28 Eylül 2020 Pazartesi 618 Okunma

Büyükerşen “Beni kimse arama gereği duymadı”

 Büyükerşen “Beni kimse arama gereği duymadı”

Yıl 1968…


İngiltere yüksek öğrenim görmüş nüfusu en fazla olan ülke.


2. Dünya savaşında bu nüfus azalıyor.


Savaş sonrası kuşak üniversite eğitimi görme fırsatı bulamadan iş hayatına atılmak zorunda kalır.


Bunu gören hükümetler “İkinci şans Üniversitesi” adıyla bir uygulama başlatır.


“Televizyon evlerin içine girdiğine göre, eğitim de aynı zamanda bir iletişim olduğuna göre, biz bu ikisini birleştirelim ve insanlarımızı üniversite binalarına getirmeden evlerinde eğitelim” derler.


Böylece dünya’da ilk kez uzaktan eğitimin ilk uygulaması hayata geçer.


Yılmaz Büyükerşen o yıllarda İngiltere’dedir ve uygulamanın aşamalarına bizzat şahit olmuştur.


 


xxx


 


Yıl 1972…


Türkiye’ye dönen Yılmaz Büyükerşen Açık Öğretim’i öneren “Açık Üniversite önerisi üzerine” isimli bir makale kaleme alır.


Makalesinde kısaca söylediği şudur;


-“Müezzinler bile hoparlör ve teypler vasıtasıyla modern teknolojiden yararlandıkları bir ülkede, üniversitelerimizin öğretimde TV teknolojisini kullanmak ve çağdaş öğretim düzeyine çıkmak yolunda öncülük etmesini beklemek, her halde b ülke halkının tabi bir hakkıdır”


Bu öneriyi yaptığı sırada Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde Televizyonla eğitim için bir stüdyo kurulur, Fransa’dan ithal edilen 3 kamera ile Eğitim enstitüsü kurulur.


 


xxx


 


Yıl 1974…


Ecevit hükümeti iktidara gelmiştir ve gelirken de “Üniversiteye giremeyen öğrenci kalmayacak” vaadinde bulunmuştur.


Büyükerşen’den, Açık Öğretim ile ilgili bir rapor isterler. Büyükerşen raporu hazırlar ve “Açık Öğretim’i uygulamaya talibiz” notunu da rapora iliştirir.


Üniversiteler arası kurul buna onay vermez.


Bunun üzerine hükümet “mektupla eğitim” başlatır.


Sonrasında gelen koalisyon hükümeti ise yay-kur adı ve TRT aracılığıyla eğitim programı başlatır.


Ancak bu uygulamalar ile başa çıkılamaz.


Bunun üzerine “programı devralın” teklifi gelir.


Büyükerşen “Yasa çıkartın. Açık Üniversiteyi açın. Kabul edelim” cevabı verir.


Kabul edilmez.


2 yıl içinde Mektupla Eğitim ve yay-Kur uygulamaları iflas eder.


 


Xxx


 


Yıl 1982…


Ülkede, Üniversitelerin kapısının önünde 420 bin öğrenci birikiyor.


Mevcut Üniversiteler bu öğrencilerin ancak 54 binini alacak kapasitede.


Ülkeyi yönetenler çaresizlikten kabul ediyorlar Büyükerşen’in Açık Öğretim sistemini.


Yasa çıkıyor.


Açık Öğretim Fakültesi kurulduğu yıl 30 bine yakın öğrenci kaydı yapıyor.


Bu rakam her yıl 50-100-200 derken birkaç yıl içinde 500 bin öğrenciye ulaşıyor.


Böylece, Açık Öğretim Fakültesi dünyanın en büyük 10 üniversitesinden biri haline geliyor.


 


xxx


 


İngiliz Açık Öğretim Üniversitesi “Bu işi biz başlattık ama bizi geride bıraktılar” düşüncesiyle, Yılmaz Büyükerşen’e Fahri Doktora veriyor.


Büyükerşen törende bir konuşma yapar ve şunu söyler; “Açık Öğretim başka dillerde de eğitim verebilir. Hatta dersler canlı yapılabilir. Başka ülkelerin üniversitelerinden de karşılıklı yararlanılabilir. Dahası, farklı diller anında çevrilebilir. Alt yazılarla diller tercüme edilebilir. Çünkü ilerde teknoloji bunu sağlamaya yetkin olacaktır”


Dediği gibi de olur. Süreç içinde öngörüleri gelişen teknoloji sayesinde bir bir gerçekleşir.


 


xxx


 


Şimdi gelelim şimdiki döneme…


Dünya’da pandemi süreci başlayınca, dünyanın tüm üniversiteleri uzaktan eğitim modeline dönmek zorunda kalırlar.


Pek çok üniversite için bu model var olan fakat denemedikleri, tecrübe sahibi olmadıkları bir modeldir.


O yüzden, pek çoğu Açık, yani uzaktan eğitim modelini tanımak ister.


İşte bunlardan biri olan ABD Güney Florida Üniversitesi, yaptığı araştırmalar sırasında Büyükerşen’in İngiltere’de aldığı fahri doktora tören konuşmasına rastlar.


Hemen irtibata geçerler…


-“Bize şu işi bir anlat.” derler.


Kabul eder Büyükerşen.


Üniversitenin iki öğretim üyesiyle bir programa katılır ve başından itibaren Açık Öğretim sürecini anlatır.


Orada sorarlar kendisine;


-“Ortada savaş yok, salgın yok, yıkım yok. Uzaktan eğitimi gerektirecek bir neden yok. Nereden aklınıza geldi böyle bir modeli yıllar önce uygulamaya koymak?” diye.


Büyükerşen cevaplar;


-“mevcut okul binaları eğitim görmek isteyen gençlerin bu isteğine olanak vermiyordu. Biz de kendi kendimize dedik ki ‘Eğitim sadece duvarlar içinde hapsolmamalı. Ne yapıp edip bu duvarları kaldırmalı, eğitimi mekânlardan kurtarmalıyız’ bunun de tek yolu uzaktan, yani açık öğretimdi.”


xxx


Ülkede EBA’nın çöktüğü ve ağır aksak işlediği bir dönemde, hikayeyi Büyükerşen’in ağzından bizzat dinlediğimizde ister istemez sorma gereği duyduk…


Şu anda, devletin uzaktan eğitim konusunda çok da başarılı olamadığını söyleyip; “sizi ta Florida’dan aradılar, sistemi sordular da, bizden kimse arayıp sormadı mı?” diye…


-“Valla kimse aramadı, bir şey sormadı. Sorma gereği duymadı.” dedi…


 


**********************************************


 


Bizim Balon da balon çıktı…


 


Yaklaşık 3 yıl önceydi.


Valilik, Turizm müdürlüğü, THK ve Bebka işbirliği ile Seyitgazi bölgesinde balon turizmi için deneme uçuşlarının başlayacağı duyduruldu


Çalışmanın; ilçenin turizm potansiyelini arttırmaya yönelik olduğu açıklandı…


Dönemin Seyitgazi Belediye başkanı Hasan Kalın yaptığı açıklamasında, Kapadokya ve Pamukkale’den sonra tarihi ve turistik güzelliklerin bir arada yer aldığı Seyitgazi’nin Türkiye’nin üçüncü balon merkezi olması için uğraşlarının devam edeceğini belirtti.


Sahiden de üzerinde THK yazan bir balon Seyitgazi semalarında deneme uçuşları yaptı.


Sonrası mı?


Bir daha o balondan haber alınamadı.


Galiba rüzgara kapılıp, başka diyarlara gitti.


Önceki gün televizyonda haberleri izlerken fark ettik.


Bizim balon uça uça Seyitgazi’den kalkıp taa Şanlıurfa’ya kadar gitmiş!


Balonlar bundan böyle Göbeklitepe’nin üzerinde uçacak, böylece Şanlıurfa Türkiye’nin balon turizmi olan 4’ncü bölgesi olacakmış…


Kısacası…


Bizim balon da, balon çıkmış…


 


***********************************


 


Vatandaşın kapasite kullanım oranı!


 


Berber sırası beklerken, önündeki çay ocağında çay içiyorum.


O sırada orta yaşlı iki kişi bir yandan çay içerken bir yandan da sohbet ediyor.


Sohbetin konusu; hayat pahalılığı…


Biri diğerine “Yetmiyor arkadaş! Yetmiyor” diye yakınıyor…


Diğeri ise onaylıyor kafasıyla.


Sohbete yan tarafta oturan ve elinde gazete olan  aynı yaşlardaki biri daha katılıyor…


-“siz öyle diyorsunuz da, bakın gazetede işlerin iyi olduğu söyleniyor. Hatta bakan çıkmış ‘kapasite kullanım oranı arttı. İyi yoldayız’ falan diyor” diye; biraz da kinaye içeren bir laf atıyor…


-“Yetmiyor” diyen çıkışıyor bunu söyleyene…


-“Valla benim kapasitem hiç artmıyor. Bırak aynı kalmasını her geçen gün azalıyor arkadaş” diye başlıyor önce…


Ardından…


 


-“Oturduğum ev aynı ev ama her yıl kira kapasitesi artıyor. Yaptığım alışveriş aynı alışveriş ama her ay yaptığım alışverişin de kapasitesi artıyor. Elektrik-su-doğalgaz desen ona keza… Bir tek benim emekli maaşı kapasitem artmıyor. Hep aynı kalıyor” diyor kızgın ve ciddi bir şekilde…