22 Ekim 2020 Perşembe 568 Okunma

Siyasette yeni tartışma; “Biz yaptık-Aman sizin olsun”

Eskişehir’de;
CHP’li belediyeler ile AK parti arasında yıllardır “Engelli siyaseti” yaşandı…
CHP’li belediye başkanları, iktidar partisinin sürekli olarak belediye hizmetlerini engellediğini ileri sürdü örnekleriyle.
Hatta…
Belediye başkanları bir dönem, iktidar tarafından engellenen hizmetlerin sıralandığı bir kitapçık çıkartma hazırlığı dahi yaptı.
Buna karşılık…
İktidar partisi ise asıl iktidar hizmetlerinin CHP’li belediye başkanları tarafından engellendiğini ileri sürdü sürekli…
İktidar cephesi, bir yandan “Engelleme” suçlamasını kabul etmezken, bir taraftan da her fırsatta “Eskişehir’e hizmetlerin gelmesini asıl engelleyen asıl CHP’li belediyelerdir” açıklaması yaptı.
***
Eskişehir’de, CHP’li belediyeler ile AK parti arasında, neredeyse 15-16 yıl süren karşılıklı “Engelli Siyaset” son birkaç yıldır “Hizmetlere sahip çıkılıyor” siyasetine dönüştü.
AK parti her fırsatta “Eskişehir’de yaptığımız her hizmete CHP’li belediyeler sahip çıkıyor. Bizim hizmetlerimiz sahiplenilerek algı yaratılıyor.” suçlamasında bulunurken, CHP cenahından bu suçlamalara “belediyelerin yaptığı hizmet ortada. Böyle bir sahiplenmeye ihtiyacımız yok. Kaldı ki, ortada iktidarın bu şehre yapmış olduğu sahiplenecek bir hizmet de yok” cevabı geldi.
***
Bir süredir, CHP’li belediyeler ile AK parti arasında karşılıklı yaşanan  “Engellenme” ve “sahip çıkılıyor” iddialarını duymaz olmuştuk.
Kongreler süreci bu tartışmayı yine şehrin gündemine taşıyıverdi…
AK Parti il başkanı zihni Çalışkan, partisinin Odunpazarı ilçe kongresinde “CHP’li belediyeler inşallah yaptığımız Millet Bahçesi’ni sahiplenmeye kalkmaz.” Deyince CHP il başkanı bu sözlere sosyal medya hesabından ironi içeren bir cevap verdi ve “Eskişehir Millet Bahçesini CHP belediyelerimiz yapmamıştır” dedi…
***

Sonuç olarak…
 “Engelleniyoruz-Asıl biz engelleniyoruz” siyaseti geride kaldı.
Şimdi…
“Biz yaptık-Aman sizin olsun” siyaseti girdi vizyona…


.....


Tehlike çanları
şimdiden çalmaya başladı…


-Alınan önlemlere ve sağlanan tasarrufa rağmen barajlarımızdaki 2020 yılı mevcut doluluk oranı tehlikeli seviyeye düşmüştür…
-Önceliğin Eskişehir’in içme ve kullanma suyu olduğu, kuraklığın etkisinin artma eğilimiyle devam edeceği ön görüldüğü için Eskişehir sulamasında bir takım önlemler alınması kaçınılmaz olmuştur.
Buna göre;
1-2021 yılı sulama sezonunda, sadece hububat ekilişine su verilecek olup, diğer ürünlere ve 2. Ürün ekimine su verilmeyecektir. O yüzden çiftçilerimiz uygun bitki ekimi yapmalıdır.
2-2021 yılı sulama sezonunda salma-vahşi sulama yapılmasına izin verilmeyecektir. Bunun yerine yağmurlama ve damlalama sulama yapılabilecektir.
3-Sulama uygulama esaslarına bağlı kalınarak sulama yapılacaktır.
4-Çiftçilerimizin aşırı su kullanımı engellenecektir.
5-2020-2021 kış sezonunda Porsuk barajına beklenen suyun gelmemesi durumunda ekstra önlemler alınacaktır.
***

Yukarıdaki söz konusu açıklama, Sulama Birliğinin birkaç gün önce yaptığı ve ilgili kurum ve kuruluşlara dağıttığı bir açıklama.
Açıklama baştan sona Eskişehir için tehlike çanlarının şimdiden çaldığını gösteriyor…
Kış’a girerken Eskişehir’in susuzlukla karşı karşıya kaldığını şimdiden haber veriyor…
Dahası…
Bu durumun çiftçiyi de önümüzdeki süreç içinde mahvedeceğinin resmen sinyallerini veriyor…


.....


Biz izah edemedik…


Süleyman Demirel’in ünlü sözlerinden biridir bu…
Anlayamadığı, mantığını kavrayamadığı, kendisine saçma gelen hemen her konuda görüşü sorulduğunda,  o bilindik şivesiyle “Vaa mı bunun izah tarzı gardeşim” der, konunun mantıksızlığını daha fazla sözlerle anlatma çabası içine girmezdi.
Belki de, yaşanan mantıksızlığı ifade etmenin en kolay yolu olarak bu sözü şiar edinmişti kendisi…
İşte! Aşağıda anlatacağımız da merhum Demirel’in “Vaa mı bunun izah tarzı gardeşim” diye açıklayabileceği türden bir olay…
Efendim!
Karşılaştığımız, özellikle konuyu açtığımız,  konuştuğumuz insanlara soruyoruz ekonomik vaziyeti…
Duruma “İyi” diyen de var “çok kötü” diyen de…
Yaptığımız görüşme ve konuşmalardan ortaya çıkan ilginç tespit ise, geliri 2 bin liranın altında olan insanların “Ekonomi iyi”, geliri 2 bin liranın üzerinde olan insanların ise “Ekonomi kötü” yorumunda bulunmaları…
Gerçekten ilginç bir sonuç bu…
Ekonomi kötü ise, bundan öncelikle alt gelir grubunda yaşayan insanların etkilenmesi ve yakınması lazım değil mi?
Burada iş tam tersine işliyor…
Geliri düşük olanlar, belki de siyaseten ekonominin öyle çok da kötü olmadığını söylerken, geliri daha iyi olanlar, belki de yine siyaseten kötü bir ekonomi ile karşı karşıya bulunduklarını ve bundan büyük endişe duyduklarını ifade ediyor…
Dışarıdan baktığınızda zannedersiniz ki, aynı mal düşük gelir sahiplerine daha ucuz, yüksek gelir sahiplerine daha yüksek fiyattan satılıyor…

Sonuç olarak:
Mevcut durum, az gelirlilerin ekonomik gidişat karşısında daha rahat, geliri iyi olanların ise bir hayli rahatsız olduğunu ortaya koyuyor ki, insan var olan bu duruma mantıklı bir izah getirmekte zorlanıyor…
Demirel’in söylemiyle “Vaa mı bunun izah tarzı gardeşim” diyesi geliyor…


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Adam elinde bir bıçak ile camiye girer: “Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır. Herkes susar. Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der. Bıçaklı adam amcaya, bir dakika dışarı gelir misin diyerek koluna girer camiden çıkarlar. Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami, kurallara uygun keselim” der. Amca koyunu kesmeye başlar. Yaşlılık bu ya her taraf kan olur. Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der. Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır. “İçinizde başka bir Müslüman var mı ?” Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat ses çıkarmaz, ama topluca dönüp imama bakarlar. İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırmakla Müslüman mı olduk!” der...