü görmeyen zifiri karanlıkta sürünün içinde kuzu diye Eşek sıpasını kesip bir güzel yemişler.

Sabah olunca bir de bakmışlar ki yedikleri Kuzu değil, Eşeğin yavrusu.

Ağalardan biri “Anaa! Biz ne yaptık böyle?” derken…
O demiş “Ben yemedim” bu demiş “ben yemedim”
Soruyu soran ağa “Ulan sen yemedin, o yemedi de, koskoca Eşek sıpasını kim yedi o zaman?”
Bildiğimiz hikâyeye dün bir yerde rastlayınca aklımıza geldi…
Aslında ülkedeki yönetim anlayışını da ortaya koyan bir hikaye olduğunu düşündük.
Hani şu başarı ortaya çıktığında herkesin üstlenmek için birbirini ezdiği ama en küçük başarısızlıkta, hiç kimsenin hiçbir şeyi üstlenmeyip, üstelik haberi yokmuş gibi davrandığı yönetim anlayışını…


.....


Koltuktan önce, koltuktan sonra…


Adam siyasi partinin bir üyesi.
Her ağzını açtığında Parti içi demokrasiden söz etmeden geçemiyor.
Hemen her fırsatta, Demokrasinin uygulanmıyor olmasından yakınıyor.
Genel Başkan cuntası olduğunu söyleyip, Genel merkez baskısından yakınıyor…
-"Herkes seçimle gelmeli. Seçimle gitmeli" diye neredeyse avazı çıktığı kadar bağırıyor.
Gün geliyor, hasbelkader sıra bir şekilde ona geliyor.
O güne kadar eleştirdiği Genel Başkan ve Genel başkanın talimatıyla bu kez kendisi koltuğa bir güzel oturuyor…
Hem de…
Önceden söylediği o sözleri sanki kendisi söylememişçesine ve hiçbir utanma emaresi taşımadan;
-"Partimin verdiği görevden kaçmam mümkün değil" diyebiliyor.
Tepeden indiği hatırlatıldığında ise;
-"Ne yani? Verilen görevi kabul etmese miydim?" diye de üste çıkmaya çalışabiliyor.
Anlayacağınız…
Her şey, sıra kendine gelinceye kadar kötü…
Başkası olduğunda atamayı gayrı meşru sayıp, kendisi olduğunda aynı atamayı meşru hale getirebiliyor.
Kısacası…
Bir koltuk bulduğunda, hemen herkes geçmişi unutuveriyor bu ülkede…
Tıpkı bir hastalık gibi…
Bu hastalık uzun yıllardır devam ettiğine göre…
Bizim ülkemizde ki siyasetin Hasta olmadığını söylemek mümkün mü?
Koltuk yokken söylenenlerle, koltuğa oturulduğunda söylenenler ne zaman aynı olursa, siyaset hastalıktan kurtulacaktır.
Aksi takdirde…
Hastalıklı siyasetin bu ülkeye gelecekte verebileceği maalesef pek bir şey olmayacak…


....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Sonbaharda, Kızılderililer şeflerine kisin soğuk geçip geçmeyeceğini sormuşlar. Herhangi bir fikri olmayan şef, kisin soğuk geçeceğini ve hazırlanmak için odun toplamaları gerektiğini söylemiş. İyi bir önder olan şef, en yakın telefon kulübesine gittikten sonra Ulusal Hava Durumu Servisi'ni arayıp sormuş:
- Kış soğuk mu geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kış epey soğuk olacak.
Şef, köye geri dönüp odun toplama isini hızlandırmış.
Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış:
- Kış çok mu soğuk geçecek?
Telefondaki adam:
- Evet, bu kış gerçekten oldukça soğuk olacak.
Böylelikle şef geri dönüp adamlarına bulabildikleri bütün odun parçacıklarını dahi toplamalarını söylemiş.
Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış:
- Bu kışın çok soğuk geçeğine kesinlikle emin misiniz?
Telefondaki adam:
- Kesinlikle, Kızılderililer deli gibi odun topluyor.