30 Eylül 2020 Çarşamba 586 Okunma

Hangi birine yetişeceksin ki?

İşçi emeklileri arıyor önce “Geçinemiyoruz arkadaş!” diyor.
HBYS personeli arıyor önce “Hala taşeron olarak çalışıyoruz. 4-B kadrosuna alınmıyoruz” diyor.
EYT’liler arıyor önce “bizim haklarımız gasp ediliyor. Niçin haklarımızı vermiyorlar!” diyor.
Esnaflar arıyor önce “Krediler niçin ertelenmiyor? Niçin taksitlendirilmiyor?” diyor.
Belediye işçileri arıyor önce “Bize niçin kadro verilmiyor?” diyor.
Mahkum yakınları arıyor, önce “Af yayası niçin çıkmıyor?” diyor.
Memurlar arıyor, önce “Söz verilen 3600 ek göstergeden niçin haber yok?” diyor.
Engelli vatandaşlar ve yakınları arıyor, önce “Kamuya alımlarda yüzde 3 olan oran niçin yükseltilmiyor. Biz insan değil miyiz?” diyor.
Piktes öğretmenleri arıyor, önce “Bize niçin yıllardır kadro verilmedi?” diyor.
Çiftçiler arıyor, önce “borçlarımızı niçin ötelemiyorlar. Silmiyorlar?” diyor.
Üniversite öğrencileri arıyor, önce “Af niçin gelmiyor?” diyor.
İşçi makinistler arıyor, önce “bizi niye memur yapmıyorlar?” diyor.
Sanayici arıyor, önce “Salgın bir yana bir de vergi müfettişleriyle uğraşıyoruz” diyor.
Tüccar arıyor, önce “sattığımız malı yerine koyamıyoruz” diyor.
Veliler arıyor, önce “Evde ne internet ne bilgisayar var. Çocukların hali ne olacak?” diyor.
İş adamları arıyor, önce “çeklere hapis cezası niçin kaldırılmıyor?” diyor.
KHK’lılar arıyor, önce “suçsuz olduğumuz kanıtlandı ama hala mağduruz” diyor.
Daha bunun gibi pek çokları arıyor, önce dertlerini söylüyor, ardından da “Niçin bizim bu sorunumuzu yazmıyorsunuz? Niçin bizim sesimiz olmuyorsunuz?” Diye bize sitem ediyor.
Hepsi devasa sorunlar…
Ama hepsine yetişilmiyor işte!
Hepsinin sesi olmak için her bir sorun için ayrı bir gazete çıkartmak gerekiyor.

O yüzden…
Olabildiğince yer vermeye, sesleri olmaya çalışıyoruz.
Ancak…
Mesele bizim dile getirmemizle hallolmuyor.
Her gün de yazsak yukarıdaki sorunları, sonuçta çözecek olanlar karar veriyor.
Ha bu arada unutmadan…
AK partililer de arıyor önce, “Ne olacak bu kalabak suyu sıkıntısı?” diyor.

Sonra da…
Yukarıdakiler misali “niye yazmıyorsunuz?” diyor…


.....


Sıkıntı var!


Belki içinizde hatırlayanlar olacaktır…
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmiş bir tarihte, partisinin il başkanları toplantısında konuşmuş ve şunları söylemişti:
"AK Parti sırça köşklerde siyaset yapan, halka tepeden bakan, kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen, milletin derdiyle dertlenmeyen siyasetçilerin yeri değildir, hiçbir zaman da olmamıştır."
***

Yine içinizde hatırlayanlar olacaktır…
Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu, geçmiş bir tarihte partisinin belediye başkanları toplantısında konuşmuş ve şunları söylemişti:
“Belediyede siyaset yapacak kişi sadece belediye başkanıdır. Yardımcılarınız, müdürleriniz ‘ben de siyaset yapacağım’ diyorsa onları kapının önüne bırakabilirsiniz. Hiç endişe etmeyin. Belediye başkanı burada tek siyasetçidir.”
***

Her iki liderin de partililerine uyarı yapması güzel.
Merak ettiğimiz…
Her iki lider de yaptığı uyarılara uyulup uyulmadığını kontrol edip etmediği.
Yaptığı uyarı yerine getiriliyorsa sorun yok…
Ancak…
Yaptıkları uyarılar havada kalıyorsa ve uyarıların takibi yapılmıyorsa sorun var demektir.
Bana kalırsa…
her iki liderin de yaptığı uyarılar havada kalmışa benziyor.
Zira…
Her iki partide de her iki konuda sıkıntı var!


.....


Bu sistem borçluyu koruyup,
alacaklıyı cezalandırmamalı...


Ticaretle uğraşan bir tüccar…
7.500 lira alacağı var birinden.
Aylar hatta yıllar geçmiş bir türlü tahsil edememiş.
Çaresiz icra takibini başlatmış.
Kafadan 2.700 lira masraf çıkmış.
Üstelik bu masrafın içinde Avukat ücreti de yok.
Onunla birlikte alacağı paranın yarısı daha işin başında uçmuş gitmiş.
Başlattığı icra takibinin sonunda paranın diğer yarısını da alıp almayacağı şüpheli…
-"Böyle sistem mi olur?" Diyor haklı olarak.
Bu sistemin alacaklıları değil, borçluları koruduğunu söylüyor.
Hatta...
Sistemin, borçluları değil, alacaklıları cezalandırdığını belirtip "Böyle bir sistemde kimse borcunu ödemez ki" diyor...
Sahiden de öyle...
Al malı, ödeme parasını, ne yaparsa yapsın!
İcraya verirse kendi bilir!
Hem alacağının yarısını bile alamaz, hem uğraştığı yanına kalır , hem de arada bir sürü yere bir sürü para gider.
Bu sistem gerçekten gözden geçirilmeli.
Borçluyu koruyup, alacaklıyı cezalandırmamalı.
Dahası...
Borçluları, borcunu ödememeye teşvik etmemeli, özendirmemeli...


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Toplu sözleşme pazarlığından yeni çıkmış sendika başkanı, salonda toplanmış isçilere ateşli bir söylev çekmektedir: 

"Yoldaşlar! Yönetimle yeni bir sözleşme yaptık. Bundan böyle haftanın dört günü daha çalışmayacağız!" 

Kalabalık, "Yaşasın!" diye bağırır. 

"Çalışma saatimiz beşte değil, dörtte bitecektir!" 
"Yaşaaaaaa!!" 

"Çalışmaya dokuzda değil, on birde başlayacağız!" 

"Helaaallll!!" 

"Maaşlarımız yüzde 150 artacaktır!" 

"Vaaaaaauuuuuvvvv!!" 

"Yalnızca Çarşambaları çalışacağız!" 

Bu sözün ardından derin bir sessizlik olur.
Derken arkalardan bir ses duyulur,
"Her Çarşamba mı?"