26 Ocak 2021 Salı 537 Okunma

Salgının şartları parası olmayana sıkıntı...

Canınız bir mekanda yemek yemek mi çekti?
Bunu yapmanız normalde ve salgın şartlarında mümkün değil aslında...
Öyle ya, salgın nedeniyle tüm mekânlar kapalı.
Nerede oturup yiyeceksiniz ki?
Ama bir yol var.
Gidiyorsunuz herhangi bir otele...
Tutuyorsunuz bir oda...
Oturuyorsunuz otelin restoranına.
Bir güzel yiyip içiyorsunuz.
Saat 21.00 olunca ya çıkıp odanıza yatıyorsunuz, ya da gidiyorsunuz evinize...
***

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı var ya...
İki gün boyunca market dışında evden çıkamıyorsunuz ya...
Cuma gününden çıkıyorsunuz yola.
En yakın otele gidip yerleşiyorsunuz.
İki gün boyunca otelin çevresinde dolaşıyor, kayak yapıyor, havuza giriyor, restoranda yiyip içiyorsunuz.
Ne yasaklar işliyor sizin için ne de tedbirler...
***
Sonuç olarak...
Salgının getirmiş olduğu şartlar, parası olana esneyebildiği kadar esniyor anlayacağınız.
Ne yeme içmeden eksik oluyorsunuz ne de gezip eğlenmekten.
Ne sokağa çıkma yasağı bağlıyor sizi ne de yüzüp spa keyfinden mahrum kalıyorsunuz.
Salgının şartları parası olmayana sıkıntı.
Parası olana şart da şurt da yok!


.....


Her ay 10-15 metre ray döşenseydi var ya…


Mesleğe ilk başladığımız yıllarda, yani bundan 35 yıl önce Eskişehir’in en önemli meseleleri sıralanıyordu.
O dönemler Eskişehir’in sorunları arasında Hava kirliliği, porsuk kirliliği, İstanbul yolunun yetersizliği ilk sıralarda yer alıyordu.
Ardından, sıralamaya “Eskişehir’in demiryolu ile liman bağlantısı” ekleniyordu sorun olarak…
Liman bağlantısının, Eskişehir sanayisi açısından olmazsa olmazı olarak değerlendiriyordu sanayiciler…
-“Ürettiğimiz ürünleri dış pazarlara kolay ulaştıramadıktan sonra bu şehirde sanayi gelişmez. Olduğu yerde sayar” diyorlardı.
Üzerinden koca 35 yıl geçti…
Tam 420 koca ay…
Bugün hala Eskişehir’in demiryolu ile liman bağlantısı konuşuluyor.
Bugün hala sanayiciler liman bağlantısının Eskişehir’in olmazsa olmazı olduğunu söylüyor.
Bugün hala sanayiciler “ürettiklerimizi dış pazarlara kolay bir şekilde ulaştıramadıktan sonra bu şehrin sanayisi atılım yapamaz” diyor.
Ne diyelim…
Koca 35 yıl…
Tamı tamına 420 ay…
Her ay 10-15 metre ray döşense, Eskişehir bugün en uzak limana demiryolu ile bağlanmış olurdu…
Böylece, Eskişehir’in 35 yıl öncesi sorunu bu gün sorun olmaktan çıkardı…


.....


 


Siz siz olun!


Hitler’in ünlü propaganda bakanı Gobbels’in bir sözü var tarihe geçen…
-“Dua ederken kim gereğinden fazla bağırıyorsa, o en büyük ebedi günahkardır” der…
Bu o kadar doğru bir teşhis ki, örneklerine sürekli şahit olmak mümkün…
Hırsızlıktan en çok dem vuran hırsız çıkıyor…
Uyuşturucuya kendi çapında savaş açtığını bağırıp-çağırarak ilan eden uyuşturucu taciri çıkıyor.
Sağda-solda fakir-fukara edebiyatı yapanlar işyerlerinde kaçak işçi çalıştırıyor.
Her ağzını açtığında Ahlak’tan bahsedenlerin yaptığı ahlaksızlıklar, sonradan bir bir orta yere dökülüyor…
Kısacası…
Kim hangi konuda gereğinden çok bağırıyorsa, bağırdığı konuda en büyük suçu işlemişliği çıkıyor ortaya…
Etrafında “Rüşvetçi” diye suçlamadığı kalmayan, en büyük rüşvetçi çıkıyor iyi mi?

Liyakatsizlikten sürekli yakınanların, bütün netliksiz  akrabalarını torpille işe sokturduğu anlaşılıyor.
“Demokrasi” diye bağıran, demokrasiyi katlediyor.
“Hak yeniyor” diye feryat eden, bildiğiniz hak yiyor.
“Adalet yok” diye kapı kapı gezen, adaleti mahvediyor.
Bu kadarla da kalsa iyi…
“Fetö’cü” diye bağıran, fetöcü çıkıyor.
“Elhamdurullah” diyenin ortaya çıkmadık rezilliği kalmıyor.
O yüzden siz siz olun, hangi konuda olursa olsun gereğinden fazla bağıranlara dikkat edin.
Çünkü…
Suçluluğu bastırmanın en kolay yoludur bağırmak.
Ve şunu unutmayın…
En suçlu olanlar her zaman en çok bağıranlardır.


.....


 


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Salomon büyük bir ekonomik sıkıntı geçirmektedir.Çareyi Mişon'dan borç istemekte bulur. Zaten işleri de evleri de aynı sokakta ve karşı karşıya olan Mişon, Salomon'a borç vermeyi kabul eder ama en geç 1 ay sonra parayı geri vermesini şart koşar. Salomon da kabul eder.
Günler çabucak geçer ancak Salomon'un işleri bir türlü istediği gibi gitmez. Borcu ödemesine 1 hafta kalmıştır ancak ödemesi mümkün görünmemektedir. Geceleri yatağında dönüp durmakta, uyku bile uyuyamamakta, sabahı zor etmektedir.
Salomon'un bu huzursuzluğunu gören eşi, Salomon'a sorar;
- Bey bey, ne oldu, neden uyuyamıyorsun, neden bu kadar huzursuzsun?
O ana kadar durumu eşine söyleyemeyen Salomon durumu anlatır.
- Parayı Mişon'a en geç üç gün içinde ödemek zorundayım ve malesef hiç param yok, ben ne yapacağım yandım...
Eşi; "Bunun için mi bir haftadır uyku uyumuyordun, düşündüğün şeye bak" diyerek, gecenin kör kandilinde pencereyi açar ve hemen karşıda uyuyan Mişon'ların duyabileceği kadar bağırır;
"Mişşşşooooon, Mişooooon, Salomon var ya... Sana olan borcunu ödeyemeyecek !!! "
" Haydi yat bey şimdi o düşünsün..."