25 Ocak 2021 Pazartesi 623 Okunma

Yazıp çizmenin bir anlamı kaldı mı?

Sultan bir bağa girip, ağaçtan bir elma kopartırsa, bundan yüz bulan adamları ağaçları kökünden söker.
Komutan 5 tane yumurtayı parasız alırsa, ordunun içinde tavuğun 5 bini birden kızarmaya başlar.
Zalim sonunda ölür gider de, lanetle anılan ismi dünyada kalır.
Ne güzel söylemiş değil mi Şadi Şirazi.
Sanki yüzyıllar öncesinden bu günlerin Türkiyesini işaret etmiş.
Şimdi böyle bir Sultan, böyle bir komutan varsa, altındaki insanlar bizi-sizi örnek alacak değil ya...
İster istemez şiirde söylendiği gibi sultanlarını-komutanlarını örnek alıyor.
Onlar yukarıda ne yapıyorsa, bunlar da aşağıda aynısının fdaha fazlasını yapıyor.
Her neyse...
Konumuz şiir değil elbette...
Konumuz; Şiirin konusu...

***

Maalesef Eskişehir'de bile sayısız örnekleri var.
Ve maalesef bu örnekler her geçen gün artıyor.
Mesele; Torpil ve kayırmacılık...
Birileri sürekli  hak etmediği makamlara geliyor...
Birileri sürekli babası-dayısı sayesinde hak etmedikleri görevlere atanıyor.
Birileri,  eş, dost ve akrabaları sayesinde sürekli,  başkalarının hakkını da yeme pahasına, rüyalarında bile göremeyecekleri işlere yerleşiyor...
Artık o kadar aleni ve fütursuzca yapılıyor hale geldi ki bu iş, torpil ve kayırmacılık normal bir prosedür gibi algılanmaya başlandı.

***

Öylesine bir hale geldi ki bu mesele...
Torpil ve Kayırmacılık haberleri artık kimseyi şaşırtmıyor.
Yabancı dili olmayan birinin ateşe olmasını...
Hayvanat Bahçesi müdürünün Rektör olmasını...
Rektörün yedi göbek sülalesini işe almasını...
Gassalın daire başkanı, rektör yardımcısının kızının akademisyen olmasını artık kimse garipsemiyor.
Büyük bir çoğunluk artık bu tür torpil ve kayırmacılığı  gayet olağan karşılıyor.
Sadece bu tür haksızlıkları içlerine bir türlü sindiremeyen bazı dürüst insanlar  soruyor  ”Bir  dolu haksız, hukuksuz, liyakstsiz, etik değerlere aykırı işe alımlar ve atamalar oluyor. Niçin yazıp çizmiyorsunuz?” diye...
Sonuna kadar haklılar...
Ancak...
Bizlerin yazıp çizmesi de artık fayda etmiyor.
Çünkü umursamıyorlar!
Bir faydası olmuyor!
İşin kötüsü yapılanların hepsi bir zaman zarfında unutuluyor ve kabulleniliyor.
Hak yenildiğiyle kalırken, yapanın da yaptığı yanına kar kalıyor...

***

İşin gerçeği...
Hemen her gün bir yenisini duyduğumuz torpil va kayırmacılık ile ilgili haberleri artık yazıp çizmenin ne bir anlamı ne de bir haber değeri kaldı.
Artık bu süreçte, birilerinin torpili olmadan, bileğinin  hakkı ile bir işe girebiliyor olması haber değeri taşır hale geldi.
Ne yazık ki biz böyle bir habere daha ulaşamadık!
Ulaşırsak söz; en büyük puntolarla yapacağız bu haberi!
Torpili olmadan hiç şansları yok ama biz yine de  hak ettiği bir işe hak ederek  girebilmiş birinin haberini yapmayı klavyemiz başında  umut ve hasretle bekliyor olacağız...


.....


İnsan üzülüyor...


Şehirde bazı insanlar var.
Nereden görev edindiler bilemiyorum ama şehri dizayn etme gibibir misyon çıkartmışlar kendilerine.
Çiddi ciddi şehri dizayn ettiklerini zannediyorlar iyi mi?
Şehirde kendiliğinden bir şey oluyor ya, hah işte bunlar o olanın kendi dizaynları sonucu olduğuna inanıyorlar.
Her biri şehrin en önemli aktörü zannediyor kendini.
Her biri kanaat önderi olduğunu falan zannediyor.
Kimi parası, kimi makamı, kimi de ilişkileri sayesinde “Bu şehirde benim istemediğim Hiçbir şey olmaz” havasında.
Bir de havaya girmişler ki sormayın.
Bakıyorsunuz, şehri dizayn ettiğini zannedenler kendi işini gücünü doğru dürüst dizayn edememiş.
Bazen insanın kafası da karışmıyor değil hani...
Bakıyorsunuz, ortada yönetilemeyen bir şehir...
Diğer tarafta şehri dizayn edip,  yönettiğini söyleyen birileri...
- “Doğru mu lan yoksa! Sahiden bunlar dizayn ettiği, yönettiği için mi bu şehir böyle?” diye düşünmeden edemiyor insan!


.....


Umurumuzda bile değil!


Türkiye’yi ayağa kaldıran tacizler, tecavüzler, cinayetler oluyor.
3-4 gün başka bir şey konuşmuyoruz.
Sonra unutuluyor.
Yolsuzluk, rüşvet, zimmet oluyor…
Bir-iki gün konuşuyoruz, yine unutuyoruz.
Deprem oldu birkaç ay önce…
Bugün konuşan bile yok. Unutuldu gitti.
birkaç ay önce  8 şehit verdik.
Bugün aklına gelen bile yok.
Nasıl bir ruh hali sahibi olduk.
Buna nasıl alıştık, alıştırıldık?
Hiçbir şey umurumuzda olmuyor.
Artık hiçbir şey şaşırtmıyor bizi.
Artık hiçbir şeyin önemi kalmadı sanki…


.....


Sıra nereye geliyor dersiniz?


-Dayanışmanın yok olması.
-Üretimin zayıflaması.
-Tüketim çılgınlığı.
-Vergilerin artması.
-Liyakatin dikkate alınmaması
-Adaletsizliğin yaygınlaşması.
-Umutların kırılması.
-Göçün hızlanması.
-İblisane bir gurur ve kibir.
-Gösteriş, riyakarlık ve yalakalık.
-En kötüsü de: Her şey normalmiş gibi, bütün bunları görmezden gelen ve kabullenen bir topluğun olması.
***

700 yüzyıl önce yaşamış olan İbni Haldun, bir toplumun çöküş nedenlerini yukarıdaki şekliyle sıralamış.
Yüzyıllar öncesinden böyle bir sıralama yapmış…
Tek tek bir daha okuduğunuzda şunu göreceksiniz:
Maşallah hiçbirini atlamamışız ülke olarak…
Tek tek yerine getirmişiz yapılması gerekenleri!
Sıra haliyle çöküşe gelmiş…
Böyle giderse ve akıllanmazsak, o da olacak sanki!


......


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


    Azerinin biri hamamı çok severmiş. Kalkmış bir gün hamama gitmiş. Güzelce yıkanmış. Göbek taşında yatmış. Sonra çıkmış dışarıda bir müddet uzanmış. Bir de limonlu çay içmiş. Sonra kurulanıp üzerini giymiş. Kasaya doğru yürümüş. Elini cüzdanına atmış. Cüzdan yok. Hamamcıya cüzdanının çalındığını söylemiş.
Hamamcı buna çok kızmış,- biz hırsız mıyız? diye.
Hamamcı ve adamları, adamı güzel bir dövmüşler.
Aradan bir iki ay geçmiş. Bizimki yine kalkmış gitmiş hamama. Yine yıkanmış. Keyif etmiş sonra çıkmış. Bir süre soyunma odasında uzandıktan sonra kurulanmış. Elbiselerini giymek için askıya bakmış. Bir de ne görsün. Sadece bir kemer kalmış. Bizimki kara kara düşünmeye başlamış. Hamamcıya söylese yine dayak yiyecek. Neyse kemeri beline bağlamış. Korka korka kasaya doğru yaklaşmış. Elbiselerinin çalındığını direk söyleyememiş. Demiş ki:
    -Aya hele bak! Men buraya bele mi gelmiştim?…