29 Eylül 2020 Salı 475 Okunma

Sorunları da çözüm yollarını da biliyorum…

Bugüne kadar birçok seçim gördüm.
Her seçim öncesi partiler adaylarını belirler, belirlenen adaylar da seçim çalışmalarına başlardı.
Seçime yönelik yaptıkları konuşmalarda ortak bir söylemleri olurdu hepsinin.
Sanki anlaşmışlar gibi her gittikleri yerde, her verdikleri röportajda, kısacası her ağızlarını açtıklarında kendileri ve partileri adına şunu söylemeden edemezlerdi;
-“Eskişehir’in sorunlarını da bu sorunların çözüm yollarını da çok iyi biliyoruz”
Hepsi özellikle ve önemle vurgulardı yukarıdaki söylemi…
Aralarında seçimi kaybedenler oldu…
Bildikleri sorunlar ve çözüm yolları onlarla birlikte yok olup gitti.
Ancak…
Aralarından bazıları seçimi kazandı, makama geçti, koltuğa oturdu.
İşin ilginç tarafı…
“Biliyorum” denilen sorunların hiçbiri hallolmadı.
Herhalde ya bildiklerini unuttular, ya da yine bildikleri çözüm yolları çıktı akıllarından…
O yüzden her seçim öncesi…
Sorunlar devam ettikçe gerek partiler gerek adaylar “sorunları biliyoruz” demeye devam ettiler. Bundan sonra da edecekler…
Ta ki seçilip, bildiği sorunları unutuncaya kadar…


.....


Yılların döngüsü devam ediyor…


Çinlilerin, ekonomik anlamda Dünya’nın her yerinde girişimleri var.
Futbol da Çinlilerin el attığı bir sektörlerin başında geliyor.
Dünya’nın her ülkesinde deli gibi futbol kulüpleri satın alıyorlar.
Türkiye de bulunan futbol kulüpleri de ilgi odakları içinde.
Çinlilerin ilgilendiği Türkiye’deki futbol kulüpleri için öncelikli kriter, kulübün şirket olması.
Dernek statüsünde olan kulüplerle kesinlikle ilgilenmiyorlar.
İşte bu nedenle çok yakın bir gelecekte, Türkiye’de bulunan ve şirket statüsünde olan pek çok futbol kulübünün Çinliler tarafından satın alınacağı söyleniyor.
O yüzden..
Sadece Çinliler de değil, futbol endüstrisine ekonomik anlamda girmek isteyen diğer ülke yatırımcıları için, Türkiye’deki futbol kulüplerinin süratle şirketleşmesi gerektiğinin üzeri çiziliyor.
HHH
Önümüzdeki süreçte yaşanacak olan bu global süreçten gelelim Eskişehirspor’a…
Yılmaz Büyükerşen’in ilk büyükşehir belediye başkanı olduğu 1999 tarihinden bu yana geçen süre içinde sürekli tekrarlanan şöyle bir durum var:
-Her Eskişehirspor yönetimi, göreve gelir gelmez ilk iş  Büyükerşen’den maddi destek ister…
-Büyükerşen her defasında bunun yasal olarak mümkün olmadığı belirtip, “Bu iş dernek statüsüyle kara düzen olmaz. Biran önce şirketleşin.” Tavsiyesi verir…
-Taraftar maddi destek vermediği için Büyükerşen’e kızar.
-Yönetimler ise bir yandan Büyükerşen’in “Şirketleşmeden diğer kulüplerle rekabet edemezsiniz” tavsiyesine hak verirken, diğer taraftan maddi destek vermediği için Büyükerşen’e tepki gösterir…
HHH
20 yıldır bu süreç döngü halinde böyle sürer gider…
Bu arada, herkes bir önceki başkan ve yönetimini suçlamayı sürdürür.
Görünen o ki bu kısır döngü bundan sonra da devam edecek.
Zira…
Hiçbir yönetim bugüne kadar (Sinan Özeçoğlu başkanlığındaki yönetim haricinde)şirketleşme ile ilgili ciddi bir çalışma içine girmedi.
Hiçbir yönetimin önceliği şirketleşme olmadı.
Bu olmadığı için Eskişehirspor dernek statüsünden bir türlü kurtulamadı.
Bundan sonra da kurtulamayacak gibi görünüyor.

HHH

İşin kötüsü…
Kulüp, girdiği ya da sokulduğu borç batağından, para bulamadığı için kurtulamıyor.
Aynı kulüp…
Yılların markası olması nedeniyle kapanamıyor.
Dahası…
Büyük ihtimalle “Geçmişte yapılanlar bir bir ortaya çıkacak diye” kayyuma da devredilemiyor.


.....


Mesele aynı mesele!


Roma İmparatorluğu döneminde, çalışmayan kitlelerin anarşiye kaymamaları ve yönetime karşı haklarını aramamaları için yılın belli dönemlerinde at yarışları ve gladyatör dövüşleri düzenlenirmiş. Ayrıca kentte yaşayan herkese belli miktarlarda mısır unu ve zeytinyağı gibi gıda yardımları da yapılırmış.
Böylece bir yandan imparatordan yardım alan fakir halk, diğer yandan da gösterilerin yapıldığı arenaya sokulur, gösterinin başlamasından kısa bir süre sonra birbirini vahşice katledecek olan gladyatörlerden birini destekler, böylece öfkesi alınır ve yukarıdakilerin neler yaptıklarıyla pek ilgilenmezlermiş.
Üstelik bu dönemde kitleleri bir araya getiren arenalar arttıkça sanata olan ilgi de azalırmış ve kitle kültürü sanatın önüne geçermiş.
Kısacası…
Durum, şimdinin futbol karşılaşmalarını, dizi filmlerini ya da televizyon programlarını izlemek için ekran karşısına geçen geniş kitlelerinkiyle birebir aynıymış.
Ömür Kurt, "Küçük Adamlara Büyük Oyunlar" isimli yazısında dile getirmiş.
Çok beğendik…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Süper markette alışveriş yapmakta olan genç adam, kendisini takip etmekte olan bir hanımı fark eder. Kadını görmezlikten gelse de,kadın dik dik bakmaya devam eder.Nihayet kasa önünde kuyruğa gelirler.Kadın adamın birkaç sıra önüne düşmüştür.Kadın derki:
-Özür dilerim. Böyle dikkatli bakmam sizi rahatsız etmiş olmalı. Üzgünüm ama geçenlerde ölen oğluma o kadar benziyorsunuz ki...
Adam şöyle cevap verir:
-Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?
-Evet yavrum az sonra eşyalarımı alıp çıkarken, ne olur bana güle güle anne diye seslene bilir misin?
Tabii ki der, genç adam.Yaşlı kadın çıkarken genç adam ona el sallar ve güle güle anne diye seslenir.Adam birisini mutlu etmenin mutluluğu içinde gülümser ve ödeme sırası kendine gelince kasanın 150 dolar yazdığını görür, kasiyere sorar:
-Bu nasıl olur, alt tarafı üç parça eşya aldım, der.
Kasiyer gayet sakin cevap verir:
"Anneniz hesabını sizin ödeyeceğinizi söyledi"