21 Ekim 2020 Çarşamba 809 Okunma

Yine de seviniyoruz, avunuyoruz

Uluslar arası havaalanın var ama yurtiçi uçuşların yok…
Yine de…
Haftada bir Brüksel’e uçuş yapılıyor diye seviniyor, şehir olarak avunuyorsun.
***
Karayollarının merkezinde olan bir şehirsin ama alternatif bir tek çevreyolun yok.
Yine de…
Var olan şehir içinden geçen çevreyolu karşılıklı 3 şeride çıkartıldı diye seviniyor, şehir olarak avunuyorsun…
***
Demiryollarının merkezinde olan bir şehirsin ama direkt limana demiryolu bağlantın yok.
Yine de…
Dolaylı yoldan limana bağlanılıyoruz  diye seviniyor, şehir olarak avunuyorsun…
***
Üretim merkezi bir şehirsin güya ama ne yerli otomobil, ne yerli hızlı tren ne de yerli uçak projelerinde ismin geçmiyor.
Yine de…
Bunların yan sanayisini üretme umudu taşıyıp, seviniyor ve şehir olarak avunuyorsun.
HHH
Eğitim kentisin ama bir tek vakıf üniversiten yok…
Yine de…
Bir üniversiteden 3 üniversite doğdu diye seviniyor, şehir olarak avunuyorsun.
***
Sanayi-Ticaret kentisin sözde ama bir tek holdinge sahipliğin yok. Türkiye’nin ilk 500 firması arasında 5’i geçen firman yok.
Yine de…
Firma sayısı 5’den aşağıya düşmediği için seviniyor, şehir olarak avunuyorsun.
***
Tarım kentisin ya, ne kadar tarım arazisi varsa maden ile yok edilmeye kalkılıyor.
Yine de…
“Bu işten vazgeçerler inşallah” dile seviniyor, şehir olarak avunuyorsun.
***
Sonuç itibariyle…
Yalanlarla kandırılıp, vaatlerle avutulmaya şehir olarak  öylesine alıştırılmışız ki, en küçük teselli bile sevindirir ve avutur olmuş hepimizi…


.....


Güvenilir sınav yapması en önemli özelliğiydi halbuki…


Türkiye’de “sınav” denildiğinde akla Anadolu Üniversitesi gelirdi…
Açık Öğretim Fakültesi, Anadolu Üniversitesine, “Sınav organizasyonu” konusunda büyük bir deneyim ve beceri kazandırdı.
İşte bu beceri ve deneyim neticesinde bir dönem ülkedeki neredeyse tüm kamu ve özel kuruluşların sınavları Anadolu Üniversitesi tarafından yapıldı.
Anadolu Üniversitesi soru hazırlamaktan tutun da sınav mekanlarının belirlenmesine kadar üstlendiği tüm bu sınav organizasyonlarından başarıyla çıktı.
Bu da Anadolu Üniversitesine, yaptığı başarılı sınavlar nedeniyle güven duyulmasını sağladı.
HHH
Aynı Anadolu Üniversitesi, geçtiğimiz 4 Ekim tarihi’nde, sağlık bakanlığı ile Görevde Yükselme ve Unvan değişikliği sınavını gerçekleştirdi.
Yazılı sınav sonucunun açıklanmasıyla birlikte büyük bir hayal kırıklığı çıktı ortaya.
Zira…
29 branşta 80 soru iptal edildiği açıklandı.
9 branştan 35 sorunun da cevap şıkkı değiştirildi.
Görevde Yükselme ve Unvan değişikliği sınavına giren Sağlık çalışanları bile işin içinden çıkamaz hale geldi.
***
Sonuç olarak…
Türkiye’nin “Sınav yapmada” en ekili, en yetkili ve en güvenilir kurumu olan Anadolu Üniversitesi’ne yakışmayan bir durum çıktı ortaya…
Bu köşede sık sık dile getiriyoruz…
Anadolu Üniversitesi, zaman içinde yanlış yönetim anlayışı ile çoğu değerini kaybetti.
Keşke bunlara “güvenilir sınav yapma” eklenmeseydi…


.....


Siyasete bağlamayacağız…
siz isterseniz bağlayın…


Köylünün biri, ineklerin sütünden tereyağı yapardı.
Her gün tereyağının bir kilosunu kasabadaki fırıncıya satardı.
Aldığı paranın bir kısmıyla fırıncıdan bir ekmek alır, köyüne dönerdi.
Bir gün fırıncı köylüye çıkışmaya başladı.
-“Ben sana güvenerek getirdiğin yağları hiç tartmadan aldım. Müşterilerime sattım. Oysaki sen yağları eksik tartıyormuşsun. Seni şikâyet edeceğim”
Köylü yağları kendisinin tarttığını, hepsinin de bir kilo olduğunu söyledi.
Fırıncı, köylünün o gün getirdiği yağı tarttı, yağ bir kilodan azdı.
Fırıncı, köylüyü mahkemeye verdi. Fırıncıyı dinleyen hakim köylüye dönerek:
-“Sen bu adamı kandırıyormuşsun. Tartıda haksızlık yapıyormuşsun. Doğru mu?”
Köylü:
-“Sayın hakim! Ben fırıncıya her gün bir kilo yağ veririm. Alacağım paranın bir kısmıyla kendisinden bir ekmek alırım. Köydeki terazimin gramları çoktandır kayıp. Ben, gram olarak fırıncının bir kilo diye verdiği ekmeği kullanırım. Eğer fırıncının ekmeği bir kilodan azsa benim yağım da az olur.”
Fırıncı birden telaşlandı.
Davasından vazgeçmek istedi.
Hakim kabul etmedi. Fırına adam gönderdi. Birkaç ekmek getirtip tarttı. Ekmeklerin hepsi bir kilodan azdı.
Anlayacağınız…
Köylü davayı kazanmış, fırıncının hilesi ortaya çıkmıştı.
Şimdi bu hikâyeyi siyasete bağlamamızı bekliyorsunuz değil mi?
Ama bağlamayacağız.
Çok istiyorsanız biraz kafa yorup siz bağlayın bu hikayeyi siyasete.
Fırıncı kim?, Çiftçi Kim, Hakim kim?
Düşünün bakalım?
Eğer hiçbir şekilde bir yere bağlayamadıysanız da çok önemsemeyin.
En azından iyi bir hikaye bu.
Dağarcığınızda dursun…
Belki ilerde bir şekilde faydası olur, yararlanırsınız…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Temel çok zengin ayrıca prestiji de sağlam. Bir gün otelin birinin kral dairesinde ummadık bir şey oluyor. Temel altına kaçırıyor.
Temel pantolonu falan fazla kirlenmediğine seviniyor ama çorap batmış. Şimdi komiyi çağırsa rezil olacak. En iyisi diyor
pencereden aşağı atayım. Çorabı pencereden sallarken elinden kaçıyor ve tavana çarpıp yere düşüyor. Eyvah. Tavan mahvoldu.
Çaresiz artık komiyi çağırıyor. Komi içeri giriyor. Temel:
- “Şu tavandakini temizle sana bir maaşın kadar avans vereyim.”
Komi çok şaşkın şekilde cevap veriyor:
- “Sen onu oraya nasıl yaptığını söyle ben sana iki maaşımı vereyim.”