1 Ekim 2020 Perşembe 552 Okunma

İnanmadıkları şeyi niye söylerler ki?

Hükümet kanadından bir açıklama oluyor…
Örneğin yeni bir program açıklanıyor ya da yeni bir uygulama başlatılıyor.
Mesleki kuruluşlardan ertesi gün destek geliyor…
Kimi “Umut vat edici” diyor kimi ise “Sevindirici” diyor…
Kimi “Var olan sorunlarımızı sona erdirir” diyor, kimi ise “Buna ihtiyacımız vardı” diye teşekkür ediyor.
Ne açıklanan programı beğeniyorlar aslında ne de başlatılan uygulamanın dertlere çare olacağını.
Fakat bir türlü söylemiyorlar, söyleyemiyorlar bunu.
Üstelik; binlerce insanı temsil etmelerine rağmen.
İnanmadıklarını söylemeyi görev biliyorlar da, inandıkları doğruları söylemekten korkuyorlar…
-“Hükümet bu… Ne olur ne olmaz. Durup dururken karşı çıkıp kendimi riske atmayayım.” diyerek yapılan her açıklamayı umut olarak pompalıyorlar üyelerine ve kamuoyuna…
Bu doğru değil…
bu etik de değil…
Hatta…
Bu adil de değil…
Ama gelin görün ki hepsi yapıyor bunu…
Halbuki susmak da bir tepkidir bence…
İnanmadığına destek vermekten daha erdemli bir harekettir…
Ama gelin görün ki korkudan bunu bile yapmıyorlar…


....


Gelen yok giden eskisi gibi…


Ülke 6 ayı aşkın süredir salgınla boğuşuyor.
Bu süre zarfında pek çok işyeri aylarca kapalı kaldı.
Hala da kapalı olan bir sürü işyeri var.
Bunun yanı sıra…
Açık olmasına rağmen kapalı olmaktan farkı olmayan, kapatsa daha karlı olacak işyerleri de mevcut.
Kısacası…
Ticaret tam anlamıyla felç olmuş vaziyette.
Böyle bir süreçte kiralar işliyor.
Vergiler işliyor…
Personel giderleri işliyor…
Hatta…
Oda aidatları işliyor…
Gelen para yok ama giden para eskisinden farksız bir şekilde gidiyor.
Böylesine bir sürece kim dayanabilir ki?
Hangi esnaf ve tüccarın elinde bu süreci cebinden karşılayacak kadar imkan var ki?
Acilen bir şeyler yapılmalı…
Devlet hiçbir şey yapamıyorsa, Oda aidatlarını ötelemek değil uzunca bir süre hiç alınmamasını sağlamakla işe başlamalı.


.....


Bir de kiralık akıllar!


Bazı insanlar bir şeye inanır…
Daha doğrusu körü körüne bağlanır inandığına…
Onu o inancından hiç kimse alıkoyamaz, vazgeçiremez.
Çünkü o inandığına inanmaktadır!
Vazgeçerse, egosunun, karizmasının yerle bir olacağını düşünür ki, böyle bir duruma düşmek istemez.
O güne kadar edinmiş olduğu bilgileri sentez yeteneği yoktur.
Doğru ve yanlışı ayırt etme gibi bir derdi de yoktur.
Sizin ne söylediğinizle hiç mi hiç ilgilenmez.
Aklını, inandığı o şey neyse ona kiralamıştır bildiğiniz.
Kiraladığı akıl ne diyorsa alkışlar.
Kiraladığı aklın yaptığı her şeyi doğru kabul eder.
Kiraladı aklın ebedi destekçisidir.
İşte! Bu yüzden bu özelliği taşıyan insanlara bazı şeyleri anlatmak, bazı şeyleri ispat etmek son derece mantıksızdır.
Siz siz olun, bu insanlardan uzak durun…
Çünkü…
Kiralık akıl, dört tarafı duvarlarla çevrilidir…
Bırakın içeriye girmeyi, oksijenin bile giremediği akıldır kiralık akıl….


.....


Haklıyla beraber olmak zordur…


 İktidar ve yönetim değişikliğiyle birlikte değişen insanlar var.

Siyasi partiler, kamu kurum ve kuruluşları, dernek ve odalar, yani değişimin yaşandığı yerin neresi olduğu hiç önemli değil.
Seçim sonuçları ya da atama kararları açıklanır açıklanmaz, kendisini zafer kazanan partinin ya da göreve getirilen kişinin kapısında dizilenlerden bahsediyoruz…

Yani…
O güne kadar meyhaneden çıkmayıp, o günden sonra camiyi mesken tutan ya da tam tersini yapanlardan.
Hatta…
Değişimle birlikte düşüncesini, tavırlarını, yaşam tarzlarını jet hızıyla değiştirip, değişen yönetimin anında bir parçası olanlardan söz ediyoruz…
Bu duruma en güzel izahı, yıllar önce getirmiş Ferruh Bozbeyli…
Yönetimin değişmesiyle birlikte aynı hızla değişenler için şunu söylemiş:
“Bir yanlışlıktan, bir haksızlıktan yararlananlar, haksızlığa karşı koymak gereği duymazlar. İşte demokrasiyi hiçe sayanların gücü buradan geliyor.
Bazı kimseler, haklıyla beraber olmaktansa, güçlüyle beraber olmayı daha avantajlı bulurlar. Haklıyla beraber olmak zordur. Emek ister, fedakârlık ister. Çileli iştir vesselâm.
Oysa güçlünün hizmetine girmek rahatlıktır.
Güçlünün gölgesinde ona da bir şemsiyelik yer düşer. Kusuruna bakılmaz, eksiği görülmez. Sadakati her lekeyi örter.”


.....


BİRAZDA
 GÜLMEK LAZIM


Rehber İstanbul da bir Amerikan turist kafilesini gezdiriyormuş ve İstanbul hakkında bilgiler veriyormuş
- "işte burası 1. boğaz köprüsü su tarihte yapıldı inşaatı 3 sene sürdü" anlatmaya başlamış ki Amerikalı lafı bölerek
- "ooooo biz aynı köprüyü 2 senede bitirdik hem de bundan daha büyüktü." der. Rehber bozulur biraz derken... Sabancının ikiz kulelerin yanından geçerken rehber gene anlatmaya başlar
- "şu kadar metre yüksek 2,5 senede yapıldı" Amerikalı gene lafa karışır
- "bizde daha yüksekleri var 2 senede bitirdik" der ve rehber gene bozulur... tur devam ederken gurup Sultan Ahmet Camisinin önünden geçerken
- "Amerikalı sorar bu ne zaman yapıldı" diye sorar Rehberde
- "iki gün önce yoktu ne zaman yapmışlar bende hatırlamıyorum..."