26 Ekim 2020 Pazartesi 616 Okunma

Hayretler içinde asıl biz kaldık...

Nihat Hatipoğlu bir sokaktan geçerken dört tane genç kızı görmüş bira içerken.
Hayret etmiş!
Hatta genç kızlar kendisini görünce biraları saklamaya kalkmış.
Nasıl olurmuş?
Dört genç kız nasıl bira içermiş?
Üstelik bir de kendisini görünce biraları saklarlarmış?
Mış da mış işte...
XXX
Nihat Hatipoğlu'nun sokaklarda dolaşırken işsiz gençlere değil de bira içen gençlere denk gelmesine ne diyorsunuz?
Ya da çöpten yiyecek toplayanlara?
Sokaklarda dolaşırken öldürülen, darp edilen,tacize uğrayan kadınlara niye denk gelmez bir türlü?
Neden cin çıkartmak için gittiği sözde hocaların tecavüzüne, tacizine uğrayanlara niçin hiç denk gelmez?
Namaza son model otomobil ile gidenler...
Yurtlarda tacize uğrayan çocuklar...
Yokluktan intihar teşebbüsünde bulunanlar...
İşkence edilen hayvanlar...
Ellerindeki tüm birikimini dolandırıcılara kaptıranlar.
İşini kaybedenler...
Cebinde 20 lirası olmayan emekliler...
Elinde ne var ne soksa satmak zorunda kalan çiftçiler...
Kirayı bile ödeyemez hale gelen esnaflar.
Sattığı malın yerine yenisini koyamayan esnaflar.
Üretimden vazgeçip fabrikasını kiraya vermek zorunda kalan sanayiciler.
Vergi yükü altında ezilen mükellefler.
Kredi kartları yüzünden önümüzdeki 10 yılı borç içinde geçecek vatandaşlar...
Bunlardan hiçbiri değil de, Nihat Hatipoğlu'nun sokakta karşısına neden bira içen genç kızlar çıkıyor?
Saydıklarımızın hiçbiri yok da, sadece genç kızların bira içtiği sokaklar mı var bu ülkede.
Dinen ve ahlaken her şey tıkırında da, sadece bira içen kızlar mı bozuyor bu ahengi?
Yukarıda saydıklarımız konuşmaya ve gündeme getirilmeye değmez de dört genç kızın bira içiyor olması mı hayret edilecek bir şey?
XXX
Neymiş?
Nihat Hatipoğlu sokaktan geçerken dört tane genç kızı bira içerken görmüş...
Neymiş?
Üstüne üstlük, bira içen genç kızlar kendini görünce biraları saklamış.
Neymiş?
Bu manzarayı görünce hayretler içinde kalmış!
Ne diyelim?
Eğer ben Nihat Hatipoğlu olsaydım.
Sokaktan geçerken dört genç kızı bira içerken görüp, biraları sakladıklarına da şahit olsaydım.
Söyleyeceğim tek şey şu olurdu:
-"Genç kızların bira içmeleri bana göre doğru değil ama en azından beni görünce ellerindeki biraları saklamaları en azından takdir edilecek bir durum. Muhtamelen ben onların sevdiği bir insan değilim ama bu genç kızlar bu hareketleriyle sevmedikleri insana dahi saygı duyulacağını biliyor ve öyle de davranıyor." derdim.
Ama o demiş?
"Bira içtiklerini gördüğüm zaman hayretler içinde kaldım" demiş ya,,,
Aslına bakarsanız...
Hayretler içinde kalmasına, hayretler içinde kalındığı bir durum var ortada!



 


*******************************


 


Koku ile yaşamak…


 


Şeker Fabrikası şehrin merkezinde kalan, yıllardır Eskişehir’de binlerce insanın çalışarak ekmek yediği, çiftçilerin ürününü satarak geçimini sağladığı Cumhuriyet dönemine ait bir fabrika…


İşte bu Şeker Fabrikası aylardır şehri koku içinde bırakıyor.


Fabrika’dan yayılan koku yüzünden şikayetler ve yakınmalar her geçen gün artıyor.


Yakınmalar öylesine çoğaldı ki, “Şeker Fabrikası şehir dışına taşınsın” önerileri gelmeye başladı.


Şehrin önemli bir bölümünün sürekli bu koku ile yaşayamayacağını söyleyenler “Şeker Fabrikası  şehrin en ücra köşesine taşınmalı” demeye başladı.


xxx


Bu arada…


Şeker Fabrikası yöneticileri ise kokunun nedeninin, bu yıl salgın nedeniyle ihtiyaç duyulan alkol üretimi olduğunu açıkladı.


Yani…


“Alkol üretimi yaptığımız için bu koku var. Bugüne kadar fabrikada alkol üretimi yapılmıyordu. Salgın nedeniyle alkol ihtiyacı artınca, talimat üzerine alkol üretimine başlanıldı. Bu üretim de kokuya neden oluyor” denildi.


xxx


Şeker Fabrikası yöneticileri kokunun, alkol üretimine başlanması nedeniyle olduğunu açıklarken, fabrika çevresindeki mahallelerde oturan vatandaşlar, aynı kokunun yıllardır var olduğunu, alkol üretimi yapılmadan önce de aynı koku ile yaşadıklarını söylüyorlar.


 “Koku tüm şehre yayılınca herkes durumun farkına daha yeni vardı” diyorlar.


xxx


Sonuç olarak…


Bir yanda, Cumhuriyet döneminde kurulmuş, binlerce çiftçiye iş ve aş sağlamış, üretim yaparak ülkenin şeker ihtiyacını karşılamış ve karşılamaya da devam eden bir Şeker fabrikası…


Diğer tarafta da, yaptığı üretim yüzünden yaydığı koku nedeniyle “İllallah” diyen bir şehir halkı var…


Öncelikle şunu söyleyelim; Şeker fabrikasının şehrin ortasında kalmış olması fabrikasının suçu değil.


Zira…
Kurulduğu yıllarda fabrika yeri şehir yerleşim yerinin epey dışındaymış.


Sonraki yıllarda çevresi yerleşim yerleri haline getirilmiş ve fabrika bu yerleşim yerlerinin ortasında kalıvermiş.


Ancak bu durum, fabrikanın yaydığı dayanılmaz koku ile insanların yaşıyor gerçeğini ortadan kaldırmıyor.


Fabrikanın taşınması halinde, taşınma maliyetlerinin üretim gelirlerini ne yönde etkileyeceğini bilemiyoruz.


Belki de, maliyeti yüzünden fabrikanın şehir dışına taşınması olasılı hiç yok…


Koca fabrikanın kapanmasına da göz yummayacağımıza göre, yapılacak tek şey kalıyor; o da üretimini sürdürecek olan fabrikanın ne yapıp edip şehre yaydığı kokuyu bir şekilde engelleyecek yöntemin bulmasıdır,


Bu söylediğimiz arıtma ile mi olur ya da kimyasal müdahalelerle mi bilemiyoruz ama şehirde bu koku devam ettiği müddetçe, “koku” sorunu Eskişehir’in en büyük sorunlarından biri olmayı sürdürecek, insanlar bu koku ile yaşamaya mahkum ettirilecektir.


 


***********


 


Kral ve çevresindekiler!


 


Kralın biri taht odasında otururken, pencereden sesler gelmiş.
”Güzel elmalarım vaaaaaar!” 
Bakmış, ihtiyar biri, at arabasında elma satıyor. Etrafında müşteriler. 
Kralın canı çekmiş ve başbakanı çağırmış;
– Al sana beş altın, koş bana elma al.
Başbakan bakanı çağırmış;
– Al sana dört altın, koş elma al.
Bakan saray sorumlusunu çağırmış;
– Al sana üç altın, koş elma al.
Saray sorumlusu muhafız komutanını çağırmış;
– Al sana iki altın, koş elma al.
Komutan nöbetçiyi çağırmış;
– Al sana bir altın, koş elma al.
Nöbetçi çıkmış satıcı ihtiyarı yakasından tutmuş ve;
– Hey sen, ne bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Arabana da elmalara da el koyuyorum.
Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş;
– İşte şef, iyi dalavere çevirdim. Bir altına yarım araba elma.
Komutan saray sorumlusuna dönmüş;
– İşte, iki altına bir çuval elma.
Saray sorumlusu bakana dönmüş;
– İşte, üç altına bir torba elma.
Bakan başbakan’a dönmüş;
– İşte, dört altına yarım torba elma.
Başbakan kralın huzuruna çıkmış;
– İşte kralım, emrettiğiniz gibi. Buyurun, beş elma.
Oturuyor kral taht odasında ve düşünüyor;
”Beş elma-beş altın. 
Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor.. 
Demekki vatandaşın durumu çok iyi.Bu halkın vergilerini hemen arttırmam lazım!”
Burdan anlayacağımız şu ki ; 
Öncelikle kral iyi olacak…
Kral iyi oldu diyelim! ne kadar iyi olursa olsun kralın çevresindekilerde kraldan iyi olmadıkça düzen sağlanamaz.


 


*********


 


Biraz da gülmek lazım


Adamın biri gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş.
İş ilanında üniversite mezunu, iyi Fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yaziyormus.
- Hosgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.